
DAİŞ çetelerinin Şengal’e saldırması sonucu kaçırılan Ş.E, 3 ay boyunca insanlık dışı muamelelere maruz kaldığı DAİŞ çetelerinin elinden kaçmayı başardı. 7 kişilik ailesini DAİŞ çetelerinin elinde bırakmak zorunda kalan Ş.E. önce Kobanê, oradan da Pirsûs üzerinden Şirnex’e gelerek, Şehît Bişenk Kampı’nda bulunan amcasının yanına yerleşti. DAİŞ çetelerinin elinde geçirdiği 3 aylık dehşet verici süreci anlatan Ş.E, kendisini satın alan DAİŞ emiri Faysal’ın, “Eğer Kobané’yi alırsak Kürdistan’ı alırız. Kürtlerin hepsini yok edeceğiz. Kürtlerin yeterli gücü yok” iddialarında bulunduğunu aktardı.
Musul’dan Raqqa’ya Şengal baskınının ilk gününde Til Keseb köyünden annesi ve 7 kardeşiyle birlikte birçok kişinin daha kaçırıldığını söyleyen Ş.E, çetelerin kendilerini Şengal’in merkezinde topladıktan sonra kadın, çocuk ve erkekleri ayırdığını, kız çocuklarının ve kadınların bir kısmının Musul’a bir kısmının da Baac köyüne götürüldüğünü söyledi. 4 gün boyunca Baac’da kaldığını ve burada ilkin kendilerine bir şey yapılmadığını kaydeden Ş.E, daha sonra Telafer’e götürüldüklerini, 2 gün kaldıktan sonra Musul ve Telafer arasında kalan Baduş Hapishanesi’ne kapatıldıklarını anlattı. Ş.E, hapishanede kaldığı süre içerisinde kardeşleri ve annesi ile birlikte 7 gün kaldığını ifade etti. Ş.E, yaşadıklarını şöyle anlatmaya devam etti: “Burada kaldığımız sırada hapishane etrafı helikopterler tarafından vuruldu. Bunun üzerine bizi tekrar Telafer’e getirip ayırdılar. Kadın ve çocukları okulda tuttular. Benim de içinde olduğum grubu ise Musul’a getirdiler. Buradan da tekrar bizden yaklaşık 60 kişiyi seçip başka yere naklettiler. 2 gün Musul’da kaldıktan sonra büyük bir otobüsle bizi Şengal üzerinden Suriye’nin Raqqa kentinin bir köyüne geçirdiler.”
‘Şerefimizi kaybetmektense ölürüz diyerek suya atladılar’
Musul’dan Raqqa’nın civar bir köyüne götürüldüklerinde 60 kişi olduklarını, yol boyunca kendilerine sadece gazoz ve ekmek verildiğini söyleyen Ş.E, bu köyde 6 gün tutulduklarını dile getirdi. Ş.E, “Ardından da çeteler kaldığımız eve geldi. Aramıza gelip koyun gibi bizi seçmeye başladılar. Bizi Raqqa’ya doğru götürürlerken bir nehir kenarında mola verildi. Bu sırada ihtiyaçlarını gidermek bahanesi ile su kenarına giden 10 Êzîdî kadın, ‘İnancımızı ve şerefimizi kaybetmektense ölürüz’ diyerek kendilerini suya attı. Suya kapılıp boğuldular. Geri kalan kadınları da başka kişilere sattılar” şeklinde konuştu.
‘Beni bir emire sattılar’
“Birçok erkek bizi almak için toplanmıştı ve hepsi uzun sakallıydı. İstedikleri kadınları seçiyorlardı. Hepsinden daha genç olduğum için ilk beni ayırdılar. Adı Ebu Zeyd olan biri tarafından Faysal adında bir Emir’e satıldım. Beni kaç paraya aldığını bilmiyorum; ancak kullandıkları para dolardı. Beni ‘satın aldıktan’ sonra Rif Raqqa denilen bir köye götürüldüm. Evinde hizmetçi olarak çalıştırıyordu” diyen Ş.E, kaldığı evde hem emir tarafından hem de eşi tarafından sürekli hakaret ve kötü muameleye maruz kaldığını belirtti. Êzîdîlik inancında kutsal olan Melekê Tawis’in adını dahi bir daha anmaması için tehdit edildiğini ve emirin eşi tarafından zorla namaz kıldırıldığını aktaran Ş.E, kendilerine zorla Müslümanlığın dayatıldığını sözlerine ekledi. Uğradığı baskı ve şiddet sonucu intihar etmek istediğini; ancak kendisine engel olunduğunu dile getiren Ş.E, kaçış öyküsünü ise şu şekilde anlattı: “Dört günün sonunda ölümü göze alıp kaçmanın daha iyi fikir olacağını düşündüm. Öğle yemeklerini verdikten sonra bahçe duvarı üzerinden atlayarak köyün 3-4 kilometre dışındaki bostanlıklara saklandım. Bu sırada beni aradılar fakat bulamadılar. Kara çarşaf giydiğim için de kimse beni tanımıyordu. Bostan sahipleri beni buldu, kendimi onlara tanıtarak durumumu anlattım. Bana yardım edip evlerine götürdüler.”
2 gün sandıkta saklandı
Bostan sahibinin Arap bir köylü olduğunu söyleyen Ş.E, kendisini bulan kişinin kendisine iyi davranarak, kızı gibi olduğunu ve hangi dine mensup olduğunun öneminin olmadığını, kendi eviymiş gibi rahat etmesini istediğini kaydetti. Ş.E, bostan sahibinin kendisini çete üyelerine karşı iki gün boyunca evin içinde bir sandıkta sakladıktan sonra yaklaşık 45 gün boyunca evinde misafir ettiğini, ev sahibi akrabalarından birinin çetelere üye olması nedeniyle kendisinin evde kaldığını öğrenme ihtimaline karşı Kürt bir ailenin yanına bıraktığını belirtti. Ş.E, “Bu ailenin yanında da 15 gün kaldım. Kaldığım aile babam ve akrabalarımla iletişime geçerek, beni Türkiye’ye geçirdi” dedi.
FERZEN ÇATAK/ERDAL KABUL
/DİHA/ŞIRNEX