İHD İstanbul Cezaevi Komisyonu Üyesi Avukat Zeynep Ceren Boztoprak, açlık grevindeki tutsak sayısının artacağını, çünkü talep karşılanmadığı gibi tutsaklara yönelik baskıların da arttığını söyledi.

SAFİYE ALAĞAŞ / RENGİN AZİZOĞLU / JINNEWS/İSTANBUL

Öcalan’ın 12 Ocak’ta kardeşi ile görüştürülmesinin siyasi bir hamle olduğunu ve bunun tecrit koşullarının kaldırılması anlamına gelmediğini belirten İHD İstanbul Cezaevi Komisyonu Üyesi Avukat Zeynep Ceren Boztoprak, “Türkiye’de siyasi bir tıkanıklık var ve bu sadece açlık grevleri yapanların sorunu değil Türkiye’deki tüm demokratik kitle örgütlerinin sorunudur” dedi.

Tutsakların devam ettirdiği süresiz-dönüşümsüz açlık grevlerinin izlenmesi ve herhangi bir ağır hak ihlali yaşanmaması için ilgili baroların cezaevi ve insan hakları komisyonları ile ilgili sağlık örgütleri tarafından ‘Açlık Grevlerini İzleme Koordinasyonu’ kuruldu.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu Üyesi Avukat Zeynep Ceren Boztoprak, Türkiye genelinde açlık grevlerini izleme ve herhangi bir yaşam hakkı ihlali yaşanmaması için düzenli takip amacıyla bir koordinasyon oluşturduklarını hatırlattı. Bu temelde her ilde oluşturdukları koordinasyonun çalışma düzeni çerçevesinde düzenli olarak cezaevlerini ziyaret ettiklerini vurgulayan Zeynep Ceren Boztoprak, mümkün olduğunca tutsakları ziyaret etmeye çalıştıklarını dile getirdi.

Başka yol kalmayınca

Siyaset imha edildiğinde, başka çıkar yol olmadığından insanların açlık grevine başvurduklarını söyleyen Boztoprak, şöyle konuştu: “Bütün siyasi mekanizmalar ortadan kaldırılmış durumda. Leyla Güven örneğinde de böyledir. Tutuklanmaya yönelik bir gerekçe yok. Bir gerekçe olması halinde de zaten milletvekili, yani dokunulmazlığı var. Hukuken cezaevinde olması mümkün değil. Siyasi araçlar imha edildiği için insanlar bu yola başvurmak durumunda kalıyorlar. Cezaevinden aldığımız bilgiler bu sayının da artacağı yönünde. Bu doğrudan bir yaşam hakkı ihlalidir. İdare de buna göz yumuyor. Hem talep karşılanmıyor hem de birçok cezaevinde eylemcilere yönelik yapılması gereken tetkiklerin hiçbiri yapılmıyor. Örneğin vitaminin verilmediğini biliyoruz. Şırnak Cezaevi’nde idare B12 vitaminini bile temin etmiyor. Onun dışında düzenli tansiyon ölçümü yapılması gerekmektedir. Tansiyonun gelinip mahpusun bulunduğu yerde yapılması gerekirken neredeyse bütün cezaevlerinde ‘Buyurun revire gelin’ ya da ‘Koğuşun dışına çıkın tansiyonunuzu ölçelim’ diyorlar. Bu durum hekimlerin verdiği tavsiyeler açısından da sağlık hakkı açısından da sorun.”

Vitamini vermemek ölümdür

Bazı tutsakların yakınlarının B1 vitaminini yurt dışından getirdiğini, ancak bunların açlık grevindeki tutsaklara verilmediğinin altını çizen Zeynep Ceren Boztoprak, şunlara dikkat çekti: “Dünya çapındaki bütün hekimlerin tavsiyesine göre B1 vitamini olmazsa olmazdır ve verilmek zorundadır. Cezaevi yönetimi bunu temin edemiyorsa mahpusun yakınları tarafından temin ediliyorsa cezaevi yönetimi vitamini vermek zorunda. Vitamini vermemek demek kişiyi ölüme göndermek demek. Doğrudan yaşam hakkı ihlalini kendi eliyle ortaya koyması demek bunların hukuki ya da tıbbi açıdan bir karşılığı yok.”

Tıkanıklığı aşmanın yolu

Bu grevin sebebi olan tıkanıklığı açmanın yolunun siyasi mekanizmaları işler duruma getirmek olduğunun altını çizen Boztoprak, “İmralı Cezaevi’nde çok uzun zamandır bir tecrit uygulanıyor. Öcalan’ın da infaz yasasından kaynaklanan 15 günde bir aile ziyareti, telefon görüşmesi, avukatlarıyla mesai saatleri içerisinde sınırsız bir şekilde görüşmesinin sağlanması gibi hakları var. Yalnızca Abdullah Öcalan değil İmralı Cezaevi’nde kalan mahpuslar açısından da böyle bir hukuksuzluk var. Biz diyoruz ki Anayasa ve hukuk karşısında herkes eşit. Kişinin kim olduğuna bakılmaksızın bu haklarının temin edilmesi gerekir” şeklinde konuştu.

Son görüşme siyasi hamle

Kardeşi Mehmet Öcalan’ın 12 Ocak’ta Öcalan ile görüştürülmesinin siyasi bir hamle olduğunu dile getiren Zeynep Ceren Boztoprak, şöyle devam etti: “Tecrit koşullarının kaldırılması değildir. Tecrit koşullarının kaldırılması demek haklarının iadesidir. Mahpusun bu haklardan sınırsızca faydalanmasını sağlamaktır. Doğrudan bir ayrımcılıktır. Bunu hukukçuların da insan hakları savunucularının da kabul etmesi mümkün değildir. Bu, sadece şu anda açlık grevleri yapanların sorunu değil Türkiye’deki tüm demokratik kitle örgütlerinin sorunudur. Bu siyasi tıkanıklığı aşmanın yolu bu hukuksuzluğa hep birlikte karşı çıkmak. Daha çok sese, demokratik kitle örgütlerinin harekete geçmesine ihtiyaç var.”

 
 

Ailelere ‘bıraktırın’ baskısı

 

Bursa H Tipi Kapalı Cezaevi yetkilileri, açlık grevindeki tutsakları vazgeçirmek için ailelerine ve yakınlarına baskı yapıyor. Bursa H Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Serhat Sezgin, Salih Koyun, Mehmet Kılınç, Mehmet Yalçınkaya, Mehmet Şirin Baycu, Süleyman Saydan ve Ercan Gökçe, 26 Aralık’ta; Mithat Tunç, Metin Çakır, Sinan Gökçe ve Nurullah Yılmaz ise 16 Ocak’ta eyleme başladı. Avukatlarından alınan bilgilere göre, zorunlu ilaç kullananların dışında revire çıkarılmıyor. Tutsaklara aileleri üzerinden baskı kurulmaya çalışılıyor. Cezaevi idaresi yetkilileri, görüş günlerinde cezaevine gelen ailelere, açlık grevindeki yakınlarını vazgeçirmeleri yönünde telkinlerde bulunmaya başladı.

 
 

Valilikte ‘cezaevi güvenlik’ toplantısı

 

Cezaevlerindeki açlık grevlerinin kritik aşamaya gelmesi ve toplumsal taleplerin yükselmesi nedeniyle Diyarbakır Valiliği, cezaevlerine ilişkin ‘güvenlik toplantısı’ gerçekleştirdi.

Güven’in başlattığı ve cezaevlerinde giderek yaygınlaşan açlık grevi nedeniyle kadınların iki gün peş peşe yaptıkları yürüyüşle polis barikatlarını aşarak Diyarbakır E Tipi Cezaevine yürümesi sonrası Diyarbakır Valiliği, Ceza İnfaz Kurumları Güvenliği Koordinasyon toplantısı düzenledi. Diyarbakır Valiliğinin web sayfasında yer vermediği ancak twitter hesabından paylaştığı fotoğrafla duyurduğu toplantının Vali Hasan Basri Güzeloğlu’nun başkanlığında, kentteki kurumların üst düzey yetkililerinin katılımıyla gerçekleştirildiği kaydedildi.