Bakan açıklamış işte: Terör var, terör var… Bunun psikolojik olanı, bilimsel olanı var. Arka bahçesi varrr… Arka bahçede temizlenmeyi bekliyor kandırılmış otlar… Ahh o otlar var ya o otlar, iyi teşhis edilmeli onlar… Bir bilseniz ne zararlıdırlar!!!
Hükümet epeyidir terörün bilimsel, sanatsal, medyasal, siyasal yanını topladı şimdi de arka bahçede geziniyor. Başını kaldıranı, dilini bileyeni, imada bulunanı, olasılık (!) halinde olanı toplayıveriyor…
Dün bir arkadaşım söyledi: „Cumartesi Anneleri ile ilgili benim de ucundan kıyısından bir çabam vardı, aceb beni de…“ Evet ya, seni de…Bakan’ın terör tanımına hangimiz uyuyorsak artık, her birimizi de...Telefon defterlerimiz, mail gruplarımız... Hepsi, her şey arka bahçenin ayrıksılarıdır, „terör“ örgütüne birşeyler taşıdığımızın resmidir, biline...
Hiçbir şekilde yanamıyorsak artık, doğum yerimiz bile bizi yakmaya yeter tek başına. Zaten tipimizden de bellidir hangi soğanın cücüğü olduğumuz. Neye kızdığımız, neye güldüğümüz suratımızdan „delil“ oluşturacak kadar akıyordur zahir. O tip ki şak diye ele verir kendini. Kandırıldık mı, kandık mı, kokutulduk mu, artık başımıza ne geldi ya da getirildiyse, bu hükümetin ve kolluk kuvvetlerinin tipten anlama kabiliyeti hayli gelişkin. X-ray cihazı gibi işliyorlar. İç organlarımıza dek bilinemezlik kalkıyor, onların karşısına „suçluarkabahçeotu“ olarak çıktığımızda. Potansiyelimize, çapımıza, yarıçapımıza karşılık gelen tüm formüller kendilerinde saklı… Pay hazır, payda da bulundu mu, devletin peydahlayacağı mevzuda sıkıntı yaşanmayacağı ortada... „Birbirine hiç benzemeyen iki mesleğin peydahladığı bu ucube, yarılmış bir dildi, hasta bir dil“ diyor üstadımız T.Uyar da...
İçerdeki onca „terör“, terörün arka bahçesinde biten ot“u başka türlü nasıl izah ederiz dünyaya?
İşin „bilimsel“ boyutunun ne olduğunu sanırım „Büşra Ersanlı“ ile açıklayabiliyorlardır. Tek başına bilimsel terörist unvanını da aldı Büşra, onca akademik uğraşısından sonra.
Şu her şeyin üstünde „egemen“, „ana akım“ medya denilen organın kılcallarında kan diye dolaşan yazar-çizer takımı içinde, adının önünde Doç, Prof olanların „bilimsel terörizm“e niye sessiz kaldıklarını dert edinirim sonra. Onların öğrendiği hayat bilgisi ile öğrettikleri arasındaki köprünün hayali olduğunu düşünürüm ve kalemlerini halkın yararına değil, efendilerinin hizmetine sunduğundan da emin gibiyimdir, bu bir kamyon „bakan“ gözün pek de düşünülerek söylenmediği izlenimi yaratan sözlerinden sonra.
O sıralardan itiraz hiç yükselmiyor, o sıralardan „amaaa hocam“ parmakları kalkmıyor…
Eskiden iyi kötü barış marış der, imza atar, toplantılara katılırdı... Artık o da yok! Barış Kürtler için gelecekse, gelmesindi. Kökleri kurutulmalık, yazarı çizeri tutuklanmalık ne de olsa... Ne de olsa hepsi suçluydu ve suçlular suç işlemeden saf dışı bırakılmalıydı. Talan desek abartmayız, bozgun desek havamızdan geçilmez... Oldukça ekonomik ve kendi yargılarına göre de gayet adil!?
Etnik Espritüeller
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, „3 adet maalesef vatandaşımızın patlamadan dolayı can kaybına maruz kaldığı bilgisi var elimizde“ diyerek, kriminal olayları düz mantığa indirgemişti bizim için, anımsayın lütfen. Zafer Çağlayan’ı, Kızılderili kabileleri ağırlarken ettiği „Biz sizi Texas, Tommiks’ten biliriz, neydi yüzbaşının sevgilisinin adı, deyiverin bakiim“ derken yakaladığımda sahnenin hakikatinden kuşku duymuştum, ama heyhat, bakan bey espri yapıyormuş!! Bir espri de Egemen Bağış‘tan... Sarko’ya kapak... Sarko’ya kapak oldu mu bilemem ama mizah aleminin uzun süreli kapaklarından olduğundan zerre şüphem yok... Kokmaz artık bu logar... Şahin, Bağış ve Çağlayan „etnik espri“ dozu yüksek devletlûlarımızdan...Güldürmek için böyle yapıyorlar... Gülüyoruz gülmesine de, bu kez de „güldük“ diye hapse atılıyoruz, arka bahçe otu oluyoruz...
Öyle anlaşılıyor ki bu hayat da bize kapak olmuş.
Üstelik espri anlayışını da hiç beğenmedim...
Hayat güldürmeyi beceremiyor...