Köy-tarım devriminin esas olarak ‘Verimli Hilal’ olarak da tarihte adlandırılan, Toros-Zağros dağ sisteminin iç kavislerindeki eteklerinde, jeobiyolojik yapı ve türlere bağlı olarak geliştiği tüm dil, antropoloji, etnisite, arkeoloji ve jeolojik bilimsel çalışmalarla kanıtlanmaktadır. İnsanlığın evrensel tarihinde bu devrim aşaması esastır. Devrim derken niteliksel dönüşüm gelişimlerini kast ettiğimi belirtmeliyim.

Bu devrimin önemi çok yönlüdür. Birincisi toplum uzun süreli klan toplumu aşamasından (birbirine benzeyen homojen küçük gruplar), heterojen (farklı çokluklar) ‘Kabile sistem’leri aşamasına geçmiştir. Ortak dil kökenlerine dayanan, yarı-göçebe, yarı-yerleşim alanlarına konumlanan, aralarında hediyelik benzeri değiş-tokuşlar bulunan, ortak bir tapınak ve ölülerini gömme mekânları yaratan kabile sistemleri, uzun süreli toplumsal biçimlenişlerdir.
İnsanlık tarihini aydınlatma bağlamında bir ‘Süpernova’ olarak değerlendirilen Urfa yakınlarındaki Göbekli Tepe arkeolojik kazılarında ortaya çıkan ve M.Ö 10.000 yıllarında inşa edildiği kanıtlanan rejimli dikili taş mabetler, tarım devriminden önceki kabile sistemlerinin şimdiye kadar sanıldığı gibi hiç de ilkel bir konumda olmadıkları, oldukça gelişmiş toplumsal yapılanmalar oldukları, çok önemli bir tarihsel keşif olarak karşımıza çıkmaktadır. Daireler halinde dizilmiş bu yontulmuş dikili, taş mabetler büyük bir düşünce ve duygu dünyasının yaşandığını açıkça göstermektedir. Urfa (daha genişçesi Yukarı Mezopotamya) jeobiyolojisinin bu kabile sistemlerinin gelişimi için ideal bir konum arz ettiğini önemle belirtmek gerekir. Tarihsel çalışmaların mutlaka üzerinde yoğunlaşması gereken bu kabile sistemi kültürü çözümlendikçe evrensel tarihin daha net aydınlatılacağından kuşku duyulamaz.
İkincisi köy oluşumları şimdiye kadar tarım devrimine bağlı olarak değerlendirilmişti. Yarı-göçebe kabile sisteminde köy oluşumlarına geçildiği, Urfa Göbekli Tepe tapınağının kanıtladığı diğer önemli bir toplumsal gerçekliktir. Daha önceleri kentin ve devletin doğuşunu Sümer rahip tapınaklarına bağlamıştım. Aynı biçimde köy ve komün yönetiminin, yeni ilkel ilk demokrasinin de bu sefer kabilelerin ortak tapınak sistemleri etrafında oluştuklarını önemle belirtmeliyim. Her ortak tapınak yerleşikliğe, ilkel alış-verişe, ortak duygu ve düşünce devriminin de temelini teşkil etmektedir.
O halde üçüncü husus, ticaretin ilk primitif, orijinal biçimi olan hediye alış-verişlerinin ortak mabet buluşmalarında geliştirildiğini belirtmek mümkündür. Dördüncüsü din ve sanatın (bu iki kategori başlangıçta birliktedir ve temel manevi kültür öğesidirler) doğuş kaynağında da ortak mabet tapınmaları bulunmaktadır. Yazıya hayli yaklaşılmış tapınak resimleri (Göbekli Tepe) düşünce ve duygu düzeyinin gelişkinliğini kanıtlamaktadır. Sümer ve Mısır yazılarının doğuşunu adeta önceden haber veren bir sanat söz konusudur. Belirtilmesi gereken diğer önemli bir husus; bu kültürün yarı-göçebe niteliğinden ötürü çok esnek ve hızlı yayılma karakterinde olmasıdır. Tarihte 15.000-10.000 yılları arasında başta Ortadoğu olmak üzere bu kültürün evrensel çapta yayılım gösterdiğini belirtmek, tarih anlatımları için hayli aydınlatıcı bir rol oynayacaktır. Şahsi kanaatim bu kültürün tüm Asya, Afrika, Avrupa, Amerika ve hatta Avustralya’yı fethettiği (kültürel yayılım anlamında) doğrultusundadır.
Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü kitabından alınmıştır.