- Bağdat ile Şengal arasındaki görüşmeler; Êzîdî toplumunun kendi geleceğini, öz yönetimini ve öz savunmasını müzakere etmesi, tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır.
- Ferman, zulüm ve tecrit cenderesinde hayatta kalmaya çalışmış bir topluluğun ilk kez bir devlet merkezi ile müzakere masasına oturması, artık sahip olduğu iradi gücü yansıtıyor.
- Şengal ve Êzîdî toplumu, bu müzakerelerden temel hakları tanınmış olarak çıkarsa kendi inancının onuruna yaraşır şekilde, özgür ve köklerine bağlı bir hayatı yeniden tescil edecektir.
MERWAN ZERDEŞT
Bağdat ile Şengal arasındaki görüşme trafiği sürerken başta Êzîdî toplumu olmak üzere herkes bu görüşmelerin sonucunu merakla bekliyor. Kuşkusuz görüşme ve müzakere sürecinin bu kadar merak ve dikkatle izlenmesi, kadim bir inancın ve toplumun kendi kutsal topraklarında varlığını koruyabilmesiyle bağlantılı. Êzîdî toplumu, tarihinde ilk kez bir devlet merkezi ile demokratik birlik temelinde müzakereler yapıyor. Yeni ve anlamlı olan temel hususlardan biri bu ve bu, çok ağır bedeller verilerek, büyük bir varlık ve hakikat mücadelesi yürütülerek elde edildi. Tarih boyunca padişah ve sultanların ferman mührünü bastığı Êzîdî toplumu, eğer görüşmeler olumlu sonuçlanırsa ilk kez kendi varlığını da içeren bir demokratik çözüm belgesini imzalamış olacak. Tarihsel kırılma burada ve bunun da kolay gerçekleşmeyeceği açık.
Iraklı yetkililer, her ne kadar Şengal’de olası bir çözümünden bahsetse de Bağdat’ın mevcut perspektifi ve görüşmelere yaklaşımı, henüz “baş ağrıtan bir güvenlik dosyasının kapatılmasını” aşan nitelikte değil. Zaten bu anlayış, mevcut durumda süren görüşmelere de yansıyor; Êzîdî toplumunun varlığını değil, devletin egemenliğini esas alan tutumlar öne çıkıyor, bu da görüşmelerin olumlu sonuçlanmasını geciktiriyor. Zaten bu zihniyet aşılmış olsaydı Bağdat merkezi hükümeti Şengal sorununu herhangi bir dayatmada bulunmadan ahlaki ve siyasi sorumluluk temelinde çözerdi.
Êzîdîlerin iradi gücü
Tüm bunlarla birlikte Bağdat ile Şengal arasındaki görüşmeler ve Êzîdî toplumunun kendi geleceğini, öz yönetimini ve öz savunmasını müzakere etmesi, Êzîdî tarihinde ve toplumsal hafızasında önemli bir dönüm noktasıdır. Yüzyıllar boyunca ferman, zulüm, inkâr ve tecrit cenderesinde hayatta kalmaya çalışmış bir topluluğun ilk kez bir devlet merkeziyle müzakere temelinde masaya oturması, Êzîdî toplumunun artık sahip olduğu iradi gücü yansıtmaktadır. Tarih boyunca merkezi iktidarlar, Êzîdîleri ya asimile edilmesi gereken "öteki" ya da ortadan kaldırılması gereken bir "kafir" olarak görmüştür. Devlet ve imparatorlukların, Êzîdî toplumu ile ilişki biçimi kılıç zoruyla inancından vazgeçirme ve kendine bağlı kılma biçimindeydi. Bugün Bağdat yönetimi ile yürütülen görüşmeler, bu politikanın zayıf ve kırılgan da olsa bir müzakere zeminine evrildiğini gösteriyor.
Ciddi riskler de var
Mevcut müzakere süreci büyük bir tarihsel anlam ve fırsat barındırdığı gibi ciddi riskler de içeriyor. Şengal, bölgesel güçlerin çıkarlarının kesiştiği jeopolitik bir düğüm noktasıdır. Bağdat ile yürütülen görüşmelerde, merkezin tek tipçi zihniyetle yaklaşma riski, yani Şengal'i yeniden tamamen merkeze bağlama ve yerel iradeyi tasfiye etme girişimi, hâlâ masaya yansıyor. Yine, büyük bir ihanetle Şengal’i DAİŞ zebanilerine teslim eden KDP’nin, Şengal’e ve Êzîdî toplumuna egemen olma siyaseti ve duygusu sürüyor, zaten mevcut görüşmelerden memnun olmadıkları açıktır. Türk devleti, her ne kadar Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin etkisiyle eskisi kadar açıktan müdahale edemese de Şengal görüşmelerini etkilemeye ve yönlendirmeye çalışıyor. Dolayısıyla Şengal’in statüsünün netleşmesi ve Êzîdî toplumunun özgür varlığının garantiye alınması, yüzyıllardır fermanlarla mühürlenmiş bir kaderin, öz savunma ve öz yönetim hakkıyla kırılması kolay olmayacaktır.
Görüşülen temel başlıklar
Mevcut tartışmaların ve görüşmelerin temel muhatabı olan YBŞ-YJŞ güçleri, ilk kez geçen hafta mevcut durumu kamuoyuna aktardı. YBŞ-YJŞ komutanlarından Viyan Hebabi, ki kendisi de ferman döneminde öz savunma güçlerine katılan bir Êzîdî kadındır, Irak ile görüşmelerde belli bir anlayış birliğinin oluştuğunu fakat halen çözülmesi gereken konular olduğunu; Bağdat ile demokratik bir mutabakata ulaşılması halinde bunun kamuoyuna ortak bir şekilde, yani Bağdat ve Şengal’in birlikte ilan edeceğini açıkladı. Viyan Hebabi’nin açıklamaları, Irak’ın Şengal’e yönelik çatışma politikasından uzaklaşarak Şengal’in ve Êzîdî toplumunun iradesini muhatap almaya başladığını gösteriyor. Görüşmelerin merkezinde kuşkusuz YBŞ-YJŞ güçlerinin geleceği, Irak ordusu ile ortak mekanizmaların nasıl oluşturulacağı konuları var. Şengal’in öz savunma güçlerinin Şengal’i ve Êzîdî toplumunu koruyabilecek şekilde ve kurumsal kimliklerini muhafaza ederek ordu ve polis gücüne entegre olması konusunda bir görüş birliğine ulaşıldığı anlaşılıyor. Hebabi'nin açıklamalarına göre;
* YBŞ-YJŞ güçleri Şengal’de, Şengal Dağı’nda kalarak Êzîdî toplumunu, kadınları, toprağını ve kültürünü savunacak. Bunun mekanizmaları ve yöntemleri konusunda ise Irak ordusu ve Şengal öz savunma güçleri arasında istişareler sürüyor.
* Fermandan sonra oluşturulan demokratik kurumların ve yerel halk meclislerinin varlığını sürdürmesi, gerekli kurumların resmileşmesi yönünde de tartışmalar sürüyor.
* Önemli bir konu olarak da Şengal’in idari yapısının merkezi bir atama veya dayatmayla değil, Şengal halkının iradesini temsil edecek şekilde belirlenmesi.
Tam bir mutabakat yok
Tüm bu başlıklarda belli düzeyde görüş birliği olsa da tam bir mutabakatın halen sağlanmadığı da süren tartışmalardan anlaşılıyor. Aynı zamanda Irak’ın egemenlikçi tutumunu sürdürdüğü, Irak ordusunun Şengal Dağı’nda bir “zafer görüntüsü” vermek istediği, Türk devletinin etkisiyle bazı çözüm başlıklarına negatif yaklaştığı da sahadan yansıyor. Bundan dolayı Viyan Hebabi’nin, Irak ile demokratik bir anlaşmaya varılırsa bunu “birlikte” ilan edeceklerini açıklaması oldukça önemli. Bu, demokratik bir çözümün ilanı anlamına gelir fakat bunun yerine “teslimiyetçi” ve “tek taraflı” bir görüntü vermek isteyen yaklaşımlar da var.
Devletçi ve militarist kodlar
Eğer Irak devleti egemenlikçi tutumundan, Irak ordusu da “fetihçi” yaklaşımından vazgeçerse mevcut görüşmelerin önümüzdeki günlerde sonuçlanma ihtimali yüksek. Kuşkusuz devletçi ve militarist kodlar kolay kolay kırılmayacaktır ama Êzîdî toplumu da kendi iradesinin kırılmayacağı bir anlaşma için büyük çaba gösteriyor.
Bağdat ile Şengal arasındaki bu müzakereler ve olası bir demokratik çözüm formülü, aynı zamanda Irak devleti açısından da büyük bir siyasi ve ahlaki test olacaktır. DAİŞ, 2014'te Şengal’e saldırdığında, dönemin Irak ordusu hiçbir direnç göstermeden Êzîdî toplumunu soykırımla baş başa bırakmıştı. Bağdat'ın bugün Şengal'in iradesini, öz savunma haklarını ve YBŞ/YJŞ güçlerinin kendi kimlikleriyle entegrasyonunu tartışması, tarihsel bir ahlaki borcun ilk adımı olabilir. Eğer Şengal ve Êzîdî toplumu da bu müzakerelerden temel hakları tanınmış olarak çıkarsa yüzyıllardır "mülksüz, vatansız ve savunmasız" bırakılmaya çalışılan bir topluluk kendi inancının onuruna yaraşır şekilde, özgür ve köklerine bağlı bir hayatı yeniden tescil edecektir.