Bugün, bu kimsesiz ve muammanın belirsiz mekanında sana yazmak, yazdıkça sana gelmek, bir nefes de olsa seninle yaşamak istiyorum çocuk. Biliyorsun, uzun zamandır toprağın derinliklerinde kendi derinliğimle yatmaktayım. Şu an kendimi çok zor tutuyorum desem, inanır mısın masumiyetime ey çocuk. Bugün hayatı göz ardı ediyorum ve sesini duyabilmek için sana yazmak istiyorum.
Kaç cumartesidir buradasın, kaç gündür gözü yaşlı beklemektesin bizleri güzel ülkemin toprağının altında. Öyle ki, hayatı yansıtırken yıldızlar, sen her zaman farklı yansımasını bulan fırtınalı bir deniz gibisin çocuk. Derinlere kök salmış acılar çabuk sökülüp atılmıyor. Bir kurşun sıksan da yalnızlığın boşluğuna, geri gelmiyor gidenler. Unuttu artık gözlerimiz gülmeyi.
Gözlerim zemheri bir gecede açılmıştı hayata ve şimdi zemheri bir gecede karanlıklarla kapanıp kalıyor öylece. Tıpkı ayrılıklarda kalan umut misali. İnsanlarımız ölüyor durmadan çocuk. Her cumartesi, bu meydana binlerce kayıp uğrar. Nasıl da perde perde koşturuyorlar alana. Yine de gece kaldığı yerden devam ediyor. Ben de hala seni anlatıyorum ülkemin doğmamış çocuklarına. Anın anına benzemese de, acayip karışıksın benim için ve ben çıldırırcasına haykırıyorum, bana durmadan acı çektiren burukluk hissine karşı.
Oysa bir başkadır memleketimin kavgası, sevdası. Her özlemin ayrı bir tadı var. Çocukluğun bile duygusu ayrı yaşanır. Ama Kürdistan’ın apayrı bir özlemi vardır. Deryay-î misal olmuşçasına akarak çağladığında, özlemini kim anlatabilir ki. Kıpkızıl bir şafak vakti dalgalanırken saçlarınız, o güzel badem kokulu saçlarınıza dokunmayı özlerim.
Ne güzel şey değil mi aşk ile sevmek bir güzelliği. O güzellikle sana dair yaşamak çocuk, bir tarih içinde büyümektir. Güzel çocuk, işte yağmur yeniden yağıyor, az sonra toprağımızın kokusunu hissedeceksiniz, son bir yudumla. Şimdi uzaklarda, koşuşturan seklavi atlarının ayak seslerini duyuyorum. Sen o atların sırtındaki süvari misali, o kavganın zaferi misin çocuk?
Zamanın çaldıkları hep bizden akıp gitmekte çocuk. Güneşin çocukları da bugün toprak anaya akıp gitmekte. Yani bir cana, bir de Kürdistan’a semah dönmek var gönlümüzde. Hikayelerimiz dertli dertli anlatılsa da yine de bizi biz yapan semahtır aslında. Pir aşkına vurulmuşçasına dergahında ayet kokuyor nefesim çocuk. Hem de mahpushane duvarlarına inat! Biliyor musun çocuk şu an aklımın orta yerine oturmuş bir denklem gibisin.
Kurşuna diziliyor ülkemin çocukları, kurşuna diziliyor anaların çığlıkları. Susmaktan çok yoruldum çocuk. Bir ölümün ardındaki gözyaşı gibi, durmadan susmak beni bitiriyor çocuk. Peki, yorulduğuma kızar mısın? Çünkü her acı beni de burada bırakıp gidiyor. Gece zifiri karanlık olunca herkes kayboluyor hayat sahnesinden çocuk.
Ey sevgili, ey bitirilmemiş tutkum, suskunluğumda ağlayan çocuk, şimdi tüm sevdiklerim ayrılığa kilitlenmiş durumda aslında tüm mesele var olmaktır ayın şavkında. Anlamlı yaşamak, anlam dünyasında derinleşmek ve büyümektir çocuk. Savaşıp güzelleşmek içindir devrim yürüyüşleri. Tüm ışıkları söndürseler de gözlerimle yine de bulurum seni ağlayan sesimle. Her uyandığımda toprağın altında, bil ki seni ararım.

Yitik bir coğrafyada her gün katledilen biz, vurulup ölen siz, siren sesleri arasında çınlarken telsizlerde ismimiz, o an seni düşünürüm çocuk. Yağmur kamçılıyor geceyi ve ben hala seni arıyorum. Ayrılmak zor olsa da, bir melodi gibi şefkatli, hiç gitmekten bahsetmeyen, geçmiş zamana doğru büyütülen umutlar, bizleri güneşin ülkesine getirirken, ben senin gözünde bir damla yaş, sen yüreğimizde durmadan çarpan Kürdistan’sın çocuk.


 Hatay E Tipi Cezaevi