Zerdüştlükle ilgili eski belgelerde kadına dair enteresan iki olay anlatılır. Birincisi Zerdüşt peygamberin annesine ilişkindir. Rivayet edilir ki annesi, yaşadığı kabileden kovulmuş bir kadındır. Belgelerde şöyle geçer: "Güneş elbisesi cadılığın işaretidir. Bu kız (Zerdüştün annesi) koyun sürülerini bozuyor. Bakışı, yaşayan tüm canlılara zarar veriyor." Bu propagandaya dayanılarak yaşadığı topluluktan dışlanan bir kadını temsil eder O...
Olaydan da anlaşılacağı gibi, toplum tarafından kabul görmeyen bir davranış sergilemiştir. Ya da kimi kurallara uymamış bir kadındır bahsedilen. Yerleşik geleneklere karşı çıktığı anlaşılıyor. Yine 'cadı' olarak nitelendirilmesi de geçmiş ana eksenli değerlere göre yaşamak isteyen ve erkek egemenlikli kurallarla sorunlu olan bir kadının duruşunu gösteriyor. Yoksa neden dıştalansın ve 'cadı' diye kovulsun ki...
Anne bilindiği üzere Zerdüşt'ün babasının otoritesinde olan kabileye gider ve Zerdüşt'ün doğumuna kadar gidecek süreci de başlatmış olur. Yani Zerdüşt kendi zamanında aykırı bir duruşa sahip olan ve geçmiş zamanın anasal geleneğini temsil eden bir kadının oğludur. Komünal değerleri taşıyan bir kültürün temsilcisi olan bir kadının...
İkinci olay ise Zerdüşt'ün 15 yaşına basmasıyla gerçekleşir. O zamanlarda Medya ülkesinde her genç 15 yaşına geldiğinde evlenmek zorundadır. Genç erkeğin evleneceği kadını ise aileleri seçmektedir. Yani aileler görücü usulüyle evlilikleri gerçekleştirmektedir. Gençler, evlilik öncesi kesinlikle birbirlerini görmezler. Zerdüşt ise "evleneceği kızı önceden görmek istediğini ve onun da kendisini görmesi gerektiğini" söyler. Yapılmadığı taktirde "evlenmeyeceğini" belirtir ve geleneksel evlilik dayatmasına karşı isyan eder. Evleneceği kızı zorla da olsa gördüğünde "kendisiyle evlenmek isteyip istemediğini" önce genç kadına sorar. Seçme hakkının ona ait olduğunu söyler.
Bu davranış, Zerdüşt'ün ilk başkaldırısı olarak belirtilir. Aslında o, bu eylemiyle geleneksel değer yargılarına karşı savaş açmıştır. Kadının içinde bulunduğu duruma tepkili olduğu da bu tavrından anlaşılmaktadır. Böylelikle Zerdüşt felsefesinin temellerini oluşturacak olan inanca, sevgiye, doğruluğa, özgür birlikteliklere ve kadının iradesini tanıyan bir yaklaşıma doğru yönelir.
Zerdüşt'e ait olduğu söylenen Gathalarda (sözler) ise Zerdüşt'ün topluluğa seslenirken "kadınlar ve erkekler" diye hitap ettiği belirtilmektedir. Yani her iki cinsin eşit etkinliğine dikkat çeker.
Yine Zerdüştlük felsefesinde toprak ve kadın özdeş olarak görülür. Gathalarda şöyle bir ilahi geçer:
"ve eminim Mazda ona dönecek, o kadın dünya-ana
Aşa (doğruluk) ile birlikte Kşatria (ilahi güç) ve Vahu Menah (iyi akıl) ile birlikte,
Bize söz verdiği gibi, kutsayacak o kadın, onun çabaları kaldıracak yalanın hakimiyetini..."
Açıktır ki bu bir geleneğin kendini Zerdüştlükte yaşatmak istemesidir. Doğaya saygılı, kadına saygılı, yaşama saygılı bir anlayışın kendini gerçekleştirme arzusudur. Zerdüşlüğün kitabı olan Avesta'da kadınlara Aşe ve Aşe Bano diye de hitap edilmektedir. Aşe ve Aşe Bano doğru ve dürüst hislere sahip olan kişi anlamına gelmektedir. Bundan da anlaşılıyor ki kadın toplumsal kültürün vicdanı olarak görülmekte ve anlam biçilmektedir.
Zerdüşt felsefesi, kadın-erkek eşitliğini esas alan bir anlayışa sahiptir. Tanrı Ahura-Mazda'nın altı büyük meleği vardır. Bu meleklerin bölünüşü bile cins eşitliğine ne kadar itinayla yaklaştığını gösterir. Bu altı melekten üçü dişi, üçü erildir.
Dişi meleklerden olan Aşa, saflığı, temizliği, ruhun ve aklın temizlenmesi için geçilecek yolu temsil etmektedir. Vahu Menah, iyi akıl, bilgelik ve sevgiyi ifade eder. Kşatria'ya ise "iyi düşün, iyi söyle ve iyi yap" ilkesini tüm insanlara iletir ve mantıklarına yerleştirmekten sorumludur. Çünkü bunlar hakim olmaya başlayınca Ahriman'ın (kötülüğün simgesi) gücü yıkılacaktır.
Yani Zerdüşt felsefesinin temelini oluşturan, "iyi düşün, iyi konuş, iyi yap" ilkesi, ahlaki anlayışını da özetlemektedir. İyi düşünen iyi de söyleyecektir. İyi de yapacaktır. Yaşama bakışaçısı bu kadar nettir.
İyi de, kötü de insanın kendi iradesine bağlı olarak yaşanmaktadır. Yani hangisini seçersen, o gerçekleşecektir. Ancak tercih etmede en önemli husus bilmedir, bilginin kendisidir. Evreni, dünyayı, doğayı, çevreyi, kendisini, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edebilen, en önemlisi de kendini tanıyan insan, doğru seçimi yapabilendir. Zerdüşt felsefesine göre bilgisizlik, aldanmaya, yalana, dolana, sürüklenmeye açıklıktır. Kötü ruhun en fazla kullandığı zemindir.
Bu yazıya Zerdüştlükle giriş yapmamın sebebi, kanayan bir yaramızın olmasıdır. Almanya'da bir ay içinde iki Kürt kadınının yaşamına kıyıldı. İkisi de Êzîdî idi. Arzu ve Souzan öldü, öldürüldü. Med ülkesinin ve halkının iki kadın evladı daha gelenek ve "Êzîdî inancı" adına katledildi. "Namus" adına "ahlak" adına...
Peki tarihsel miras olarak Zerdüştlüğe kadar dayandığı söylenen Êzîdîlik gerçekten kadına yaklaşım anlamında Zerdüşti midir? Kadına saygı, kadının özgür iradesini kabul etmenin bu katliam kültürüyle ne alakası olabilir ki? Yaşadığımız hangi Zerdüşttür? Zerdüşt -ki bırakalım insanları- tüm doğaya ve canlılara yaşam hakkı anlamında inanılmaz bir mücadele vermiştir. Hayvanlar adına dile getirdiği bu yürek parçalayıcı yakarış bile onun felsefesinin ne kadar derinlikli, canlı-dostu olduğunu gösteriyor:
"Size yakardı hayvanın ruhu,
Kimin için bana can verdiniz?
Kim yarattı beni?
Öfke ve şiddet, dayak ve yağma için miyim ben?
Başka bir çaba yok henüz benim için.
Ki bana meraları iyi kılsın..."
Evet, bu bir hayvanın insanlar karşısındaki acılı bir yaşama saygı haykırışıdır. Peki tüm canlılar için bu kadar hassas olan bir felsefenin devamcısı olduğunu iddia eden bir inançtakiler, neden kadınları katletmeyi hak olarak görür ve bunu inanç adına yaparak meşrulaştırır. Açıktır ki bu bir erkek egemen kültürdür. Ve Zerdüşt felsefesiyle herhangi bir alakası yoktur.
Kadın katliamları Êzîdîlik inancına saplanmış zehirli bir hançer gibidir. Toplumu zehirledikçe saf olan inanç temizliğinden de uzaklaştırıyor. İnanç kirletilmesi dediğimiz olgu devreye giriyor. Oysaki doğruluğun, bilginin, iyiliğin, sevginin, adaletin simgesi olduğunu söyleyen bir inanç, nasıl olur da kendisiyle bu kadar ters düşebilir? "Kadın katliamları iyi düşünülmüş, iyi söylenmiş ve iyi yapılmış bir eylem midir?" diyeceğiz. Tek bir canlının kılına bile zarar gelmesini istemeyen, bütün canlılara eşit düzeyde yaşam hakkını isteyen ve saygıya davet eden bir inanç, nasıl olur da bu kadar cana kıyabilir. Üstelik övünç kaynağı yaparak...
Zerdüştlük soru sormakla başladı. Sorgulayıcılığı kendine yaşam rehberi yaptı. Peki yaptıklarımızın bir kadın katliamı olduğu, dolayısıyla kendi inancımızın da katliamı olduğunu sormayacak mıyız kendimize? Yoksa Zerdüşt belgelerinde geçen "drug"u yani yalanı mı rehber edineceğiz?
Yaşama ve yaşayan bütün varlıklara saygılı olmayı öğrendiğimiz zaman insan olma özümüze de yeniden döneceğiz. Zerdüşt tarihin derinliklerinden bizlere sesleniyor ve "bu katliama son verin" diye buyuruyor. Çünkü onun felsefesinde tüm canlılar için iyi düşünülen, iyi söylenen, iyi yapılan ahlak vardır. Katliamcı akıl, katliamcı dil, katliamcı eylem Med halkının tarihsel geleneğinde yoktur. Zerdüşt peygamberin bize sunduğu ahlak aynasından kendimize bakarsak ne kadar kirlendiğimizi daha iyi göreceğiz... Yazık, gerçekten de yazık...