- Meclis, iradesini MGK‘ya teslim ettiği için siyaset kurumu işlevsiz, eli kolu bağlıları oynuyor. Sürecin ruhuna denk düşen adımları atmadıkları gibi, atmaya da niyetli görünmüyorlar.
- 'Çözüm süreci' yerine 'geçiş süreci' diyerek Erdoğan’ın bir kez daha Cumhurbaşkanı olmasının yolunu güvenceye almaya bakıyorlar. Yeni anayasayı da bu amaçla Meclis'e taşıyacaklardır.
- İktidarın entegrasyondan anladığı; PKK, QSD ve PJAK’ın silahlı mücadeleyi şartsız bırakmasıdır. Türkiye, Suriye, Irak ve İran rejimlerinin insafına sığınmayı dayatıyorlar.
- Devlet ve iktidar, Kürtleri seçeneksiz ve alternatifsiz bırakarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edip Türkiye’de ve bölgede mutlak otorite olmanın arayışı ve çabası içerisindedir.
DEMİR ÇELİK
Toplumsal çürümenin ve siyasal çöküşün derinden yaşanmakta olduğu Türkiye’de halklar mutsuz, gelecek kaygısının cenderesinde umutsuzluk yüklü günleri yaşıyor. Kürt Özgürlük Hareketi, halklara ve inançlara özgür ve eşit gelecek; umutsuzluğu umuda dönüştürmek için tarihi adımlar attı. İktidar ve devletin kendisinden beklenen adımları atmaması sonucu toplumda karamsarlık ve umutsuzluk giderek büyüyor; yeşeren barış ve çözüm umudu yerini kaygıya ve kuşkuya terk ediyor.
‘Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge‘ diyerek niyetini saklamayan iktidar, oyalamaya ve zamana yayarak umudu çürütmeye devam ediyor. Sürecin üzerinden iki yıl geçti. Sürecin gereklerini yerine getirmek için kurulan Meclis Komisyonu’nun üzerinden de 15 ay geçti. Çıkarılan 'çerçeve yasa'nın üzerinden de üç ay geçti. Meclis, iradesini MGK‘ya teslim ettiği için siyaset kurumu işlevsiz, eli kolu bağlıları oynuyor. Anlaşılacağı üzere sürecin ruhuna denk düşen adımları atmadıkları gibi, atmaya da niyetli görünmüyorlar.
PKK’nin geçmişteki tüm ateşkes kararlarını seçime ve yeniden iktidar olmaya kurban edenler, bu süreci de yeniden iktidarlaşmaya kurban etme niyetindeler. Toplumsal çürümeye ve siyasal çöküşe çare; yaşanan siyasal, sosyal, ekonomik ve demokratik sorunlara çözüm üretmek yerine, daha da kangrenleşmelerine neden oluyorlar. İktidar, süreci bir halkın halk olmaktan ileri gelen haklarını güvenceye almak yerine, silahsızlanmaya indirgeyip güvenlik politikalarını dayatıyor.
'Çözüm süreci' diyemiyorlar
Devlet ve iktidar, Kürtleri seçeneksiz ve alternatifsiz bırakarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edip Türkiye’de ve bölgede mutlak otorite olmanın arayışı ve çabası içerisindedir. Bu nedenle sürece “Çözüm Süreci” diyemiyorlar. Aksine “Geçiş Süreci” diyerek Erdoğan’ın bir kez daha Cumhurbaşkanı olmasının yolunu güvenceye almaya bakıyorlar. Yeni anayasayı da bu amaçla Meclis'e taşıyacaklardır. 2010’da yaptıklarına benzer biçimde, 12 Eylül faşist darbe anayasasının ruhuna dokunmadan, küçük rötuşlarla yeniden iktidarın yolunu garantiye almak istiyorlar. Bu pragmatist anlayışla sürece yaklaşan bir zihniyet söz konusudur. Boğazlarına kadar kirliliğe bulaşmış, yaşanan çözülmenin ve çöküşün sebebi olduklarını bildikleri için iktidardan olmak istemiyorlar. Liberal demokratların, ’Yetmez ama evet‘ dedikleri 2010‘daki hataya birilerinin düşmesini sağlamanın ayak oyunları içindedirler.
'Yeni anayasa' sahtekarlığı
İçinde eşit ve özgür yurttaşlık hakkının olmadığı; ana dilde eğitimin ve kültürel hakların güvenceye bağlanmadığı; Kürtleri kendilerini yönetme hakkının tanınmadığı; Alevilerin özgün inanç olmaktan ileri gelen haklarının iade edilmediği; özgürlükçü laikliğin ve seküler yaşamın hayat bulmadığı; Kürt statüsünün tanınmadığı anayasa değişikliğini, 'yeni anayasa' diye pazarlayarak Kürtlerin aklını çelmek istiyorlar. Değiştirilmesi dahi teklif edilmeyecek tekçi, ırkçı ve kaba ulus zihniyeti maddelerinin yerli yerinde olmaya devam ettiği bu anayasa, asla demokratik, sivil, eşitlikçi, özgürlükçü olamaz. Halbuki toplumun sade, basit, sivil, demokratik, özgürlükçü olduğu kadar 'Ortak Yaşam‘ı ve 'Demokratik Toplum’u güvencede tutacak anayasaya ekmek ve su kadar ihtiyacı var. İktidar, bu ihtiyacı bildiğinden eskiyi kimi cümlelerle soslayarak toplumda rıza üretmeye bakacak.
Entegrasyondan anladıkları
Bu anlamda çok uyanık olmamız gerekiyor. Başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere, toplum dinamiklerinin meşru demokratik taleplerini doğru ve objektif tespit eden, haklarını anayasada yerli yerinde güvenceye alan demokratik bir yaklaşıma, her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır. Her gün faşizan baskılarla, ideolojik ve zor aygıtlarıyla toplumu çürüten anlayıştan demokratik entegrasyona, demokratikleşmeye giden yola razı olmasını beklemek gerçekçi değildir. İktidarın entegrasyondan anladığı; PKK, QSD ve PJAK’ın silahlı mücadeleyi şartsız bırakmasıdır. Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki faşist rejimlerin insafına sığınmalarını Kürtlere ve mazlumlara dayatıyorlar. 100 yılı aşkın bir süredir asimilasyon, katliam ve soykırım yapanlar, bir kez daha zalime rızalık vermemizi istiyorlar. Bu dayatmalarla Kürtleri ve demokrasi güçlerini ülkede ve bölgede seçeneksiz/alternatifsiz bırakmak istiyorlar.
Halbuki bizim 'Demokratik Entegrasyon’dan anladığımız başka bir şeydir; faşist rejimlerin içinde erimek, başkalaşıma razı olmak değildir. Antidemokratik, faşist rejimlerin değişimi, dönüşümü ve demokratik topluma yol vermeleri, demokrasiyi esas almalarıdır. Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesi, ana dilde eğitim, kültürel ve inançsal hakların; eşit özgür yurttaşlığın anayasal güvenceye alınmasıdır.