İsrail kastedilmiş:  „Çocuklar’ın kanları üzerinde inşa ettikleri zulüm düzenine rıza göstermemizi bekliyorlar.“

Bu cümle kime ait olabilir?

Kürtler ve Ermeniler’e ait değil.

Türk Devleti’nin kuruluşunun yüzüncü yıldönümüne kadar, yani gelecek 5 yılda 228 yeni cezaevi yaptırılmasını kararlaştıran bir hükümete hükmeden, o adama ait.

İroni bu ya: 

Sömürgeleştirilenler, felsefelerinin talan edildiğini mi seyrediyor?

Bir kısmı öyle gibi.

Kısa bir süre önce, Türkiye‘nin Bağdat Büyükelçisini kabul eden Güney Kürdistan Başbakanı N.Barzani, Türkiye ile eski ilişkilerinin tekrardan devam etmesini diledi.

Bir zamanlar, Ankara’da PYD’nin güçlenmesinin Türkiye’nin suçu olduğunu iddia eden ENSK temsilcisi de, o adamın Kürdistan’la ilgili siyasal hovardalığına zemin oluşturan tesbitlerden birinde bulunmuştu; Tarife uyuyor.

İroni bununla da bitmiyor.

Aynı adam, Avrupa ve ABD’yi kastederek:

„…en temel hak ve özgürlükler katlediliyor.“

Ve sonra: „Kudüs bizimdir, bizim kalacak“ diyenleri umutsuz bırakmadı:

„İnşallah!“

Şaibeli, suçlu, kapitale dayalı ipnotize ettiği kitleleri, giderek kaybeden;

Diğer kapitalist ülkelerin „Dur!“ levhasına takılacak kadar başarılı(!) olan bu adamın son seçenekleri bunlar olabilir:

Ezilenlerin, sömürülenelerin felsefesini çalmak;

Kendisinden daha da kıdemli olmayan zulüm odaklarına sataşarak, boynuna takılabilecek „savaş suçlusu“ madalyasını engellemek. 

O da biliyor ki:

Trump, „Onlar konuştu, ben yaptım“ dedi.

Ve Arap ülkelerinde, pek de yüksek düzeyde olmayan protestolardan sonra, politikanın normalleşeceğini de biliyor.

İsrail Başbakanı’nın, ABD’den daha önce başka ülkelerin Büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıyacaklarını iddia etmesinden, bu konuda uluslararası bir hazırlığın yapıldığı da ortaya çıkmışken, bu adamın „heybetli“ pozunun kıymeti harbiyesi ne olabilir ki?

Kimi kandırıyor?

Kendisini mi?

Kürtleri mi?

Türk halkını mı?

Sorulması gereken soru şu:

Ezenler neden kurtarıcı pozunda?

Postmarksizmin günümüzdeki öncü felsefecilerinden, Fransız düşünür Balibar’ın cevabı: „siyasetin faşist biçimlerinin geri dönüşü.“

Hitler‘in, nasyonal olmayı, sosyalizmle süslemesi gibi!

Ama asıl sorun daha da derinlerde duruyor.

Ezenler’den birileri, başka ezenleri hedef göstererek, onları kendi cürümlerine denk düşen suçları işlemekle itham ediyorlar.

Sorunun temelinde, kapitalizmin Marks’a göre başka adı olan „kriz sistemi“ duruyor.

Balibar bunu, isabetli bir tarifle, kapitalizimin „zaferi“ ve demokrasinin yenilgisi olarak betimliyor.

Buna rağmen, O, gücünü kaybeden adamın „boş heybeti“, ironik bile değil.

Tanrısı, kendisini, ikiyüzlü maymunları güldürebilecek, hünerden yoksun pozlardan;

„Yok hükmünde“ söylemlerin yüzüksüz „efendisi!“ olmaktan kurtaracak güçlerin harekete geçmesini sağlasın yarabbi!