Kanatları kırılmıştı gecelerin. Şehrin melankolik ışıkları bizden çok uzaktaydı. Sessizliğin zirve yaptığı yerdeydi kaderimiz. Üstü örtülmüş ya da örtülmeye çalışılmış katliamları taşımak dayatılıyordu bize. Bize kalan yaşatmak için ölmekti. Sessiz, bir o kadar da ürkütücü, fakat özgürlüğün rengiydi ölüm. Bu şekilde ilerlerken süreç, vicdanı olana yaşatmak için zindan; yaşatmak için ölümün ellerinden öpmek kalıyordu. Ve bedenlerin sıcaklığını terk etmek demekti ölmek. Belki de bu yüzdendi yaşatmak için bedenlerimizi ateşin avuçlarına armağan etmemiz. Sonrası umutların ve direnişin volkanik yanardağlar halini almasıdır.
Şimdilerde donuk gecelerin uslanmaz feryatları çınlıyor kulaklarımda. Dahası yüzü ihanete değenleri, vicdanlarının karanlığında asmak kaldı bana. Çünkü çığlığını içine gizlemiş insanlar yüzünden, çığlığı kopuyor savaşın, ölümün, katliamın...
Gökleri delen demir kuşların insanlığı katleden, insanlığın o kahredici icadının gümbürtüsüydü çocuk, kadın, yaşlı, genç ve anne rahminde henüz doğmamış bebeğin yaşamına son veren. Şimdi son bulmayan ağıtlar kaldı geride. Çünkü kan damladı suya, toprağa, vicdanlara. Kızıllıktan utanan bir kızıllıkla akıyor ülkenin ırmakları. Botan’da, Roboski’de kangren oldu gülüşlerim.
Kar yağmaz burada, saçlarımın üstü dışında. Ülkemin resmi çizilmiş adeta göz kapaklarıma. 33 kurşuna bir yenisi daha eklendi. Şimdi yüreğim 34 yerinden yaralı. Ben zindandayım ama vicdanım Roboski’de katledilen 13 yaşındaki esmer, mahsun çocuğun açıklama bekleyen gözlerinde, çığlık atmak isteyen dilinde. Ölümün ve acının kendinden utandığı yerde.
Öyle ki suskun ve yalnız gecelerde, çığlığımı sessizliğe asıp parçalanmış bedenlerin umutlarını topluyorum. Umudun, umutsuzlaştığı yerde. Sessizliğimden utanıp hawar çığlıklarımın en tiz haliyle, umudun bahar olduğu dağlarımın patikalarına uğurluyorum. Kıyımın dilenli tellerine takıldı, tüm barış çığlıklarım. Kan bulaştı barış sancılarıma. Barışı katledip, savaşı reva gördüler halkıma.
Yabancı değildik ölüme. Onurlu bir yaşamı seçtiğimiz için daha anne rahminde katledilmiş “faili belli” meçhul cinayetlerin kurbanlarıydık. Lakin umutlarımızı ölümsüzleştirmeyi öğrenmiştik. Çünkü bizler onurumuz için ölerek ölümsüzleşmeyi seçenlerin izindeydik.

İskenderun M Tipi Cezaevi