• Taktik planları yazarlar değil, örgütlü hareketler hayata geçirir ve önerilen bir taktik planın uygulanıp uygulanmayacağını yazar değil, örgütlü hareket bilir.

VEYSİ SARISÖZEN

Bir süredir müzakere sürecinin normal şartlarda sürmediğini, birbirine zıt “darbe" ile "demokratikleşme”nin aynı zamanda sürüyor olmasının müzakere sürecini tehdit ettiğini yazıyorum.

Şu anda Hareket'in önünde müzakere sürecini tehdit eden siyasi zemini değiştirmek amaçlı iki seçenek var:

* Kimin asıl sorumlu olduğundan bağımsız bir değerlendirme yaparak AKP-YENİ Parti arasındaki iktidar kavgası hedef alınacak ve kamu oyunda bu iki partinin geçici de olsa bugünkü kavgasına karşı kitlesel tepki yaratılarak bu kavga sona erdirilecek; müzakere sürecinin nispeten normal siyasi zeminde devamı sağlanacak

* Gerçekte AKP’nin bu kavgayı kendi iktidarını devam ettirmek için tırmandırdığı gerçeğinden hareketle AKP’ye karşı tüm muhalefetle birlikte kitlesel eylemlerle karşı konulacak, hedef erken seçim ve iktidarın değiştirilmesi olarak saptanacak.

İkinci seçeneğin şu anda gerçekçi bir seçenek olduğunu söylemenin zorluğu ortada. Devletin tüm güvenlikçi kurumları, AKP ile birlikte hareket ediyor ve ortada bu güce karşı koyacak bir muhalefet cephesinden eser bile yok. YENİ Parti, hızla zayıflıyor ve onun kitlesi, devlet güçleriyle doğrudan bir mücadeleye hazır olmaktan uzak görünüyor. DEM Parti’nin sosyalistlerle birlikte AKP iktidarına karşı harekete geçmesi ise tehdit altında olan müzakere sürecinin büsbütün sona ermesi sonucunu doğurma tehlikesi taşıyor.

Birinci seçeneğin daha gerçekçi bir taktik plan olduğunu; özellikle bu iki parti arasındaki kavgaya karşı kitlesel güçle karşı çıkarken “genel af” talebinin etrafında kitleleri birleştirmenin, zor olsa da mümkün olduğunu düşünüyorum. İki partinin aralarındaki kavgayı durdurması ve genel af ilanı, müzakere sürecinin “demokratik koşullarda” değil, tüm antidemokratik anayasal, yasal ve idari yapıya rağmen “normal bir siyasi zeminde” önünün açılacağını sanmaktayım.

Bu iki seçenek dışında karşı karşıya olunan durum “ne savaş ne de barış” durumudur ki, bunun sonucunun Hareket'in zayıflaması, Kürt halkının beklentiyle pasifleşmesi, devlet tarafından Öcalan’a ve Hareket’e karşı sağdan ve soldan yürütülen iftira kampanyasıyla sürece olan güvenini kaybetmesi olacağını görüyorum.

“İşlemeyen demir pas, yoğrulmayan hamur küf tutar” deniliyor. Demek ki var olan siyasi kaotik durumu devam ettirenlere karşı, beklemek yerine “muhalefet” etmek şarttır.

Bu “muhalefet” nasıl olacaktır?

Apocu terminolojiden hareketle ben muhalefetin iki türünü birbirinden ayırıyorum: 

* “Negatif muhalefet”, devlet iktidarına karşı güçlerle  yapılacak ittifaktır. Böyle bir muhalefetin, devlet ve iktidar ile yürütülen müzakere süreciyle çelişeceği açıktır. Böyle bir muhalefete yönelmek için müzakere sürecinin artık tıkandığını ve basit bir oyalama halini aldığını, anlamını yitirdiğini saptamak gerekir. Bunun sonucu başa dönmek ve savaşı göze almaktır. Şu anda müzakere sürecinin, eğer bu kaotik siyasi durum devam eder ve Öcalan’ın özgür çalışır koşullara kavuşması mümkün olmaktan çıkarsa sonuç vermeyeceği açık olmakla birlikte, henüz durum kesinleşmiş değildir. Müzakere sürecini devam ettirmek hâlâ mümkün görünmektedir, ancak sürdürebilmek için duruma müdahale etmek acil meseledir. Mevcut gidişe muhalefet etmek eğer müzakere sürecini sürdürme amaçlı olacaksa “negatif muhalefet” değil, “pozitif muhalefet” olmak zorundadır.

* "Pozitif muhalefet", kaosu sürdüren iktidar ve sistem içi tüm öznelere karşı muhalefet ve tüm bu öznelerle birlikte müzakere sürecine devam etmektir. Bir başka ifadeyle iktidar kavgasını sürdüren AKP ve YENİ Parti’ye kimin sorumlu olduğundan bağımsız "kavgayı durdurun" diyerek ve bu kavgadan kendi partilerini güçlendirme fırsatçılığında olan diğer partilere karşı “fırsatçılığı bırakın” diyerek muhalefet etmek ve hepsiyle müzakere sürecinin şartların normalleştirecek olan “genel af” temelinde birleşmektir. Şematik olarak “herkese karşı herkesle birlikte” muhalefet etmek demektir.

Şu anda sendikalar, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, sanatçılar “kavgayı erteleyin, fırsatçılıktan vazgeçin, genel af temelinde birleşin” denerek harekete geçtikleri zaman bu sağduyulu çıkış nüfusun çoğunluğunu ortak paydada birleştirebilir diye düşünüyorum.

Öcalan'ın eli de güçlenir

İşte böyle “pozitif muhalefet” sayesinde “müzakere ve mücadele diyalektiği” gerçekleştirilebilir. Her kim iktidar kavgasını devam ettirmeye, her kim bu kavgadan yararlanmaya kalkarsa bu muhalefetin hedefi haline gelir, muhalefet kitleselleştikçe bu unsurlar o ölçüde zayıflatılır. Pozitif muhalefet ne kadar geniş güçleri birleştirir ve en geniş kitleleri bu “yapıcı” talepler temelinde alanlarda harekete geçirirse sürecin koordinatörü olarak Öcalan’ın eli o ölçüde güçlenir. Genel af, Öcalan’a özgürlük talebini en geniş Türk kamuoyuna benimsetmenin “pozitif” ifadesinden başka bir şey değildir. “Öcalan’a özgürlük herkes için özgürlüktür” tezimizin pozitif ifadesi, “herkes için genel aftır.”

Öyledir, çünkü şu anda suça bulaşsın bulaşmasın YENİ Parti'li kitle için de, AKP’li kitle için de, asker ve sivil bürokrasi için de şimdi ve yakın bir zamanda “genel af” ortak özgürlük meselesidir. Bunun alternatifi, gücü gücüne yeteni zindana atmasıdır ki, bu karşılıklı darbe mekaniğinin, yaşanan tarihin gösterdiği gibi herkesi tehdit etmesidir.

Evet, böyle bir çıkış yolu halka karşı suç işleyenlerin de yargılanmaktan kurtulması gibi vicdanlara sığmayacak sonuçlar doğuracaktır ama aynı zamanda halka karşı suç işlemenin önünü bir süre içinde kesecek, bu ortamda müzakere sürecinin başarıyla sonuçlanması gerçekleştiğinde ise halk düşmanlarına karşı zaferin önü açılacaktır.

Karar, Öcalan ve Hareket'in

Devrim ışığı tünelin ucunda görünmediği şu somut şartlarda işte böyle bir taktik plan dışında bana bir başka alternatif yok gibi gelmektedir. Bu yazı, konuya ilişkin son yazımdır, çünkü bu yazı, bir taktik plan önerisidir ve karar verici konumda olanlara artık bu yazıyla iletilmiş olmaktadır. Önermek, yazara; karar vermek, başta Öcalan ve Hareket’e aittir.

Neden? Çünkü taktik planları yazarlar değil, örgütlü hareketler hayata geçirir ve önerilen bir taktik planın uygulanıp uygulanmayacağını yazar değil, örgütlü hareket bilir.

Bu durumda yazarın ilkesi, "ne düşünüyorsan söyle ve sonra örgütün kararını dinle" ilkesidir.