
HDP’ye kazandıran ne oldu? - 2. bölüm
Türk devleti ve hükümetleri on yıllardır Kürdistan’daki Araplara, Mıhellemilere, Türkmenlere, Azerilere, farklı etnik ve inanç topluluktan insanlara, “Bunlar sadece Kürtleri düşünüyor, sizlere yaşam hakkı tanımaz” diyerek Kürt Özgürlük Hareketi’nden uzak tutmaya çalışıyorlardı. Bu nedenle Kürdistan’da önemli bir nüfus oluşturan bu kesimler, önceleri başka partilere ve sonraları AKP’ye oy veriyordu. AKP Hükümeti de hem buna dayanarak hem de bir kısım Kürtlerin oylarını alması nedeniyle, “Kürtlerden ben de oy alıyorum, Kürtleri biz temsil etmekteyiz” demekteydi. Halbuki aldığı oyların en azından yarısı bu farklı etnik ve inanç kesimlerinden geliyordu. Demokratik ulus projesi bu seçimde devletin bu topluluklar üzerindeki özel savaşı ve oyunlarını da büyük oranda boşa çıkarmıştır. Bunun en somut örneği Serhat alanıdır.
Serhat’ta oy patlaması
Serhat alanı, Fırat’ın batısı gibi özel savaşla Kürtlerin yoğun göçe zorlandığı bir coğrafyadır. Burada da demografik dengeler bozulmuş, Kürt nüfusunun yoğunluğu eskiye göre azaltılmıştır. Bilindiği gibi yakın zamana kadar İstanbul’da en fazla Sivaslı ve Karslılar bulunuyordu. Birkaç Sivas ve Kars da İstanbul’da yaşıyordu. Sivas ve Kars’tan göç edenlerin yüzde 90’ı ise Kürtlerden oluşuyordu. Kars derken de bugünün Ardahan ve Iğdır illerini de Kars içinde saymak gerekmektedir. Bu illerde Kürtlerin yanında Azeriler, Caferiler, Terekemeler, Alevi Türkmenler yoğun olarak yaşamaktadır. Tam da demokratik ulus projesine uygun bir mozaik oluşturmaktadırlar. Bu seçimde Kars, Ağrı dahil Serhat alanı dediğimiz illerde bir oy patlaması olmuştur. Eskiden bir milletvekilinin çıkarılması konusunda tereddütler oluşturan Iğdır’da Azerilerden de oy alınarak iki milletvekili çıkarılması, Kars ve Ardahan’da büyük başarı elde edilerek birinci parti haline gelinmesi, tamamen demokratik ulus projesinin başarısıdır. Bu başarıyı sadece Kürtlerden gelen oylar sağlamamış; farklı etnik ve inançsal toplulukların HDP’nin demokratik ulus projesine yönelmesi sonucu Serhat genelinde bir siyasi hamle gerçekleştirilmiştir. Iğdır’da Kürtlerin ve Azerilerin ortak yaşamını ve kardeşliğini sağlamak kadar değerli bir şey olamaz. Kürdistan’da da sadece Kürtlerden oy alan bir siyasi hareket konumundan çıkarak Azerilerden, Türkmenlerden, Alevi Türkmenlerden, Araplardan, Mıhellemilerden de oy almak kadar değerli bir şey olamaz. HDP’nin Sünni ve Alevi Kürtlerin iç içe yaşadığı Varto’da da yüzde 90 civarında oy alması, sadece farklı etnik topluluklar değil, inanç topluluklarının da projeye ne düzeyde sahip çıktıklarını göstermektedir.
‘Sadece Kürtler’ demek
“Sadece Kürtler HDP’ye oy verdi, diğer topluluklardan, Alevilerden, sol kesimlerden fazla oy gelmedi” demek, en başta da HDP’ye oy veren Kürtlerin bu büyük başarısını gölgelemektir. Bu tür değerlendirmeler, Önder Apo’nun Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamını sağlayacak ve güvenceye alacak demokratik ulus ve HDP projesini daraltmayı ve tıkatmayı ifade etmektedir. HDP bir proje olarak başarılı olurken, sanki HDP projesi değil de başka şeyler bu başarıyı sağlamış gibi göstermek kadar sığ bir değerlendirme olamaz. Bu, HDP’yi anlamamak ya da HDP’ye kendine göre bir don biçmek anlamına gelir.
HDP’nin bu düzeyde oy sıçraması yapmasında önemli bir neden de yaratılan hava ve bu havanın ortaya çıkardığı sinerjidir. Bu sinerjinin ortaya çıkmasında başta sosyalistler olmak üzere tüm sol demokratlar, aydınlar, yazarlar, sanatçılar ve Alevilerin belirleyici rolü olmuştur. Öyle ki, 1970’li yıllarda Ecevit’in bu çevrelerin desteğini alarak estirdiği Karaoğlan efsanesinin, o dönemki ortam ve sinerjinin bir benzerinin HDP kampanyası etrafında yaşandığını söylemek abartma olmaz. Bir kampanya havası ve sinerji yaratmak çok önemlidir. Bu yaratılmadan seçimlerde büyük başarı elde etmek mümkün değildir. Yüzde yüzlerdeki başarıda bunun etkisini görmemek körlük olur. Bu hava ve sinerji, AKP’nin her türlü karalama kampanyasını ve kara propagandasını ezip geçmiştir. AKP içindeki Kürtlerin HDP’ye yönelmesinde bu hava ve sinerjinin yarattığı etkinin rolünü kim küçümseyebilir?
Rojava’nın etkisi
Kuşkusuz sosyalistler, sol demokratlar, aydınlar, yazarlar, sanatçılar, liberal demokratlar ve Alevilerin HDP’ye yönelmesinde Rojava Devrimi’nin, özelikle Kobanê’de DAİŞ’e karşı yürütülen mücadelenin etkisi çok büyük olmuştur. Bunu görmemek, en başta da Rojava Devrimi’nin ve kahraman Kobanê şehitlerinin bu toplumsal kesimlerde yarattığı etkiyi küçümsemek ve Kobanê Direnişi’nin sadece Kürtlerde değil, Türkiye toplumu üzerindeki etkisini inkar etmek olur. Dolayısıyla olgulara dar, yüzeysel ve kendine göre yaklaşım kadar tehlikeli bir durum olamaz.
HDP’nin seçim kampanyasında özellikle Türkiye metropollerinde ve şehirlerinde sol güçler, demokratlar, sol düşünceli gençler, kadınlar, aydınlar da yer almıştır. Bu kesimler kampanyanın bir demokrasi seferberliği hamlesi ve heyecanı biçiminde geçmesinde çok etkili olmuştur. Gezi’de büyük bir isyan başlatan gençlerin önemli bir kesimi 7 Haziran seçimlerinde HDP için çalışmıştır. Bunları görmemek, “Sadece AKP içindeki Kürtlerden oy geldi” demek bilinçli bir çarpıtmadır. Hatta AKP içindeki Kürtleri de etkileyen bu seçim kampanyasında yer alanların, bu havayı ve algıyı yaratanların emeklerine saygısızlık yapmaktır. Bu açıdan bu emeklerin, bu katkıların hakkını vermek gerekir. Hak, adalet ve eşitlikten söz edenler, amiyane deyimle Sezar’ın hakkını Sezar’a vermelidir. Hiç kimse bu seçim kampanyasında sosyalistlerin, sol demokratların, aydınların, yazarların, kadınların ve gençlerin çabasını inkar edemez ve küçümseyemez. Bunu yapanlar, daha baştan inkarcı yaklaşmış ve HDP’nin gelecekteki başarılarını daha şimdiden olumsuz etkilemiş olur.
Kadınlar ve gençlerin ağırlıklı olarak Önder Apo çizgisinde ya da diğer sol çevrelerin etkisinde olduğunun altını çizmek istiyoruz. Kadınların bu seçimdeki etkisi ve rolünü ayrı değerlendirmek gerektiğinden burada sadece hatırlatmakla yetineceğiz. Zaten Önder Apo’nun fedaileri olan gençlerin bu seçim kampanyasının da büyük dinamizmi oldukları tartışmasız bir gerçektir.
Dêrsim ve Aleviler
Alevilerin bu seçimde HDP’ye yönelmelerini küçümsemek, HDP’nin demokratik ulus projesine en büyük kötülüğü yapmak anlamına geldiği gibi, iyi niyetli bir yaklaşım da değildir. Sol ve Alevilere yönelik önyargı ve karşıtlık içinde olanların kendi duygularını HDP çalışmaları ve başarısına bulaştırmalarıdır.
Dêrsim, hem Alevi hem de sol kimliğiyle öne çıkan ve Kürdistan’ın en özel ve en özgün parçası olan bir kenttir. 2011 seçimlerinde tek bir milletvekili çıkarmaması, seçim başarısını çok buruk kılmıştı. Tüm Kürdistan halkı kendi il ve ilçelerindeki seçim başarısına tam sevinememişti. Kürdistan’da özel bir yeri olan Dêrsim’de tek bir milletvekili çıkarmamak, bir başarısızlığı ifade ediyordu. Çünkü Dêrsim’in tutumu bir yönüyle de tüm Alevilerin tutumunu etkiliyordu. Nüfus olarak tamamen Alevi olan tek şehir Dêrsim’dir. Önceleri Maraş ve Sivas gibi yerlerde de önemli bir Alevi nüfusu bulunuyordu ancak bu şehirlerdeki Alevi nüfusu tamamıyla göçertilmiştir. Birçok köy harabeye dönmüş, birçoğunda 15-20 kişilik nüfus kalmıştır. Bu açıdan Dêrsim, Aleviler için, özellikle de Kürt Aleviler için daha da önemli hale gelmiştir.
Dêrsim 38 travması aşıldı
Dêrsim’de iki milletvekili alınması, HDP’nin yarattığı genel hava ve Aleviler üzerindeki etkisiyle ilgilidir. Kılıçdaroğlu kendi şehrinde milletvekili çıkarmamıştır. Bu sonuç sadece Alevilerin HDP’ye yöneldiğinin ifadesi değildir, Dêrsim için sadece böyle bir bakış içinde olursak dar yaklaşmış oluruz. Aslında bu sonuç, Dêrsim 38 travmasının da aşılmasıdır; Dêrsim’in kendi kimliği, kültürü ve inancına sahip çıkmasıdır. Dêrsim’de tersyüz olmuş değerlerin yerli yerine oturmasıdır. Baş aşağı duruşun düzeltilmesidir. Kendine, kimliğine, özüne dönüştür. Bu, hem Kürt halkının uzun yıllara dayalı özgürlük mücadelesinin hem de Alevi Kürt kimliğine sahip Dêrsim’in demokratik ulus projesi içinde kendini görmesinin sonucudur. Aslında demokratik ulus projesinin başta Alevi Kürtler olmak üzere tüm Alevileri etkilediği tartışmasız bir gerçektir. Kimini az, kimini çok, ama etkilemiştir.
Avrupa’daki Alevi Kürtlerin eskiden beri Kürt Özgürlük Hareketi’nin etkisinde olduğu bilinmektedir. Binlerle ifade edilen şehitleri vardır. Onlarca yıldır Özgürlük Hareketi’ne büyük bir maddi ve manevi destek sunmuşlardır. Özellikle mücadelenin büyük yükselişe geçtiği 1980’li yılların sonu ve 1990’lı yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi’ne destek sunan halkımızın büyük çoğunluğu, Alevi Kürtlerden oluşmaktaydı. Köylerin yakılması, yıkılması ve faili meçhul cinayetler sonrası, 1994’ten sonra Avrupa’ya diğer şehirlerden Kürtler gelmiş, böylece Alevi ve Sünni Kürtlerin dengeli olduğu bir toplumsal taban oluşmuştur. Bu seçimde Avrupa’daki Alevilerin büyük çoğunluğu oylarını HDP’ye vermiştir. HDP, Alevi Kürtlerin yoğun bulunduğu İsviçre’de birinci parti ve Avrupa’nın diğer yerlerinde de ikinci parti olmuştur. Bu gerçekliği görmemek, Alevi toplumuna haksızlık yapmak olur. Kürt Özgürlük Hareketi düşmanları gibi Alevi Kürtleri ve bir bütün olarak Alevi toplumunu mücadeleden uzak tutmanın başka bir biçimi gösterilmiş olur.
Bu seçimde hem Rojava Devrimi’nin mezhepçi, katliamcı DAİŞ faşizmine karşı yürüttüğü mücadele hem de Alevi kurum temsilcilerinin kendi kimlikleriyle aday yapılması, cemevlerinin ibadet yeri olarak tanınmasının, Aleviler için zorunlu din dersinin kaldırılmasının programa ve seçim bildirgesine konulması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir devlet kurumu olmaktan çıkarılarak tüm dinlere ve inançlara hizmet edecek bir kurumlaşmanın oluşturulmasının savunulması, tabii ki Alevi toplumunu etkilemiştir. Özellikle Kürt Aleviler üzerinde daha fazla etkisini göstermiştir. Metropollerdeki Alevi Kürtler üzerinde de önemli bir etkisi olmuştur.
Alevi oyları stratejik değerde
İstanbul ve İzmir başta olmak üzere metropollerde HDP’nin oy oranı çok artmış ve barajın aşılmasında belirleyici rol oynamıştır. Kuşkusuz Kürdistan’daki oy artışı çok önemli olmuştur. Ancak metropollerdeki oy artışı sağlanmasaydı, baraj aşılmazdı. Bu açıdan metropollerdeki Alevi oylarının çok stratejik bir değeri olmuştur. Bunu görmemek, deve kuşu gibi kafayı kuma gömmek, baltayı kendi ayağına vurmaktır. Kuşkusuz hala CHP’ye oy veren Aleviler vardır. Alevilerin bir kesimi hala CHP’yi terk etmemiştir. Ancak Alevi nüfusu, Kürtlerden sonra en fazla nüfusa sahip bir topluluktur. Bu nedenle en fazla oyun alınacağı bir toplumsal kesimdir. Burada belli düzeyde bile bir oy kayması, oy oranını ve dengelerini değiştirmektedir. En az 15 milyonluk bir nüfustan söz edilmektedir. Bundan yüzde 30’luk bir oy kayması bile çok önemlidir. Bu açıdan, “Alevilerin hepsi vermedi, hala CHP’ye verenler var” demek bir demagoji ya da bir aldatıcı cümleyle gerçekleri örtmek anlamına gelmektedir.
‘Sol proje’ nasıl olur?
Bu seçimde Aleviler önemli oranda HDP’ye yönelmiştir. Seçim barajının aşılmasında çok önemli rol oynamışlardır. İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya, Adana başta olmak üzere birçok yerde bu gerçeği görmek ve saptamak zor değildir. AKP içinde olan Kürtlerden oy kayması olmuştur, ama bu Alevi Kürtlerden ve hatta Alevi Türklerden özellikle metropollerde önemli oy geldiği gerçeğini örtmez. Sadece önemli bir Alevi oyu HDP’ye kaymamış, bunun yanında HDP’nin demokratik ulus çizgisi ve demokratik karakterinin görünür kılınması ve etkili olmasında da Alevilerin HDP’ye yönelmesinin çok büyük rolü olmuştur.
HDP projesi ve seçim bildirgesi tabii ki bir sol projedir. Sol proje demek, halktan, emekçilerden ve ezilenlerden yana olmak demektir. Bu nedenle başta Kürtler olmak üzere tüm ezilenler ve ötekileştirilenler, tabii ki HDP’ye yönelecektir. Bunun içinde dindarı da olur, laiki de olur, Alevisi de olur Êzîdîsi de, Sünnisi de olur. 1970’lerde Ecevit/Karaoğlan rüzgarı estiğinde, “Ne ezilen, ne ezen, halkça, insanca dönem” dediğinde, başta Amed olmak üzere Kürtlerin birçok şehri CHP’nin kaleleri haline gelmişti. CHP gerçek bir sol proje değildi; farklı etnik ve inanç topluluklarına seslenen bir zihniyet ve politikaya sahip değildi. O bile ezilenleri ve ötekileştirilenleri etkilediyse HDP projesi haydi haydi etkileyecektir. HDP projesi en başta da Alevileri etkileyecektir. Zaten HDP projesinin omurgasını Kürtler oluşturduğundan tabii ki Kürtler oylarını HDP’ye yöneltecektir.
Herkes bir kez daha düşünmeli
HDP, tüm halkların ve ezilenlerin kazanacağı bir zihniyet ve projeye sahiptir. Bu nedenle herkes HDP’ye yönelmiştir. HDP, tek bir kesimin partisi değildir; her kesimin kendisini eşit gördüğü demokratik ulus partisidir. Burada niceliğe bakmadan herkes, kendileri olarak eşit ve özgür biçimde yerini alır.
HDP projesiyle hem Kürtler hem sosyalistler hem de Aleviler kazanmıştır. Bazıları, “HDP içine girilirse sosyalist kimliğiniz erir” diyordu, bazıları da, “Kürtlerin kimlikleri kaybedilir” diyordu. Bunların ne kadar yanlış olduğu görüldü. Hem Kürtler hem de başta sosyalistler olmak üzere tüm demokrasi güçleri kazandı.
Bu seçim sonuçları vesilesiyle herkesi, her toplumsal kesimi ve demokrasiden yana olan her çevreyi, HDP projesi üzerine bir daha düşünmeye ve bu projeyi daraltan değil de daha da genişletecek ve yaygınlaştıracak bir yaklaşımla Türkiye’yi demokratikleştirecek ve toplumsal kesimleri özgürleştirecek bir tutum almaya çağırıyoruz. BİTTİ
MUSTAFA KARASU