
Almanya’dan seçim notları - III / BIELEFELD
DAİŞ çeteleri, Şengal’e saldırıp insanlığın gördüğü en vahşi saldırılardan birine start verdiğinde, sürgündeki Êzîdîler, büyük bir üzüntü ve öfkeyle sokakları doldurmuş; ağıtlar ve direniş şarkıları Avrupa’da da birbirine karışmıştı.
Daha Şengal’e yapılan ilk saldırıdan itibaren birçok merkezde, kimseden çağrı beklemeksizin doldurmuşlardı sokakları. Doğal bir refleks olarak görülebilir; ama bununla kalmadı. Êzîdîler, genel itibariyle devrimci/demokratik siyasetten, kitle eylemlerinden kopuktu. Avrupa’daki Êzîdîler ile diğer Kürdistanlıların arasında da sistemin ördüğü bariyerler, bugüne göre çok daha kuvvetliydi. Ancak Şengal eylemleri sonrasında Kürdistanlılar, birbirilerine tutunarak kavga etmekten başka çareleri olmadığını ancak birlikte özsavunmanın onları Ortadoğu’nun muhatap edildiği kötülüklerden koruyabileceğini anladı. Erken veya geç, öyle veya böyle; bu kavrayış, geleceğimizin umutlu olmasının en önemli gerekçelerinden biridir.
Êzîdîlerin önemli durağı
Almanya’nın kentlerinin birçoğu, yoğunluklu göçmen nüfuslarıyla anılır. Hayatın doğal akışıdır; göç edenler, birbirinin izlerini takip eder. Sözgelimi bir kent, Bingöllülerin yoğunluğuyla, diğeri Süryanilerle, başka biri bir aşiretle anılır. Bielefeld de Êzîdîler açısından böyle kentlerden biri. Ülkelerinden koparılan Êzîdîlerin önemli bir bölümü, Bielefeld’e yerleşmiş, birbirlerine tutunarak, dayanışma içindeki hayatlarına burada devam etmiş. Bu sebepten, Êzîdî Kürtlerin talepleri, ihtiyaçları ve kültürleri doğrultusunda yayın yapan Çıra TV’nin merkezi de burada. Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) seçim çalışmalarını izlemek için Bielefeld’e gelince biz de, Êzîdîlerle görüşmek istedik. Eski adıyla Kürdistan Zentrum, yeni adıyla Bielefeld Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nde Êzîdî Federasyonu (FÊK) temsilcileriyle ve DKTM Eşbaşkanı Zeki Güneş ile oturup Êzîdîlerin seçim tavrını konuştuk.
Êzîdîlerin şeyhlerinden İbrahim Ak, Êzîdî Federasyonu yöneticileri İzzettin Yalçın ve Zerif Akman ile Êzîdîlerin adeta yaşayan tarihi Xelef Koyun, seçimlere, HDP’ye ve halkların birlikte mücadelesine nasıl baktıklarını tane tane anlattı.
‘Türk’ Konsolosluğu’na gitmiyorlardı
Bilindiği üzere Êzîdîler, sadece Kuzey Kürdistan’dan gelmiyor. Hatta ana damarı, Güney Kürdistan’dan, Şengal ve çevresinden göç etmiş buralara. Kuzey’den gelenlerin memleketi ise çoğunlukla ya Viranşehir ya Nusaybin. Uzun yıllardır buradalar, birçoğu Alman vatandaşı. Türkiye vatandaşı olanlar da şimdiye kadar konsolosluğa pek uğramamış. Zira Êzîdîler, ulusal kimliklerine, dillerine en fazla sahiplik eden Kürtler...
Şimdiye kadar kapalı olan toplumsal yapıdan da kaynağını alan bir ısrarla dillerine sahip çıkıyorlar. Vaktiyle Türkiye’de yaşamış olan Êzîdîlerin bile bir bölümü Almanya’ya geldikten sonra Türkçe’yi unutmuş. Hal böyle olunca da Türkiye Konsolosluğu daha uzak, hatta lüzumsuz bir binaya dönüşüyor. Öyle ya, o binada Türkiye’nin diğer kimlikleri, dilleri yok sayılmaya, ülkenin sahiplerinden biri olan Kürtlere dilleriyle hizmet verilmemeye devam ediliyor.
‘Êzîdîlik yasalarımızda yok!’
FÊK yöneticisi İzzettin Yalçın, çok daha vahimini anlatıyor. Oy kullanmak için ilk defa konsolosluğa gidip kimliklerini yeniden çıkarmaya çalıştıklarını, din hanesine İslam yazılmasına karşı çıkıp, “Êzîdî” yazılmasını istediklerini ancak kabul edilmediğini söylüyor. Gerekçe ise 100 yıllık Cumhuriyet’in kodlarının güncellenerek bugüne taşındığının kabulü: “Êzîdîlik, anayasa ve yasalarımızın tanımladığı bir din değil!” Bundan daha büyük bir dışlama, daha büyük bir ötekileştirme olabilir mi? İzzettin Ak ve ailesi, bu dışlamaya rağmen (ve buna karşı) ısrar etmişler, kimliklerini çıkarmışlar; fakat din hanesinde bir çarpı işaretiyle. İsyan ediyor: “Bizim dinimiz var, Êzîdîlik. Hem de Ortadoğu’nun en kadim dinlerinden biridir. Ama Türk devleti, bizim dinimizi yok sayıyor, bize dinsiz diyor. İsimlerimizi bile değiştiriyorlar.” İzzettin Yalçın, 1986’da Nusaybin’den Almanya’ya gelmiş. Gelmesine neden olan süreci şöyle özetliyor: “Biz Êzîdî Kürtleri Türkiye’de ciddiye almıyorlardı. Örf, adetlerimiz, kültürümüz yasaktı. Diğer Kürtlere bir yasaksa, bize iki yasaktı. Bunun yanında biz, bütün Sünni kardeşlerimizden değil ama Sünnilerden de ne yazık ki baskılar gördük. Sonra devlet dedi ki, askere git. Fakat askere giden bütün Êzîdîler, öyle şeyler yaşıyorlardı ki, pişman oluyorlardı. Çıktım, buraya geldim.”
‘HDP sadece parti değil’
Yalçın, Kürtler içinde eskiye göre kendilerini çok daha güvende hissettiklerini, bunun da Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Kürt Halk Önderi’nin çabalarıyla oluştuğunu belirtiyor; daha küçük bir çocukken köylerine gelen gerillalardan bu yana Hareket’in Êzîdîlere çok başka yaklaştığını anlatıyor. Êzîdîlerin kazanımlarını anlatırken Kürt Özgürlük Hareketi’nin emeğinden, mücadelesinden gururla bahsediyor. HDP’yi de bu tarihten ayrı görmüyor. Yalçın, HDP’yi şöyle anlatıyor: “HDP’yi ben artık sadece bir parti olarak görmüyorum. Ortadoğu’daki bütün insanları bir araya getirebilecek bir model haline geldi. Bu yüzden ona sadece başka bir düzen partisine dediğimiz gibi ‘parti’ demek doğru değil. HDP’de bütün halklar bir araya geliyor. Eşi, benzeri olmayan modern bir partidir.”
‘Hayvanlara bile ayrımcılık yapmıyor’
İbrahim Ak, Êzîdî şeyhi. 30 yıldır Almanya’da. O da Nusaybin’den gelmiş. “O günkü ülkeyle şimdiki ülke arasında bin kat fark var” diye başlıyor ve devam ediyor: “Eskiden çok ayrım vardı. Şimdi HDP’ye baktığımız zaman Êzîdî olsun, Süryani olsun, Alevi olsun, kim olursa olsun hiçbir ayrım yapmadığını görüyoruz. Hatta hayvanları bile insan ruhuna eşit tutan bir partidir; onlara bile ayrımcılık yapmıyor.”
‘Kendi şeyhleri gibi...’
Daha önceleri Êzîdîlerin memleketlerinden ev almasının bile zor olduğunu ancak şimdi bunun aşıldığını belirten Şeyh, devam ediyor: “Eskiden bizden büyükler bırakmıyordu ki ellerini öpelim. O kadar uzaklık vardı. Şimdi gittim, çok şaşırdım. Sanki ben Êzîdîlerin şeyhi değilim, onların şeyhiyim. Öyle yakın davranıyorlar.” Şeyh İbrahim, bir konuda çok net: “HDP’nin görüşü uzaydan gelmedi. HDP’yi değiştiren, Serok Apo’nun görüşüdür. Önemli olan odur. O bize de verdi, onlara da verdi bu görüşü. Serok Apo olmasaydı, eski fikrim olsaydı, ben de belki başka düşünüyordum şimdi. Ta Çin’den gelip Kobanê’de savaşıyorlar, niye savaşıyorlar? Serok Apo’nun düşüncesini beğendikleri için geliyorlar.”
Zerif Akman ise FÊK yöneticisi genç bir kadın. Çok küçükken Mardin/Midyat’tan Almanya’ya göç etmiş. HDP’yle birlikte siyasete ısınanlardan. Heyecanla anlatıyor: “HDP’de her inançtan her insan kendini buluyor. HDP’nin sistemi eğer hayat bulursa, bizim için kutsal bir hayale dönüşecek. HDP, bir cennet yaratır, bu dünyanın cennetini yaratır. Biz Êzîdîler de umutluyuz. Eğer bir gün HDP iktidarı olursa, biz de kurtuluruz.”
‘Zulmedip Türkiye’den ödül alıyorlar’
Alman kurumlarıyla, bürokrasisiyle ilişkiler konusunda görevler alan Akman’ın dert yandığı konu ise PKK yasağı.
“Geçenlerde Sol Parti’yle de görüştüm. Artık içinizde bize yer vermeniz gerekiyor, böyle kabul edemeyiz, dedim. Türk bürokrasisi çok etkiliyor. PKK’yi ‘terör örgütleri listesinden’ bir türlü çıkarmıyorlar, çünkü Erdoğan’la, Türkiye’yle ilişkileri var. Bize zulmedip, ödülünü Türkiye’den alıyorlar” diyor.
Bielefeld’de seçim çalışmaları...
HDP çalışmalarının bütün kentlerdeki etkisi, daha önce hiç bir araya gelememiş insanların buluşmasını sağlamasıdır. Değişik kurumlardan, kimliklerden insanlar, emeklerini HDP için birleştiriyor. Bu sırada ise tanışıyor, gönüldaşlık ediyorlar. Hepsinde aynı şikayet: Bugüne kadar neden yapamadık? Bielefeld’de de durum böyle. Çalışmaların organizasyonunda önemli pay sahibi Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin Eşbaşkanı Zeki Güneş, kentteki çalışmaları şöyle özetliyor: “Seçim çalışmalarının daha başlangıcında komisyonumuzu, Demokratik Güç Birliği ile beraber kurduk. 16 kişi yer aldı komisyonda. Seçmen listelerini çıkardık, ev ev dolaşarak seçmen kaydı yaptık. Şimdiyse seçmenleri sandığa taşımak için araç organizasyonu yapıyoruz.” Güneş, HDP çalışmalarıyla oluşan birlikteliği ise şöyle anlatıyor: “Çalışmalarımızda bütün demokrat insanlar yer alıyor. Hatta komisyonumuzda şimdiye kadar birlikte çalışamadığımız Türkiye solundan arkadaşlar, bizden daha çok çalışıyor. Bazen CHP’liler geliyor, ‘Kimliğim yine CHP’dir ama HDP’nin barajı aşmasını istiyorum, size oy vereceğim’ diyor.”
Êzîdîlerin yaşayan tarihi anlatıyor...
Xelef Koyun, Êzîdîlerin adeta yaşayan tarihi. Yakasında Êzîdîliğin sembolüyle öyle mütevazı, öyle güzel oturuyor bir köşede; dinliyor, düşünüyor... Bilgeliğini de buradan alıyor olsa gerek. Sonra konuşma sırası kendisine gelince ise, güzel güzel anlatıyor. Kim, neyi sorsa, sözü önce tarihin süzgecinden geçiriyor. Biz HDP’yi sorduk, yine aynısını yaptı. Hiç araya girmeden, Xelef Koyun’un ağzından -Kürtçe’den Türkçe’ye çevirirken eksilen ahenkle- aktaralım:
80’den sonra başlayan ferman
“Kürt Özgürlük Hareketi’nin çıkışına kadar biz, Kürt olduğumuzu söyleyemiyorduk. Artık Kürtlüğün adı yeryüzüne yayılmaya başladı. İnsandan sayılmaya başladık. PKK’yle birlikte Êzîdîler de, Kürtler içinde bir kardeş olarak duyuldu. Hep 73 ferman diyoruz, doğru değil. Bir ferman da 80 Darbesi’nden sonra başladı, halen sürüyor. Tutuklandık, sürgün edildik, öldürüldük. Karınlarımız deşildi. Asıl ferman o zaman başladı, sonu da halen gelmedi. Şengal de o fermanın parçasıdır.
‘Halkımıza düşmanın silahını tutmadık’
Bu devlet, bize geldi, korucu olacaksınız dedi. Biz devletin silahını almadık; ülkemizden, köyümüzden çıktık. Zarar gördük, topraklarımızı terk ettik ama kendi halkımıza karşşı silah da tutmadık. Düşmanın silahını alıp halkımıza çevirmedik. Bunu yaptığımıza seviniyoruz. HDP’ye geleyim... Bizim topraklarımıza, ülkemize onlar Türkiye diyor. Türkiye, yaklaşık yüz yıldır kurulmuş. Kurulduğundan beri üç gelenek yönetiyor. Şimdi bu geleneklerin devamları, CHP, MHP ve AKP’dir.
Kim kimdir?
AKP, direkt Osmanlı’nın devamıdır. Êzîdîlere 72 ferman, Osmanlı döneminde yapıldı. AKP, bu fermanların devamını yapıyor, Osmanlı’nın devamıdır. Jön Türkler, İttihat ve Terakki, Asuri-Süryanilerin, Ermenilerin, Êzîdîlerin, Kürtlerin karnını deşti. MHP, Jön Türkler’in devamıdır. Dêrsim’de Aleviler, Ağrı’da Sünni Kürtler katledildi. Simkoî Şikakî Katliamı, daha bir sürü katliam... CHP yaptı. Şimdiki CHP de onun devamıdır. Kılıçdaroğlu, İsmet İnönü’dür. Diyeceksiniz, peki HDP nedir? HDP, tüm bu katliamlarda katledilenlerin, bunlara karşı başkaldıranların, direnenlerin devamıdır.
“Biz de insanca yaşamalıyız” diyenlerin partisidir. Kürt halkının Önderliği tutsak; binlerce şehit, tutsak, kayıp, ülkesini terk edenler... Bu zulme başkaldırıdır HDP. ‘Em bernadin we dilanê’ HDP, Rojava Devrimi’nin devamıdır. ‘İnsanım’ diyen herkes, oyunu HDP’ye vermeli çünkü bu diğer üç parti, hepimize yapmadığını bırakmadı. HDP barajı aşarsa, halklar için bir aydınlanma olacak. Kürdistan da rahatlayacak, dönmek isteyenler dönecek. Bir insanın eğer ki ülkesi yoksa, o insan dünyanın neresine giderse gitsin yoktur. HDP barajı aşarsa, biz de ülkemize daha çok yaklaşacağız. Belki gidip köylerimizi yeniden inşa edeceğiz, evler kuracağız, dostluğumuzu geliştireceğiz, düşmanın içimize soktuğu kötülükleri temizleyeceğiz.
‘Başka partilere oy verenler...’
Bizim Êzîdîlerin hepsi, daha kavrayamadı HDP’nin önemini. Kafa yoranlar anladı ama anlamayan da çok var. Bir insan, var olmak için HDP’ye oy vermeli, kendisine oy vermeli. Oy verdi, yeter mi? Yetmez, gelip içinde yer almalı. HDP dışındaki hangi partiye oy veriyorsa, gidip hem kendisinin hem de atalarının düşmanlarına oy veriyordur. Atalarını süngüyle katledenlerin devamına oy veriyordur.”
PAZARTESİ:
* Bir seçim emekçisi: Hikmet İnaç
* Romanya’da seçim çalışmaları
OSMAN OÐUZ / BİELEFELD