
Kasım ayında insan kaçırma iddiasıyla gözaltına alınan bir ablası ve dört ağabeyin tutukluluk sebebi genişletildi. 1 Kasım gecesi Arzu Özmen’i silah zoruyla arkadaşının evinden kaçırdıkları belirtilen 5 kardeş, cesedinin teşhis edilmesiyle birlikte artık cinayet suçlamasıyla tutuklu bulunuyor. 21 yaşındaki Elvis, 22 yaşındaki Osman, 24 yaşındaki Kemal, 25 yaşındaki Kirer ve 27 yaşındaki Şirin şimdiye kadar ifade vermedi. Ancak Bielefeld Cinayet Masası, cinayetin kesinleşmesi üzerine kardeşlerden bazılarının suskunluğu bozmasını bekliyor.
1 ayda 2 Êzîdî kadın katledildi
Son bir ay içinde Almanya’da iki genç Kürt kadını kendi yakınları tarafından katledildi. İkisi de Êzîdî inancına sahipti. Aralık ayında Niedersachsen eyaletine bağlı Stolzenau’da 13 yaşındaki Güney Kürdistanlı Souzan Barakat kendi babası tarafından silahla yakın mesafeden vuruldu. Souzan, ailedeki baskılara dayanmadığı için, nesne değil özne olmak istediği için öldürüldü. Arzu Özmen de öyle. Maruz bırakıldıkları baskı ve şiddete karşı kurumlara sığındılar. Ancak yaşam sığınakları onları ölümden koruyamadı.
Bu kadar kısa bir süre içinde iki Êzîdî Kürtün en ‘yakınları’ tarafından katledilmiş olması, Almanya medyasında Êzîdîlik inancıyla ilgili bir tartışmanın başlamasına da sebep oldu. Namus adına işlenen bu cinayetlerin Êzîdî inancı ile bağını konuşmak için UTAMARA Kadın Buluşma Merkezi’nden Fadile Yıldırım ile görüştük. Şiddete maruz bırakılan kadınlara hizmet sunan ve şiddetin önlenmesi için hem kadınlara hem de erkeklere yönelik önemli çalışmalar yürüten UTAMARA yetkilisi Yıldırım, ‘namus’ veya ‘töre’ adına işlenen cinayetlerin Êzîdî inancına bağlanmasını „erkek kurnazlığı“ olarak değerlendirdi.
‘Katliamlarla bize mesaj veriliyor’
Son yıllarda ‘töre’ ve ‘namus’ adına işlenen cinayetlerin Avrupa ülkelerinde daha çok belirginlik kazandığına dikkat çeken Fadile Yıldırım, bu cinayetlerin karakteristik açıdan birbirine çok benzediğini vurguladı ve şöyle devam etti: „Bu cinayetlerle veya kadın katliamlarıyla bize şu mesaj verilmek isteniyor: Kadınlar, kendi yaşamları ile ilgili hiçbir şekilde söz hakkına sahip değil. Şu deniliyor: Sizin sahibiniz biziz, bizim istediğimiz biçimde yaşayabilirsiniz. Bizim kararlarımızın, istediğimiz hayatın ve ölçülerinin dışına çıkarsanız sizi öldürürüz!“
Namus adına işlenen cinayetlerin, toplumun da belli oranlarda desteğini arkasına alarak yapılan cinayetler olduğunun altını çizen Yıldırım, faillerin genelde babalar veya kardeşler olduğuna vurgu yaptı. Yıldırım, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: „Çok nettir ki, yaşamlarımız halen ipotek altında. Kadın bedeni, cinselliği, duyguları, düşüncesi, sosyalitesi halen denetim altında. Ve kadınların hep birilerine göre yaşaması isteniyor. Kadınlar biraz bunun dışına çıkıp kendi yaşamlarıyla ilgili karar almak istediklerinde ya doğrudan ölümle ya da katliamın veya şiddetin herhangi bir türüyle karşı karşıya kalıyorlar. Kendisi olmak isteyen kadına ödettirilen çok acı bir bedeldir bu.“
UTAMARA temsilcisi, kadınların bu ağır bedele rağmen özgürlük arayışında ısrar etmesi gerektiğini ifade etti. Kimsenin kadınların yaşamlarını ipotek altına alamayacağının altını çizen Yıldırım, devamla şunları söyledi: „Biz kendimize aitiz, başkalarına değil. Biz kimsenin namusu da değiliz. Ne babamızın, ne kardeşimizin, ne ailemizin ne de herhangi bir toplumun ya da devletin herhangi bir mekanizmanın kadınları değiliz. Eğer bu yaşam biz kadınlara aitse, nasıl yaşamak istediğimize biz kendimiz karar vereceğiz. Bedenimiz, cinselliğimiz, düşüncelerimiz, duygularımız bize ait. Kadınlar, bunun bedeli ağır olsa bile, bunu kesinlikle reddetmeli. Erkek egemen zihniyetine sahip olanlarınsa, kadınları mülk haline getirip, onların yaşamı üzerinde sonsuz hak iddia etmekten vazgeçmesi gerekiyor.“
Êzîdîlikte ‘namus’ kültürü yok
Namus adına işlenen cinayetlerin Êzîdî inançla bağlantılı olduğu görüşünü reddeden Fadile Yıldırım, bu konudaki görüşlerini de gazetemizle paylaştı: „Êzîdîliği az çok inceleyen biri olarak söylüyorum; orijinal anlamında Êzîdîliğin kökeninde böyle bir kültür yok. Tam tersine; Êzîdîliğin dayandığı miras, kadın ile erkek arasındaki doğal eşitliği savunan bir mirastır. Bu mirasın inkar edilerek, özellikle kadının namuslaştırılması çerçevesinde savunulan olgulara baktığımızda, bunun Êzîdîliğe dayandırılması bir sapma ve çarpıtmadır. Bunun kesinlikle ataerkil kültürle, erkek egemenliğiyle bağını kurmak gerekiyor. Çünkü bu sadece Êzîdî toplumun da sorunu değil. Genel anlamda tüm toplumda kadın namus adına katlediliyor. Êzîdîliğe sığınılarak, Êzîdîlik adına yapılmak istenmesi bir erkek kurnazlığıdır. Çünkü din adına yapıldığında daha büyük bir meşruluk kazandığına inanılıyor. Yani geleneksel toplum tarafından da normal karşılanıyor. Bir toplumsal desteği de arkasına alma ya da dokunulmaz ve tartışılmaz kılma noktasında inanç kullanılıyor. Bunu bir erkek kurnazlığı olarak değerlendiriyorum. Erkek egemen kültürün inanç adına katlettiğini iddia etmesi, yapılana meşruluk kazandırmaya dönüktür.“
MERAL ÇİÇEK - HABER MERKEZİ