Savaşla barış arasında gel-gitler devam ediyor. Türkiye ve Kürdistan bunun yarattığı gerilimlerle çalkalanıyor. Şiddetli çatışmalarla geçen son iki ayda yaşanan can kayıplarının sayısı ise 150’ye yaklaşıyor.
Savaşın dağlardan şehirlere taşınmasıyla birlikte sivil kayıpların da sayısı artıyor. Savaşla doğrudan ilgisi olmayan kadınlar, çocuklar ve gençler ölüyor. Önceki gün de Batman’da bir anne kızıyla birlikte öldürüldü.
Görgü tanıkları Batman’da sivilleri polislerin öldürdüğünü söylüyor ancak, egemen basın PKK’nin öldürdüğünü yazıyor. Basın, Şemdinli’de olduğu gibi Batman’da da sivil cinayetleri PKK’ye mal ediyor.
Kim nasıl öldürmüş olursa olsun, savaşla doğrudan ilgisi olmayan sivillerin ölmesi insanın ruhunu eziyor.
Kaldı ki bu saatten sonra savaşa katlanmak zaten zor geliyor, buna bir de sivil kayıpların eklenmesi ruhsal eziyete yol açıyor.
Elbette, sivillerin öldürülmesinin sorumluluğu savaşan taraflara yüklemek, hesabını da onlardan sormak gerekiyor. Ayrıca Türk devleti gibi PKK’nin de sivillere yönelik eylemlerini kınamak gerekiyor.
Fakat bunu yaparken yaşanan acıyı kullanan ırkçı sistemin ve onun iki yüzlü medyasının tuzağına düşmemek; acımızın ve kederimizin ahlaksızca kullanılmasına izin vermemek de gerekiyor.
Bakın, ne zaman sivillerin de zarar gördüğü bir PKK eylemi olsa, sistem ve medyası herkesi ‘acı gösterisine’ katılmaya çağırıyor! Bu gösteriye (toplu histeriye) katılmayanlara karşı da linç kampanyaları başlatıyor.
Halkın acısı ve kederini halka karşı kullanıp psikolojik savaş malzemesine dönüştürüyor. Halkın acısını hem gerçek olmaktan çıkarıp sahteleştiriyor hem de kirli savaşın hizmetine sunuyor.
İnsanların maruz kaldıkları acıları aktarmak ve paylaşmak isteyen herkesin bunu görmesi gerekiyor. Kaldı ki önüne sonuna bakmadan ve hiçbir sorgulama yapmadan savaş kışkırtıcısı medyanın sahte ilgisine kapılmak, tek yönlü çağrılar yapıp, tek taraflı kampanyalar açmak geçmişte olduğu gibi bugün de savaşa hizmet etmekten başka bir sonuç vermiyor.
Elbette, suçsuz günahsız sivillerin ölümlerinden ötürü vicdan azabı çekmek insani bir duygudur. Acıyı etinde ve kemiğinde hisseden ve gerçek acının ne olduğunu bilen birinin, sivillerin öldürülmesi karşısında gösterilen insani duyarlılığı takdir etmesi gerekiyor.
Ancak, aynı şekilde bu duyarlılığın sistemin hizmetinde ‘acı gösterisine’ dönüştürülmesine de karşı çıkması gerekiyor.
Kandil’de ve Şemdinli’de Türk devleti Kürt sivilleri öldürdüğünde egemen medya susuyor! Başını onursuzca öne eğiyor ancak, sıra PKK’nin öldürdüğü sivillere gelince de ayaklanıyor. Bu tavır anlayana (elbette) çok şey anlatıyor.
Şayet Kandil’de biri hamile kadın, bir bebek 7 sivil öldürüldüğü zaman gereken duyarlılık gösterilseydi ve ortak vicdan etrafında insani bir duruş segilenseydi, belki de savaş bu kadar derinleşmez, öfke bu kadar büyümezdi.
Ama egemen medya başta olmak üzere çoğu kimse bu cinayetleti görmedi. Türk savaş uçaklarının hunharca öldürdüğü hamile kadınları ve bebekleri görmeyen ahlaksız medya ve çoğu yazarlar şimdi kalkmış ‘ahlak gösterisi’ yapıyorlar.
Halkın ortak vicdanının sesi olmaya aday olanların herşeyden önce bunu görmeleri, Kürt anneler ve bebeler öldürüldüğü zaman gösterilen insani tepkilere yer dahi vermeyen medyayı ve yazarları teşhir ve reddetmeleri gerekiyor.
Bu tavrı almayan, hayata ve insana yabancı tek yanlı tepkisinde ısrarlı olanların hayata ve insana karşı kullanılmaları kaçınılmaz olacaktır.
Öte yandan elbette, yasımızı tutmalı, acımızı haykırmalıyız. Yalnız sivil Kürtler için değil sivil Türkler için de bunu yapmalıyız.
Kandil’de Türk savaş uçaklarının bombardımanı sonucu yanarak ölen 6 aylık Solin bebeği de, Dersim’de PKK eyleminde hayatını kaybeden genç kadın Dilay’ı da acı ve keder duygusuyla birlikte anmalıyız.
Ayrıca yaşanan bütün acıların sistemin ırkçı nefretinden ve şiddetinden kaynaklandığının farkında da olmalıyız.
Türk devleti, kuruluşundan bu yana farklı etnik, dini, kültürel ve siyasi dinamikleriyle savaşıyor. Karşımızda halkların ortak düşmanı bir özel savaş rejimi duruyor.
Hal buyken PKK’yi tek sorumlu olarak göstermek, ona seslenmek ve sadece ona tepki göstermek hayatın gerçekleriyle bağdaşmıyor.
Geçmişte olduğu gibi bugün de yaşanan acıların birinci derece sorumlusu Türk devletidir. Onun ırkçı, inkarcı militarist sistemidir.
Bunu bilmek, Türk’ü ve Kürt’üyle el ele vererek, önce TC’ye, sonra PKK’ye ‘artık yeter’ diye seslenmek gerekiyor.
Halkların ortak vicdanı bunu emrediyor. Dolayısıyla tek yanlı tepkilerden ve ‘acı gösterisinden’ kaçınmak gerekiyor.