• İktidar hastalıklarından kurtulmadıkça hikmetini ve kudretini temsil etme iddiasında bulunduğumuz hakikatin temsilini yapamayız. İnşadaki zayıflıklarımızın gerçek nedeni budur.
  • Hangi iyi amaç uğruna olursa olsun iktidar gücüyle yapılan işler kirlenmekten kurtulamaz. Sonuçlar yöntemleri sorgulatmıyorsa orada ahlaki çöküntü vardır.

NURETTİN DEMİRTAŞ

İnsan gücünün sınırlarını zorlayan üstün beceri, kabiliyet ve güce, 'kudret' deniliyor. Tanrısal bir güç olarak tanımlanması bundandır.

Tarihte büyük iktidar gücünü elinde bulunduran krallar için de bu sıfat kullanılır fakat iktidar gücü ile insanın öz gücünü ifade eden beceri/kabiliyet aynı şey değildir.

Onun gücü, üstlendiği tarihi sorumluluktan kaynaklanır. Büyük düşünce gücü ve büyük etik değerlerden kaynaklanır. Sorumluluk en büyük özelliğidir. Kimsenin göze almadığı riskleri göze alırken şahsi değil, tarihsel sorumluluklarına göre davranır. Koşullar ve sorunlar ne olursa olsun çözüm geliştirir. Çözüm neyi gerektiriyorsa ona göre karar alır. Kararlı ve istikrarlıdır. Hepsinin toplamı olarak, en olmaz denilen konuları bile olanaklı hale getirir.

Olmak, oluşmak ve oluşturmak budur, çünkü her şeyden önce kendisini oluşturmuştur. Kendini oluşturan insan, kudretli insandır. Kürtçede özgürlük ve aynı zamanda kendini yaratmak anlamına gelen “azadî” kavramı bunu anlatıyor. Kendini yaratan insana özgür deniliyor. Kudretli insan özgür insandır.

Kürtçede genel olarak güçlü olana “bi hêz” kudretli olana ise “tewanî” deniliyor. Her şeyi getiren-yaratandır. Bütünlüklü olandır. Parçalı değildir. Güçlü olmak için gereken tüm özellikleri taşır. Anlayan, oluşturabilen ve yapabilendir.

Bütünlüklü olmayan anlamaz. Anlamayan bir şey yapamaz. Yapabilme gücü, anlamaktan geliyor.

Onda tarih, geçmiş, an ve gelecek birdir; düşünce ve eylem, öz ve biçim, iç ve dış birdir. Bu nedenle yapabilme, oluşturma ve inşa etme gücü sınırsızdır.

Hikmet ise bilgeliktir. Sırları bilmektir. Sır ve sebebini bilince ne yapacağını da bilirsin fakat kudret, sebepler ya da koşullar olmasa bile yapılması gerekeni yapabilmektir. Sanat ve edebiyatta bunu yaygınca yapmak mümkündür ama gerçek hayatta nadiren ancak önderlerde bu özellik görülebilir.

Hikmet daha çok akılla anlaşılabilir, kudret ise akıl ve imanla. İmanı/inancı zayıf olanın anlayabileceği bir oluş değildir kudretli olmak.

Bazı insanlar için “nefesi kudretlidir, sözleri hikmetlidir” derler. Onun tekrarı yoktur. Benzersizdir. Taklidi bile yapılamaz.

Papağanın insan konuşmasını taklit ettiği söylenir. Bu aslında tam olarak doğru değildir, çünkü papağana konuşma taklidi öğretilirken karşısına bir ayna konulur ve aynanın arkasından konuşulur. Papağan aynadaki yansımasını kendisine benzer başka bir papağan sanıp onu taklit eder. Benzerler birbirini taklit edebilir. Kudret ve hikmet taklit edilemez. Hakikatin taklit edilemez olması gibi. Onu ancak bilinçle ve inançla anlayabilir ve takip edebilirsin. Ona göre değişim-dönüşümü esas alırsın. Kendini gerçekleştirmekle yetinmez, ötesine geçersin. Hani derler ya: “Ne oldum demeyeceksin ne olacağım diyeceksin!”

Kendini yeniden yaratmak sürekli bir değişim-dönüşüm işidir. Kendini yaratmanın “kendini gerçekleştirmek” eyleminden daha geniş ve derin anlamı vardır.

Kendini gerçekleştirmek, belirli bir hedefe, yani bilinen bir sona ulaşmaktır ama kendini yaratmak sürekli akış halinde olmaktır. Bu durum, zanaat ile sanat arasındaki farka benzetilebilir. Nefs ve karakterle ilişkilendirildiğinde buna “olgunlaşmak” denilir. İnsan-ı kamildir, değişmeyi bilendir.

Filozof Henri Bergson’a göre; var olmak değişmektir, değişmek olgunlaşmaktır, olgunlaşmak ise kendini sonsuza kadar yaratmaktır.

Kendini yaratmayı bilmeyen taklide kaçar; hikmet ve kudret taklit edilemeyeceğine göre iktidarı taklit eder. Kudretli denilen kralların elindeki otorite yetkiden gelir, demokraside ise yetki değil, etki esastır. Bu nedenle demokrasi taklitle olmaz.

Siyaset alanında taklit her zaman bağımlılık, hiyerarşi ve iktidar doğurur. Hangi niyetle ve ne adına yapılırsa yapılsın buna artık siyaset denilemez. İktidar, toplum karşıtlığıdır; varoluşun, inancın, kültürün, onurun ve emeğin celladıdır. İktidar böyledir, taklidi ise ilk önce bunu yapanı düşürür.

İktidar hastalıklarından kurtulmadıkça hikmetini ve kudretini temsil etme iddiasında bulunduğumuz hakikatin temsilini yapamayız. Toplumsal inşadaki zayıflıklarımızın gerçek nedeni tüm kötülükleri yüklenmiş olan bu kirli kavramdadır.

Hangi iyi amaç uğruna olursa olsun iktidar gücüyle yapılan işler kirlenmekten kurtulamaz. Sonuçlar yöntemleri sorgulatmıyorsa orada ahlaki çöküntü vardır.

Yaşadığımız değişim ve yenilenme sürecinin önemli bir özelliği de ahlaki yükseliştir. Erkek egemenliği başta olmak üzere iktidarın her türlü etkisinden arınmak böylesi güzelliklere vesile oluyor.

Kapitalizmin karanlığına karşı önümüzü aydınlatan hikmet ve kudret dersleriyle dolu çağdaş manifestomuzun olması en büyük şansımızdır.

Zamana oynayan devlet ve iktidar güçleri ne yaparsa yapsın insanlık manifestosunu aşma gücünde olamazlar.

Anladığımız ölçüde başaracağımız bir süreçten geçerken bunlar her gün kendimize hatırlatmamız gereken gerçeklerdir.

İktidar nasıl ki her gün insan hücrelerine sızmakta yetkinleşiyorsa demokrasi de her gün bu hücreleri temizlemekle mükelleftir ve iktidarın sızamayacağı hücreler sadece demokratik komünalitede vardır.