Ya türedileşmiş, işgalcilere "xulam" olarak ram Sünni Kürtlere ne demeli? Onlar da yaranma güdüsüyle, gönüllü cellat kesildiler. 1920’lerde, Ankara rejimine "Xulam" duranlar, Diyarbakır’dan Mardin ovalarına akına gidiyorlardı. Ardılları, Kürdistan hareketi can bulana kadar, gücün güdümünde mal ve mülklerine tamahla eziyete devam ediyorlardı.
Oysa Êzîdî inancı, bazılarına "radikal" gelebilir ama, Kürt milliyetçiliğinin mütevazı sembolü, kültür ruhu, var olma direngenliğiydi.
Buna rağmen, onları yeterince Kürt ruhlu bulmayan tatlı su Kürtleri, Êzîdîlik damarları hala diri olan Selahaddin Eyübi’yi Kürt devleti kurmamakla suçluyorlardı. Sanki, Hıristiyanı, İslamıyla o çağda dünya, din siyaseti (milliyetçi) merkezli değilmiş gibi…
Irkçı akımlar, (Faşizm, Nazizim, TC’de Kemalizm, sonra Ortadoğu'da BAAS) 1900’ün başından itibaren dünyayı etkisi altına alırken, başlıca kurbanlardan biriydi Kürtler: Dört parçada var oldukları, dilleri, kültürleri yasak…
Bu süreçte, ırkçı zulme direnen başlıca Kürt kesimi Êzîdîlerdi. Her türlü belaya rağmen, "Misheba Reş" denilen kutsal kitapları Kürtçe okundu. Her yer ve şartta konuşma dilleri, ibadetleri Kürtçe kaldı.
Ama onlar, zulmü Kılam ve Destanlarla anlatarak, Kürdistan'ın edebiyatına köşe taşları yaptılar. Kürdistan'ın ruhunu Dengbêjlerin nağmelerinde aktı başkaldıranların barınağı dağlarda. Birer aşk hikayesinin hüznü de olan "Memê Alan", "Siyamed û Xece” ve "Dewrêşê Evdî û Edulê" olağanüstü birer edebiyat örneği, aynı zamanda başkaldıranların destanıdır.
Öte yandan, babasından ötesini bilmeyen türediler, döneklerle işimiz yok ama, yer yüzünün bütün yerleşik toplumlarında dinler birer inanç, öbür yanıyla yaşama biçimi kültürdür. Yeni dine evrilen yerli toplumlar, elbise değiştirir gibi eski inanç kültürlerini fırlatıp atmadılar. Yeniyi zenginlik olarak üstüne geçirdiler.
Hıristiyan dünyada da, eski inancın pek çok tapınma sembolleri hala yaşamaktadır. İslam’da erkek Sünneti, Kabe gibi…
Dedesi Gürcistan göçmeni olan Recep Tayyip Erdoğan Kürtleri aşağılamak için söyledi, ama Müslümanları dahil, kökleri tarihin derinliklerinde olan her Kürt biraz da Zerdüşt ışığına yakın Êzîdîdir. Eski ve yeni kültürlerin karmasıdır, yaşama biçimleri.
Bu kültürde güneş, Êzîdîsi, Sünnisi ve Alevisiyle bütün Kürlerde kutsaldır. Çünkü, yer yüzünü aydınlatan, canlılara ruh katan temel hayat kaynağıdır. Êzîdîler, sabah güneş doğarken, akşam batarken, ona yön verip sükranlarını sunarlar. Alevi ve Sünniler ise üstüne yemin ederek, yönlerini döndürüp yakararak kutsarlar.
Yerle gök arasındaki bütün nimetler, yalnız Êzîdîlerin değil, tekmil Kürtlerin ortak kutsalıdır. İnsan hayatı ise en değerlisi. Barışçı olmaları bundandır.
Êzîdîlerin bir başka kutsalı olan ateş de, Kürtlerin ortak kutsal değerdir. Çünkü, ışığıyla aydınlatan, donu, soğuğu ısıtarak canlıya yaşama imkanı bahşeden, nimetleri pişirerek taam katan güç, hayat kaynağıdır, ateş. Bu nedenle, Kürtler ateşe su dökerek söndürmezler. Su dökmek kutsalı boğmak, aile ocağını kör, karanlık etmektir, çünkü…
Geçenlerde de yazdım: Êzîdîler, Kürdistan’ın ruhudur. Kadim kültürünü, yaşama biçimini yaşatan müze…
Ve onlar, Babarların hücumuna uğradılar. Topluca katledildiler. Bakılmaya kıyılamayan nazenin kızları, başı göklerde yürüyen mağrur edalı kadınlarını esir pazarına taşıdılar. Dewrêşê Evdî’nin rüyalarındaki Edulê’ler, Siyamed’in Xeceleridir, onlar.
Dewrêşê Evdî’nin ruhu melul, çocuklar ağlıyor…
Güneş ve ateş adına bir parça ekmeği eksi yeyerek, onlara yardım!..
Êzîdîler
Gazete yazısının daracık sütununda, doğrudan girişle söylemek gerekirse, Êzîdîler özlerine bağlı direngen tarihleri boyunca, kendi yurtlarında hep düşman gözüyle görüldüler. Yalnız, "Romareş" dedikleri Osmanlı tarafından, yok edilecek düşman hedefine oturtulmadılar. Arapların, arkası gelmeyen akınlarına uğradılar. Kavalalı Mehmed Ali Paşa, 1860’larda ta Mısır’dan gelip, Urfa, Antep ovalarında soylarını kurutmaya çalıştı.