Hayır, mesele rejim değişikliği meselesi değil, Türkiye’de hangi rejim olursa olsun kendine özgü "Türk tipi"liği olduğu sürece bize zarardır.
Hayır, mesele sistem değişikliği meselesi de değil, parlamenter sistem de olsa başkanlık sistemi de olsa "Türk tipi" faşist zihniyete sahip olduğu sürece bize zarardır.
Hayır, mesele "tek adam"lık meselesi falan da değil, "Türk tipi" gaddarlığa sahip olduğu sürece yönetimde tek adam da olsa on adam da olsa fark etmez, bize zarardır.
Yani biz meseleye CHP veya benzeri Kemalist yapılar ya da kapital liberaller ile sosyal liberaller penceresinden bakamayız. Biz özgürlükçü Kürtler ve tüm devrimci-özgürlükçü halklar olarak meseleye onurlu insanlığın gereği olan üç temel değer üzerinden bakmalıyız; adalet, özgürlük, barış.
Öncelikle şunu bilmeliyiz; Ankara bizim için her zaman ferman merkezidir, dün söylediği yalanı bugün söylediği başka bir yalanla tekzip eden ama bundan hiç utanmayan, siyasal ve kapital çıkarları için her türlü hokkabazlığı yapan kural dışı karakterlerin oyun tezgahıdır. Bu yüzden Ankara kaynaklı "Türk tipi" sözlerin tek birine bile inanmak kendi fermanına imza atmaktır.
Bir de kronik beceriksizliği iflah olmayan, kime-neye karşı muhalefet ettiğini bilmeden habire saçmalayan ama ne olursa olsun "Kürt" veya "devrimci" dendiğinde iktidardan daha iktidarcı olan "Türk tipi" muhalefet anlayışı vardır. Kısaca Ankara’da aslında herkes "tek tip"tir ve hepsi onurlu yaşam düşmanıdır.
Bu yüzden, bu referandum sürecinde, -oylamaya sunulan 18 maddelik Anayasa değişikliğini anlatırken- sürekli yalan söyleyip manipülasyona baş vuran iktidar ile muhalefet edeyim derken içinden çıkamayıp bulanıklık ve kafa karışıklığı yaratan CHP’nin söylediklerini unutun. Hepsi "Türk tipi" siyasetin çıkar mekanizmasına hizmetten ibarettir.
Esas mesele şudur:
Bir, adalet: Bu referandum Erdoğan ve ailesi ile himayesindeki "hırsız ve terörist çete"nin çok uzun yıllar korunması için yapılıyor. Sandıktan "evet" çıkarsa hep korunacaklar ve parası-emeği-ekmeği çalınan, evladı-babası-yoldaşı öldürülen, işkence-zulüm-hapis gören insanların çoğu bunlardan hesap sorulduğunu göremeyecek. Belki hiç kimse göremeyecek, çünkü zamanı geldiğinde güvenli bir şekilde Katar’a ve Araplar’a kaçacaklar.
İki, özgürlük: Bu referandum, -tüm yetkileri kendinde toplaması bir yana-, Erdoğan’a istediği zaman istediği konuda Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi veriyor. Bu, sürekli Olağanüstü Hal demektir ki bu adam bu yetkiyle istediği zaman istediği süreyle tüm yaşam özgürlüklerimizi kısıtlayabilir, istediği kişiyi hapse atabilir, sürgün edebilir, işsiz bırakabilir, parasına-mal varlığına el koyabilir, kısaca herşeyimizi ama herşeyimizi sadece bir kaç satırlık bir kararnameyle elimizden alabilir. Şu anda da bunu yapıyor ama bu kısıtlı hali, referandumda "evet" çıkarsa dokunulmaz bir zırha ve güce bürünecek ki tüm gerçek muhaliflere sınırsız bir zindan zulümü uygulayabilir.
Üç, barış: Bu referandum hepsinin toplamı olarak büyük bir Kürt savaşı için yapılıyor. "Kürt savaşı" demek Türkiye’de "iç savaş" demektir. Tüm iç ve dış hazırlıklar bu yönde. Ekibindeki "kısmi ılımlılar"ı dahi gönderip para yoluyla satın aldığı Kürt düşmanı radikalleri yanına toplaması bundandır. MHP ile BBP’ye "evet" desteği karşılığında verdiği en önemli söz de budur; PKK’yi bitirmek adına tüm Kürdistan’a saldırmak.
Bakın Güney sınırına baştan başa duvar örüyor, içlerde her noktaya "kalekol" denen askeri karakollar yaptırıyor, Güney Kürdistan’ın defakto başkanı ve hükümetiyle anlaşmalar yapıyor.
İki gün önceki bir konuşmasında ağzından kaçırdığı "Bahar geldi, sürprizlerimiz olacak" cümlesi çok önemlidir. O sürprizlerden birinin Şengal’e diğerinin Kandil’e saldırmak olduğunu söyleyebilirim.
Bu cesareti kendinde gören bu adam içeride ne yapmaz siz düşünün. Bir kararnameyle bir kenti topyekün sürgün edebilir, bir kararnameyle bir şehri yerle bir edebilir, bir kararnameyle büyük bir soykırım başlatabilir.
Kaldı ki Cizre’yi unuttuk mu, Sur’u unuttuk mu?
Koca şehirleri koca bir halkın üstüne yıktı, altında kalanları diri diri yaktı ve üstüne fotoğrafı ile bayrağını dikti. Aşağıda gördüğünüz fotoğraf bu anlamda hiç ironik değil, adam tam olarak açık şekilde bunu söylüyor; ya bana biat edip köleliği kabul edersiniz ya da köyünüzden şehrinize, mutfağınızdan yatak odanıza kadar her yeri viran ederim, mezara çeviririm, üzerine de fotoğrafımı dikerim.
Sandıktan "evet" çıkarsa yapacağı bu; ve bu yıllar sürecek.
Şimdi, her şey bu kadar açık ve netken; onuru, vicdanı, şerefi, gururu müsaade eden gidip "evet" oyu kullanabilir.