Bu futbol terimi AKP’nin seçim sloganıydı.

Tayyip Erdoğan, kendisince başarılı geçtiğini düşündüğü, “ilk yarı”dan sonra, “seyirci”den ikinci yarı için de tam destek istiyordu.

“İkinci yarı”, 13 yıllık AKP iktidarını bir on üç yıl daha sürdürme hedefini ifade ediyor.

Gelgelelim ki seyirci maçın ilk yarısından hiç de memnun değil. 

Protokol tribünü hariç, tüm stad Tayyip Erdoğan’ın hem kulüp başkanı, hem teknik direktör, hem santrafor, hem takım kaptanı olduğu bu garip oyunu kabul etmiyor.

En önemlisi “ilk yarı”ya çıkan takımın neredeyse tamamı ikinci yarıda sahada olmayacak. 

“Maç”ın sonucu nasıl olursa olsun bu maç, Tayyip Erdoğan’ın futbol hayatını(!) bitiren son maç olarak tarihe geçecektir.

Çünkü ilk yarı oynanırken, “henüz kral çıplak demedim, onun da zamanı gelecek” diyen stoper Bülent Arınç, ikinci yarı başlamadan önce “teknik direktör”ü hedef alan konuşmalarını yapacaktır.

Orta sahanın göbeğinde, oyun kurucu rolü ile Hüseyin Çelik, futbolun takım oyunu olduğunu; klüp başkanının takımın diğer işlerine burnunu sokmaması gerektiğini maça çıkmadan önce belirtmişti. İkinci yarı başlamadan “Himalayalar olmasa Everest bir hiçtir”in geniş açılımını da yapacaktır.

Takımın “umut vadeden oyuncu”su Ali Babacan, tüm seyirciler önünde kendisine çocuk muamelesi yapan Erdoğan’ın, teknik direktörlük yaptığı bir takımda asla oynamayacağını çok önceden ilan etmişti.

Takımın başarısızlıklarından sonra basının önüne çıkarak mazeretler uyduran, tüm yenilgilerden sonra, “önümüzdeki maçlara bakacağız” diyen Beşir Atalay’ın, soyunma odasında Erdoğan’a, “bundan sonra ben yokum” dediği belirtiliyor.

Fakat bu derin çelişkilere ve kaosa rağmen hayat devam edecek ve futbol kulübünün divan kurulu başkanı Abdullah Gül, “ikinci yarı” başlamadan devreye girecektir.

Abdullah Gül’ün danışmanı Ahmet Sever, ilk yarı boyunca takımın yaşadıklarını ve takımı küme düşürmenin eşiğine götüren teknik direktörün saha dışındaki icraatlarını, teamül ve hukuk ihlallerini detayları ile bir kitapta topladı.

Bu kitap, Gül tarafından okunduktan ve onaylandıktan sonra basıma hazır hale getirildi. Hatta kitap kapağı da, bu işlerin ehli bir şahsa yaptırıldı. Kitap kapağı yapılırken doğal olan, kapağı çizecek olan kişinin kitabı okuyarak kapağı tasarlamasıdır. Fakat Ahmet Sever’in yazdığı kitap, kapağı çizen kişiye okutulmadı. Çünkü kitapta çok bilgi vardı ve bu bilgilerin pek çoğu Tayyip Erdoğan’a ve yaptıklarına ilişkindi.

Tayyip’in yönetme hırsını konu alan bu kitaptan Erdoğan ve çevresi haberdardır.

Baş aşağı gitmesine ve açık başarısızlıklarına rağmen hala “Erdoğan ve takımı”nı destekleyen kulüp medyası, bu kitabın yaratacağı etkiyi şimdiden kırma faaliyeti yürütüyor. 

Öyle ki bu propaganda, kitabın yazarı Ahmet Sever’in, Cumhuriyet gazetesinde “Mustafa Halif” müstear ismiyle Erdoğan ve AKP karşıtı yazılar yazdığı noktasına kadar vardırıldı.

Futbol uzmanı gazeteciler ise bu iddianın asparagas olduğunu, Mustafa Halif’in eskiden veya sonradan AKP ile, Erdoğan veya Gül ile asla bir ilişkisinin olmadığını; Mustafa Halif’in futbolun sektörleştirilmesine, futbol takımlarının baronlar tarafından yönetilmesine karşı olduğunu, bu görüşlerini 12 Eylül döneminde dahi çekinmeden dile getirdiğini belirtiyor.

Kısacası ikinci yarı Erdoğan ve takımı bakımından hiç de iç açıcı görünmüyor.

Zayıf tekniği ve kısa boyuyla Davutoğlu hangi defansı aşıp gol atabilir? 

Sağ açıkta “kazma” lakaplı Süleyman Soylu, sol açıkta Numan Kurtulmuş gibi koşmaktan aciz bir forvet; orta sahada idolü Emre Belezoğlu, küfürcü Yalçın Akdoğan; kalede, ilk yarıda dolar ve euronun yükselişi ile büyük bir moralsizlik yaşayan “kova” Mehmet Şimşek…

Yedek kulübesine bakarmısınız; Orhan Miroğlu, Muhsin Kızılkaya, Mehmet Metiner …

Evet sevgili seyirciler ikinci yarı başlıyor…