
MURAT MANG / BIELEFELD
Avusturyalı sosyal antropolog Dr. Maria Six-Hohenbalken, 3 yıldır Êzîdîlerle ilgili araştırma yapıyor. Ermenistan’a giden, Avrupa’da Êzîdîlerin yaşadığı kentleri dolaşarak hikayelerini kendilerinden dinleyen antropolog, araştırdıkça hayranlığının arttığını belirtiyor.
Avusturyalı sosyal antropolog Dr. Six-Hohenbalken ile Almanya’nın Bielefeld ketinde Kürdistanlılar tarafından açılan bir bilgilendirme çadırında karşılaşıyoruz. Çadırın kenarında durarak izlediğini fark edince sohbet etmeye başlıyoruz. Bu sırada araştırmacının Êzîdîlere ilişkin bir proje kapsamında yaklaşık 3 yıldır çalışma yaptığını öğreniyoruz.
Viyana’dan Bielefeld’e
Avusturya Bilimler Akademisi’ne (ÖAW) bağlı Sosyal Antropoloji Enstitüsü Rektör Yardımcısı olarak görev yapan Dr. Six-Hohenbalken, Êzîdî projesi kapsamında Viyana’dan Bielefeld’e geldiğini belirterek şunları aktarıyor: “Ben sosyal antropolog olarak Êzîdîlerin son jenerasyonu üzerine araştırma yapıyorum. Yani yaşadıkları katliamlar üzerine... Projemiz 3 yıldır devam ediyor, bir yıl daha sürecek. Bielefeld’den sonra Avrupa’nın diğer kentlerinde Êzîdîlerin çoğunlukta yaşadığı şehirlere uğrayacağım.”
Êzîdî fermanları kitaplaşıyor
Araştırmalarını özellikle Ermenistan ve Türkiye’de yaşayan Êzîdîler üzerine yoğunlaştıran Dr. Six-Hohenbalken, çalışmalarının sonuçlarını kitaplaştıracağını belirtiyor. Üç yıl boyunca yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi veren Dr. Six-Hohenbalken, şöyle devam ediyor: “Ermenistan’da yaşayan Êzîdîlerin neler yaşadığını öğrenmeye çalıştım. Dönemin koşullarından dolayı yaşadıklarını yazamamışlar. Yaşanan katliamlara ilişkin yazılı bir dökümanın olmadığını gördüm. Hep ağızdan ağıza dolaşan hikayeler anlatılmış. Söylenenleri yazdım. Bu yazılanları en sonunda kitaplaştıracağız. Bu kitap ayrıca İngilizce’ye de çevrilerek yayınlanacak. Bizim çalışmalarımız Êzîdîlerin bir sonraki nesilleri için yaşadıkları jenositlere ilişkin yazılı bir döküman olacak.”
12 bin Êzîdî’nin Ermenistan’a göçü
Sosyal antropolog Dr. Six-Hohenbalken, Êzîdîlere hayranlığını da gizlemiyor. Araştırma ilerledikçe hayranlığının arttığını, projeye daha fazla sarıldığını aktararak şöyle devam ediyor: “Benim Avrupalı bir kadın ve araştırmacı olarak en çok merak ettiğim 1915-18 yılları arasında, yani 1. Dünya Savaşı sonrası 12 bin Êzîdî’nin nasıl Ermenistan’a gidebildiği. O dönem Erzurum, Kars ve Van bölgelerinde yaşayan Êzîdî Kürtlerin bu kadar uzun mesafeyi çoluk çocuk, yaşlı yürüyerek nasıl gittikleri... Bu kolay bir göç olmasa gerek. Daha da ilginç olanı, Ermenistan’a gittikten sonra kendilerini nasıl bu kadar çabuk toparlayabildikleri. Yani toplum içinde kendilerini geliştirmiş olduklarını görüyoruz. Böylesine zahmetli bir dini, toplum içinde tekrar ayakta tutabilme başarısını göstermişler.”
Şêx, pîr ve müritlerin rolü
Dr. Hohenbalken, 1. Dünya Savaşı sonrası Kuzey Kürdistan’dan Ermenistan’a göç etmek zorunda kalan dönemin Êzîdî toplumunun gelişiminde özellikle şêx, pir ve müritlerin rolü olduğunu vurgulayarak şöyle devam ediyor: “Şêxler, pirler ve müritler o dönemde toplumu çok çabuk geliştiriyor. Toplumları için kısa zamanda çok şey yapıyorlar. Daha açık söylemek gerekirse bir şêx, pir veya müridin ailesinden birer kişi hayatta kalmış ise toplumu dini anlamda ayakta tutma başarısını gösterdikleri görülüyor. Bu durum beni daha çok etkiledi ve araştırmaya daha çok motive etti.”
Avrupa’daki Êzîdî gençler
Dr. Hohenbalken, araştırma vesilesiyle konuştuğu kişilerden neler dinlediğini sorduğumuzda ise şu cevabı veriyor: “Sohbet ettiğim bir Êzîdî’den öğrenmek istediğim, onun büyüklerinden neler duyduğu. Anlatılan hikayeleri onlardan dinliyorum. Özellikle Avrupa’daki gençleri dinlemek istiyorum, çünkü bu neslin ardılları onlar. Avrupa’da yaşayan Êzîdî gençleri kendilerini ne kadar bu toplum içinde görüyor? Kendi inançlarının gereklerini yapıyorlar mı? Bunlar benim öğrenmek istediğim önemli kriterler.”
‘Hikayeleri sırlarla saklı kalmış’
Araştırma esnasında Êzîdîlerin yaşadıklarını sadece evlerinde, kendi kendilerine anlattıklarını gördüğü tespitini de paylaşan Six-Honhenbalken, “Êzîdîler başlarına gelenleri, dışarıda anlatılmasının yasak olduğunu düşünerek hep evde kendi aralarında anlatmışlar. Bu durum şunu aklımıza getiriyor: Etnoloji tarihinde yasaklı duygular vardır. Herkes biliyor ama kimse onun üzerine konuşamıyor. Êzîdîlerin yaşadıkları da böyle bir şeydir” diyor.
Kürtçe iletişim kuruyor
Aracılığımızla Bielefeld’de yasayan birçok Êzîdî Kürt’le ve kurumlarıyla da iletişim kuran Dr. Six-Hohenbalken, Êzîdî Şêx Apê Yaşar ile bir araya geldiğinde Kürtçe konuşarak derin bir sohbete koyuluyor. Keyifli sohbete Şêx Apê Yaşar’ın şu sözleri damgasını vuruyor: “Bizim inancımız insanlığın en eski dinlerindendir. Bizim kimsenin malında gözümüz olmadı. Önce dünyaya, sonra kendimize istiyoruz. Biz Êzîdî’yiz, Kürt’üz, Zerdüşti’yiz. Avrupalılar Ortadoğu’ya açılan köprünün Mezopotamya olduğunu ve bu köprünün en önemli ayaklarını Kürtlerin oluşturduğunu bildiği halde Kürtlere yardım etmiyor, ben bunu anlamıyorum.”
Dr. Six-Hohenbalken, Êzîdî Kürtler için önemli bir bayram olan Çarşema Sor Bayramı’na da katılarak kentimizden ayrılıyor.
Şengal özerk olmalı
Dr. Six-Hohenbalken, Êzîdîlerin kutsal mekanı Şengal’in özerk olması gerektiğini söyleyerek şunları belirtiyor: “Şengal’in özerk olması, önemli bir sonuç olacaktır fakat öyle kolay olmadığını da belirtmek gerekiyor. Komşu ülkeler ve siyasi atmosfere baktığımızda bunu görebiliyoruz. Öte yandan Kürtler evet derse bu iş daha da kolay olur diye düşünüyorum. Êzîdîlerin bulunduğu bölgeye yakın yaşayan diğer halklar da Êzîdîlerin farklılıklarını kabul etmeli. Geçmiş yıllara oranla Êzîdîler için koşullar daha farklı ve olumlu.”