• Almanya’dan beklenen; Türkiye’nin baskılarını net bir biçimde dile getirmesi ve Kürt sorununda çözüm için destek vermesi.

SELİM FERAT

“Kobanê, Kürtlerin DAİŞ'e karşı cesur savaşlarının sembolüdür. Kan dökülmeye devam edilmesi, insanların 14 yıl sonra yaşaması gereken son şeydir. Suriye'nin toprak bütünlüğünün ve barış umudunun korunmasında Türkiye'nin de sorumluluğu bulunmaktadır" cümleleri, 17 Aralık 2024'te Almanya Dışişleri Bakanı Annalene Baerbock tarafından sosyal medyada paylaşılmıştı.

Aynı dönemde Türkiye’yi ziyaret eden Baerbock, Türkiye’de, "azınlıkların hakları“ cümlesinden feragat ederek, ilk kez devlet dilinde "Kürt“ kelimesini kullanmıştı. Bu olumlu gelişme, Kürtler ile ilgili politikasında yeni bir ivme alarak not edilme şansına sahip olmasına rağmen Almanya, dış politikada Kürdistan’ın her parçasındaki Kürtlere karşı keskin ayrımlar yapmayı sürdürdü.

Almanya, Güney’de Pêşmerge güçlerine yıllarca silah ve eğitim desteği verdi ama DAİŞ’e karşı etkin mücadelede Batı'nın önemli bir ortağı olan YPG’ye mesafeli durma pozisyonunu değiştirmedi. Kuzey Kürdistan’daki Kürtlerle ilgili politikası, çatışmaların Almanya’ya taşınmaması politikasına kilitlendi. Tahminen 2 milyona yakın Kürt'ün Almanya’da yaşaması, Almanya’nın iç ve dış politikasını etkileyen bir faktör olarak görüldü ve böyle olmaya da devam ediyor.

PKK faaliyetlerinin 1994’te yasaklanmasının üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen bu yasağın nedenlerinin hâlâ mevcut olup olmadığı sorusu, cevaplanması gereken önemli bir gündem maddesi.

Son olarak 29 Eylül 2026‘da Hannover’de Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin etkinliğinin engellenmesinden sonra görüştüğüm birçok Kürt, Almanya’nın özellikle mevcut barış sürecinde, 30 yıllık yasak politikasını gözden geçirmemesinin kendilerinde hayal kırıklığına yol açtığı görüşünde.

Almanya'nın özellikle Türkiye’nin işgalindeki Kürdistan parçasından gelen Kürtlerle ilgili politikası ilkesiz mi, istikrarsız mı?

Eğer Almanya bir denge arayışı içinde olsaydı kendi ülkesinde yaşayan ve önemli sayıda vatandaşı olan Kürtlerin haklarını dolaysız etkileyen bir yasağın maddi şartlarının var olup olmadığıya ilgili siyasi bir muhakeme yürütmekte gecikmezdi.

Almanya’nın vazgeçilmez ekonomik ortağı, NATO müttefiği, göç politikası bağlamında kilit ülkesi Türkiye politikası, özellikle Kuzey Kürtleri ile ilgili politikasındaki istikrarsızlığın ana nedeni.

PKK'nin kendini feshetmesi, bu partinin kendi adına faaliyetleri sona erdirmesi, başlayan barış sürecinin tarihsel bir dönüm olmasıyla birlikte Almanya’daki kovuşturmalarda azalma göstermemesi; yasakların sonlandırılması beklenirken, kovuşturma ve yasak politikasının hala devam etmesi, Kürtlerin sosyal dünyasında belirginsizliğin hüküm sürdüğü  huzursuzluğa neden oluyor.

Almanya’nın 90’lı yıllardan bu yana Kuzey Kürtleri politikası, "jeostratejik ortaklıklar ve güvenlik politikası çıkarları arasındaki gerilim hattı“na yüklü.

Almanya’ya göre sadece bir tip Kürt yok. Çıkarlara göre değişen Kürt tipleri var. 

Kuzey Kürtleri bağlamında, geçmiş neden geçmiş olarak  görülmüyor sorusuna sevap arıyor Kürtler.

Böylece, yeni siyasi gelişmeler, yeni politik ve hukuki gelişmelere yol açmalı ilkesi, Kürtlerle ilişkilerin normalleşmesi için tarihi bir fırsat olmalı.

Ortadoğu değişiyor, dünya değişiyor.

Almanya kendisini sık sık bir ikilemle karşı karşıya bırakan ortağı Türkiye ile ilişkileri, artık Kürtler ile ilgili kalıcı bir çözüm olma özelliği taşımıyor.

Almanya’dan beklenen; Türkiye’nin, Kürdistan’da yaşayan halklara karşı baskılarını net bir biçimde dile getirmesi ve Kürt sorununda çözüm için destek vermesi.

Bunu yapması halinde, Almanya’nın istikrarsız Kürt politikası süreci için de kalıcı bir çözüm mümkün olabilir.