Zilar STÊRK
Suriye iç savaşının başlamasında ve sonrasında bölgede yaşanan gelişmelerde, sömürgeci Türk devletinin başındaki Erdoğan ve AKP’sinin rolü belirleyicidir. DAİŞ ve El Nusra gibi çetelerle içine girdiği ittifak ve bu çete ittifakı eliyle Suriye ve Irak içinde yürüttüğü kirli politikalar, Kürt medyası tarafından her ne kadar deşifre edilip nesnel kanıtlarıyla ortaya serilmişse de, henüz tam anlaşılmış değildir. Ya da anlaşılmak istenmemektedir.
Erdoğan AKP’sinin eski Osmanlı topraklarını elde etme ve cihadist bir rejim geliştirme hedefi artık çok somuttur. Bu yayılmacı politikasının önündeki temel engel olarak Kürtleri görüyor. Çünkü yayılmak istediği alanlara ancak şu anda Kürtlerin üzerinde yaşadığı coğrafyaları aşarak ulaşabilir. Bu bakımdan sadece Kuzey Kürdistan’daki Kürtlere karşı değil, tüm Kürtlere karşı düşmanca bir politika yürütmektedir. Önüne koyduğu bu hegemonik hedefin dönemsel araç ve gereçlerini de geliştiriyor. DAİŞ ve El Nusra gibi çeteler, Erdoğan AKP’sinin 2014’ten bu yana bölgeye hakim olma yolunda kullandığı araçlardı.
Bu araçlarla Rojava’da demokratik bir devrim yapan Kürtler’in üzerine saldırdı. Bir yandan İmralı’da Önder Abdullah Öcalan ile görüşürken diğer yandan Rojava devrimsel kazanımlarına karşı saldırı pozisyonu almıştı. Kürt düşmanı siyasetini Türkiye sınırları dışında ittifak halinde olduğu bu çeteler aracılığıyla yürütmekteydi. Rojava Devrimini çöktürmenin yolu, Musul’a bağlı Şengal’i işgal edip Êzîdî Soykırımını gerçekleştirmekten geçmekteydi. Bu yüzden Musul düşürüldükten sonra can havliyle Şengal soykırımı devreye sokuldu. 3 Ağustos 2014 günü Şengal’de Êzîdî halkına karşı vahşice geliştirilen soykırımın arkasında bizzat Erdoğan ve kurduğu kirli ittifak güçleri vardı.
İnsanlık düşmanı DAİŞ çeteleri 3 Ağustos’ta Êzîdîleri yeni bir soykırımdan geçirmek üzere Şengal’e saldırınca, hem Irak hükümeti adına hem Güney Kürdistan hükümeti adına orayı korumakla görevli olan peşmergeye geri çekilme talimatı verildi. Bu talimatı Barzani ailesi adına Güney Kürdistan hükümetinin başında bulunan kişiler verdi. Yaşanan bu gerçeklik, Kürtler ve Kürtlük adına silinmesi çok zor bir utançtır. Vebali çok ağır bir günahtır. Bundan kurtulmanın bir tek yolu vardır. Bu günahı işleyenlerin, bu utancı yaşatanların; saldırı esnasında Kandil’den Şengal’e nefes nefese koşup Êzîdî Soykırımının önüne geçen ve bu gün de Êzîdî dünyasının “Şengal’e özerklik” talebi için mücadele veren Kürt Özgürlük Hareketine ve gerillasına destek olmasıdır.
Bu günahı işleyenlerin, Êzîdîlerin “Şengal’e özerklik” talebini ulusal birlik ruhuyla desteklemeleri gerekiyor. Ancak bırakalım Şengal’in özerk bir statü kazanma mücadelesini desteklemeyi, tam tersine bunlar Şengal’i kendi iktidar alanına sokma savaşını yürütüyorlar. Bu Kürtlük adına ve Kürtler tarafından kabul edilmez bir tutumdur. Derhal terk edilmeli ve Êzîdîlerin “Şengal’e özerklik” talebi desteklenmelidir. Bunun için ulusal birlik ruhuyla mücadele edilmelidir.
Êzîdîlik; tarihsel, kültürel, inançsal olarak oldukça özerk bir yapıdır. Bu özerk yapıyı oluşturan bir toplumsallık vardır. Tarih boyunca hep kendi kendini yönetmek ve kendi kendini savunmak istemiştir. Ancak bunu yeterli düzeyde sağlayamadığı için sayısız soykırım katliamlarına maruz kalmıştır.
Êzîdî toplumunun süreklileşen soykırım kaderinden kurtulması için artık siyasi-idari ve savunma alanlarında da hak ettiği özerkliğine kavuşmalıdır. Bunun zamanı gelmiş hatta geçmiştir. Çünkü kendini yönetmek ve kendini savunmak, halklar ve kültürler için devredilemez bir haktır. Oluşacak yeni Irak hükümetinin de Êzîdîlerin “Şengal’e özerklik” talebini makul bir talep olarak görmesi ve bu konuda zorluk çıkarmaması gerekir.
Eskiden beri tarihsel, kültürel ve inançsal açıdan özerk bir toplumsal yapı olan Êzîdî dünyası, 3 Ağustos 2014’te maruz kaldığı soykırım katliamı üzerinden geçen son dört yıllık süreçte, siyasi-idari ve savunma alanlarında da kendi özerk kurumlaşmalarını geliştirdi. Oluşacak yeni Irak hükümetinin, Êzîdî dünyasının son dört yıl içerisinde kendi öz iradesiyle varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama temelinde geliştirdiği bu siyasi-idari ve savunma alanlarındaki kurumlaşmalarını resmen tanıması, mevcut Irak Anayasasında geçerli kılınmış olan demokrasi ilkesinin de bir gereği olmaktadır.
Kürtlüğün soy kültürünü oluşturan Êzîdîliğin merkezi Sincar Dağı’dır, Şengal’dir. Derwişê Evdêleri ve Edûlêleri yaratan bir coğrafya ve canlı kültürdür.
Kürtlüğün köklerini kendi içinde barındırır. Kürtlüğün en eski moral merkezlerindendir. Bu yüzden de çok eski olan bu halk kültürü, sayısız defa sömürgeci soykırımcı saldırılara maruz kalmıştır. Êzîdîlik kültürünün gelişip kalıcılaştığı, yabancı saldırılara karşı direnip var olmayı sürdürmesini sağlayan kalesi gibidir. Bu açıdan Şengal, sadece Êzîdîler için değil, tüm Kürtler için tarihsel kültürel bir semboldür. Aslında sadece Kürtlerin değil, genel olarak toplumsal kültürün kök merkezlerindendir. Toplumsallığa dayalı gelişen insanlığın ilk kültürel kodlarının mayalandığı ve kalıcılaştığı bir alandır.
Tarih bilimi, bir gün hegemonik iktidarların tekelinden kurtulup yaşanmış hakikatler doğrultusunda incelenme şansı yakaladığında, Êzîdîliğin aslında günümüz kültür ve toplumlarının adeta tarihteki Anası gibi olduğu tüm nesnelliği ile ortaya çıkacaktır. Bu yüzden Êzîdîliğin merkezi olan Şengal’e bu gün de sıradan yaklaşılmaması gerekir. Tarihsel toplum adına günümüz insanlığının, Êzîdîlerin “Şengal’e özerklik” talebini desteklemesi, dünya demokrasi tarihi açısından da önemli bir görev olmaktadır. Êzîdîlerin ‘Şengal’e özerklik’ talebini herkes desteklemelidir
Zilar STÊRK
Suriye iç savaşının başlamasında ve sonrasında bölgede yaşanan gelişmelerde, sömürgeci Türk devletinin başındaki Erdoğan ve AKP’sinin rolü belirleyicidir. DAİŞ ve El Nusra gibi çetelerle içine girdiği ittifak ve bu çete ittifakı eliyle Suriye ve Irak içinde yürüttüğü kirli politikalar, Kürt medyası tarafından her ne kadar deşifre edilip nesnel kanıtlarıyla ortaya serilmişse de, henüz tam anlaşılmış değildir. Ya da anlaşılmak istenmemektedir.
Erdoğan AKP’sinin eski Osmanlı topraklarını elde etme ve cihadist bir rejim geliştirme hedefi artık çok somuttur. Bu yayılmacı politikasının önündeki temel engel olarak Kürtleri görüyor. Çünkü yayılmak istediği alanlara ancak şu anda Kürtlerin üzerinde yaşadığı coğrafyaları aşarak ulaşabilir. Bu bakımdan sadece Kuzey Kürdistan’daki Kürtlere karşı değil, tüm Kürtlere karşı düşmanca bir politika yürütmektedir. Önüne koyduğu bu hegemonik hedefin dönemsel araç ve gereçlerini de geliştiriyor. DAİŞ ve El Nusra gibi çeteler, Erdoğan AKP’sinin 2014’ten bu yana bölgeye hakim olma yolunda kullandığı araçlardı.
Bu araçlarla Rojava’da demokratik bir devrim yapan Kürtler’in üzerine saldırdı. Bir yandan İmralı’da Önder Abdullah Öcalan ile görüşürken diğer yandan Rojava devrimsel kazanımlarına karşı saldırı pozisyonu almıştı. Kürt düşmanı siyasetini Türkiye sınırları dışında ittifak halinde olduğu bu çeteler aracılığıyla yürütmekteydi. Rojava Devrimini çöktürmenin yolu, Musul’a bağlı Şengal’i işgal edip Êzîdî Soykırımını gerçekleştirmekten geçmekteydi. Bu yüzden Musul düşürüldükten sonra can havliyle Şengal soykırımı devreye sokuldu. 3 Ağustos 2014 günü Şengal’de Êzîdî halkına karşı vahşice geliştirilen soykırımın arkasında bizzat Erdoğan ve kurduğu kirli ittifak güçleri vardı.
İnsanlık düşmanı DAİŞ çeteleri 3 Ağustos’ta Êzîdîleri yeni bir soykırımdan geçirmek üzere Şengal’e saldırınca, hem Irak hükümeti adına hem Güney Kürdistan hükümeti adına orayı korumakla görevli olan peşmergeye geri çekilme talimatı verildi. Bu talimatı Barzani ailesi adına Güney Kürdistan hükümetinin başında bulunan kişiler verdi. Yaşanan bu gerçeklik, Kürtler ve Kürtlük adına silinmesi çok zor bir utançtır. Vebali çok ağır bir günahtır. Bundan kurtulmanın bir tek yolu vardır. Bu günahı işleyenlerin, bu utancı yaşatanların; saldırı esnasında Kandil’den Şengal’e nefes nefese koşup Êzîdî Soykırımının önüne geçen ve bu gün de Êzîdî dünyasının “Şengal’e özerklik” talebi için mücadele veren Kürt Özgürlük Hareketine ve gerillasına destek olmasıdır.
Bu günahı işleyenlerin, Êzîdîlerin “Şengal’e özerklik” talebini ulusal birlik ruhuyla desteklemeleri gerekiyor. Ancak bırakalım Şengal’in özerk bir statü kazanma mücadelesini desteklemeyi, tam tersine bunlar Şengal’i kendi iktidar alanına sokma savaşını yürütüyorlar. Bu Kürtlük adına ve Kürtler tarafından kabul edilmez bir tutumdur. Derhal terk edilmeli ve Êzîdîlerin “Şengal’e özerklik” talebi desteklenmelidir. Bunun için ulusal birlik ruhuyla mücadele edilmelidir.
Êzîdîlik; tarihsel, kültürel, inançsal olarak oldukça özerk bir yapıdır. Bu özerk yapıyı oluşturan bir toplumsallık vardır. Tarih boyunca hep kendi kendini yönetmek ve kendi kendini savunmak istemiştir. Ancak bunu yeterli düzeyde sağlayamadığı için sayısız soykırım katliamlarına maruz kalmıştır.
Êzîdî toplumunun süreklileşen soykırım kaderinden kurtulması için artık siyasi-idari ve savunma alanlarında da hak ettiği özerkliğine kavuşmalıdır. Bunun zamanı gelmiş hatta geçmiştir. Çünkü kendini yönetmek ve kendini savunmak, halklar ve kültürler için devredilemez bir haktır. Oluşacak yeni Irak hükümetinin de Êzîdîlerin “Şengal’e özerklik” talebini makul bir talep olarak görmesi ve bu konuda zorluk çıkarmaması gerekir.
Eskiden beri tarihsel, kültürel ve inançsal açıdan özerk bir toplumsal yapı olan Êzîdî dünyası, 3 Ağustos 2014’te maruz kaldığı soykırım katliamı üzerinden geçen son dört yıllık süreçte, siyasi-idari ve savunma alanlarında da kendi özerk kurumlaşmalarını geliştirdi. Oluşacak yeni Irak hükümetinin, Êzîdî dünyasının son dört yıl içerisinde kendi öz iradesiyle varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama temelinde geliştirdiği bu siyasi-idari ve savunma alanlarındaki kurumlaşmalarını resmen tanıması, mevcut Irak Anayasasında geçerli kılınmış olan demokrasi ilkesinin de bir gereği olmaktadır.
Kürtlüğün soy kültürünü oluşturan Êzîdîliğin merkezi Sincar Dağı’dır, Şengal’dir. Derwişê Evdêleri ve Edûlêleri yaratan bir coğrafya ve canlı kültürdür.
Kürtlüğün köklerini kendi içinde barındırır. Kürtlüğün en eski moral merkezlerindendir. Bu yüzden de çok eski olan bu halk kültürü, sayısız defa sömürgeci soykırımcı saldırılara maruz kalmıştır. Êzîdîlik kültürünün gelişip kalıcılaştığı, yabancı saldırılara karşı direnip var olmayı sürdürmesini sağlayan kalesi gibidir. Bu açıdan Şengal, sadece Êzîdîler için değil, tüm Kürtler için tarihsel kültürel bir semboldür. Aslında sadece Kürtlerin değil, genel olarak toplumsal kültürün kök merkezlerindendir. Toplumsallığa dayalı gelişen insanlığın ilk kültürel kodlarının mayalandığı ve kalıcılaştığı bir alandır.
Tarih bilimi, bir gün hegemonik iktidarların tekelinden kurtulup yaşanmış hakikatler doğrultusunda incelenme şansı yakaladığında, Êzîdîliğin aslında günümüz kültür ve toplumlarının adeta tarihteki Anası gibi olduğu tüm nesnelliği ile ortaya çıkacaktır. Bu yüzden Êzîdîliğin merkezi olan Şengal’e bu gün de sıradan yaklaşılmaması gerekir. Tarihsel toplum adına günümüz insanlığının, Êzîdîlerin “Şengal’e özerklik” talebini desteklemesi, dünya demokrasi tarihi açısından da önemli bir görev olmaktadır.