16 Nisan 2017 tarihinde modern Türkiye’nin politik tarihi, ideolojik angajmanında yeni bir yön arayışına girdi. Evet ve Hayır ayrımı, hükümetin şekli, başkanlık tartışmasıyla hafifletilmek istense de, asıl mübadele kimlik, tarih ve ufuk ideolojisinin bünyesiyle yaşanmaktadır.

Keza Türkiye politik tarihi, pek çok ulus ve toplum yeteneğinden kapalı olarak, baskıcı demokrasi, etnik inkar, kültürel asimilasyon ve vesayete dayalı parlamenter sistemiyle kendi içinde tasfiye yaratan bir dizi ideolojik kastlaşmanın tarihidir.

23 Nisan 1920’de Cumhuriyet ve ardından Laiklik mitosuyla başlayan bu serencam, şimdilik yeni sürümü olan Türk islamcılığına, toparlayıcı kurumsal hegemonya vererek, bu kastlaşmayı sürdürülebilir kılmaya çalışmaktadır. Bu nedenle  tartışmayı parti, lider ya da hükümetin işlevsizliğine yormaktan ziyade, politik aktörlerin yaslandığı çizginin silik ve görünür tarafında, kimin ve neyin pozisyon almaya başladığını anlamaya çalışmak kalıcı sonuç yaratacaktır.

Bu ideolojik mübadele her ne kadar parlamentarizm üzerinden mağduriyete bulandırılsa da total olgu, kemalizm ve onun toplumsal beslemesi olan, milliyetçi, Türk islamcı iktidarların ülke ve dünya şartları karşısında ki çözümsüzlüğüdür. Bu nedenle 17 Nisan referandumu için, partilerin kurumsal bağlayıcılığından çok, onlara ilham, iş ve itibar kazandıran kurucu ideolojik toplumsalın darasına eğilmek daha yerindedir. Türk siyaset tarihini dolduran kemalist, milliyetçi ve islamcı ekollerin bugün geldiği açmazı sadece parlamenter sistemin geliş-gidiş nostaljisine ya da millet egemenliğinin tasfiyesine indirgemekte gerçeği ıskalamaktır. Oysa gerçek yaşanılanların kendisindendir. 

Türkiye’de politik kurumlaşma tepede inkar, tavanda devlete itaat, adli mantıkta ittihatçı ve bunların türlü şiddetine müsait bir hizmet sürecinden ibarettir. Farklı parti ve eğilimlerle modern cumhuriyet çoğul gösterilsede, parti ve hükümetlerin ideolojik rol sadakati benzerdir. Bugün herkese ekmek ve eylem kapısı olan kurucu ideolojinin strateji değişimi bu yüzden parti bunalımlarını ve muhalefetin konumunu belirsizleştirmektedir. Yazık ki belirsizlik sadece partilerin konumuyla sınırlı değildir. Herşeyden önce bu yörünge değişiminin toplumsal maliyeti görünenin kat be kat fazlasıdır. Modernleşme rotasında erişilen duygu ve düşünce ikliminin yıpranan düzeyi, hakim motivasyon kitlesi olarak öne çıkan politik kültürün nostaljik özentisi ve yeniden ideolojik kuruculuğa teşrif refleksi bu süreci daha da kırılgan hale getiriyor.

Ne var ki yaşananlar yeni değil, olacaklar hiç olmamış değildir. Daha Cizre’den dumanlar yükseliyor, Sur’da yıkım sürüyor, Kürdistanı iskan ve 15 Temmuz’da kaynağı belirsiz darbe havasının ajandasındaki icraatlar dur durak bilmiyor. Bu yıkım ve tasfiyeden payını alan yazar, akademisyen, Tanıl Bora’nın Cereyanlar adlı kitabı yayınlandı. Tanıl Bora, „Cereyanlar-Türkiye’de Siyasi İdeolojiler“ kitabını yazarken, Evet ve Hayır’ın cereyanını öngörmüş müydü bilinmez ama, kimin Türkiye’deki siyasi ideolojilerin cereyanına, kimin de cazibesine kapılacağını politik tarih ayrıca yazacaktır. Cereyanlar- Türkiye’de Siyasi İdeolojiler, Türkiye politik hayatının senaryosu mahiyetinde olmuş. Tanıl Bora, Cereyanlar‘da Cumhuriyetin ideolojik fragmanını düzenlemiş. Cereyanlar’da, altı büyük başlıkta Türkiye’de ki sosyo politik merkezlerin haritası çıkarılmış. Merkez ve muhalif aktörler, kurucu ideolojinin bürokratik tahakkümü, kurumsallaşması ve çevreye uyarlanma serüveni etraflıca işlenmiş. Bu serüvende kültürel, politik, ekonomik, edebi, sanatsal satıhların ideolojik şarjı, zihinsel marjinalliği yer, zaman sağlaması yeni bilgilenmelerle irdelenmiştir. Cumhuriyet koridorlarında duyulan ve duyulmayan tarafların, icraat ve iflasını her kesimin entelektüel, aktüel, evrensel ve ulusal kapsamını bir tarihçi mahirliğiyle tasnif etmiş Tanıl Bora.

Kitap, altı büyük başlığın altında:

Osmanlı zihniyet dünyası, Modernleşme, Batı ve Batıcılık, Kemalizm, Kemalizmler, Kemalizmin krizi, Milliyetçilik, Muhafazakarlık, İslamcılık, Liberalizm ve Sol’un tarihi, Politik mekan, kurum ve kişiler üzerinden detaylı bir araştırmaya tabi tutulmuş. Cereyanlar-Türkiye’de Siyasi İdeolojiler kitabı, bugüne varan içeriğiyle okurun dünyasını kolaylaştıran tarihsel benzerliğe fazlasıyla yardımcı oluyor.

Türkiye de yaşayan bir okur için ilginç gelebilecek en önemli başlık Kürt ulusal hareketleri ve Kürtlere ayrılan bölümdür. Keza merkezi okur ve yayıncılık dünyasında yer alan bir kitabın Türkiye tarihine politik Kürt tarihinin etki tepki gücünü dahil edilmesi bir farklılık olmuş. Kuşkusuz bunda Kürtlerin inanılmaz varoluş mücadelesinin dört parçadaki görünürlüğünün payı yüksektir. Ancak Kürtleri kendi tarihsel devamlılıkları içinde ele almak ve Kürt sorununu resmi kulvardan ziyade realitenin içinden okumak belki de Türkiye politik hayatının sağlam bir eksene okunmasını kolaylaştırcaktır. 

İletişim Yayınlarından çıkan ve 926 sayfa olan kitap, konu çeşitliliği siz korkutmasın. Yaşadıklarımızdan, konuştuklarımızdan duyduklarımızdan, gördüklerimizden oluşmuş cereyanları bulacaksınız.