Zırhlı araçlarla cinayetler işleyen devlet güçlere adli soruşturma dışında idari ve disiplin yönünden hiçbir cezai işlem uygulanmadığını, aksine ödüllendirildiklerini söyleyen Amed Barosu Çocuk Merkezi Koordinatörü Av. Gazal Bayram, “Cezasızlık politikasından vazgeçilmediği müddetçe bu olayların önüne geçilmeyeceğini hepimiz bilmekteyiz” dedi.
Amed Barosu Başkan Yardımcısı ve Çocuk Merkezi Koordinatörü avukat Gazal Bayram Koluman, son zamanlarda artan zırhlı araç vakalarına ve bu vakalarda cezasızlığın hakim olmasına ilişkin konuştu. Av. Koluman, bunun en büyük sebebinin “güvenlik” adı altında bölgede sokak araları dahil olmak üzere çok sayıda zırhlı polis aracının konumlandırılması ve bu araçların kullanımından sorumlu asker veya polislerin keyfi şekilde davranmaları olduğunu belirtti.
Adli Tıp tarihe geçiyor
Bu araçları kullanan asker veya polislerin olası risklere ve ihlallere karşı önleyici tedbirler almadıklarına dikkat çeken Av. Koluman, 2017’de Silopi’de yaşanan Muhammed-Furkan isimli iki kardeşin gece uyurken evlerinin içine zırhlı aracın girmesi neticesinde ezilerek katledildiğini anımsatarak, dava sürecine ilişkin şunları söyledi: “Aracı kullanan kolluk görevlisinin zırhlı araç sürücü belgesine sahip olmadığı, buna rağmen zırhlı aracı kullanmakla görevlendirildiği yargılama sırasında ortaya çıkmasına rağmen, adli tıptan kusur oranına ilişkin aldırılan raporda ise zırhlı aracın 23 yıllık olduğunu öngörülemeyecek arızaların olabileceğini ifade ederek zırhlı aracı asli kusurlu olarak belirleyerek, adli tıp ceza yargılamasında tarihe geçecek şekilde korkunç bir rapora imza atmıştır. Yargılama neticesinde sanık polise ‘taksirle ölüme sebebiyet verme’ suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası verilmiş. Bu hapis cezası da para cezasına çevrilmiş. Devriye görevi veren amire ise sertifikasız devriye görevlendirmenin rutin şekilde yapılmış olduğu gerekçesiyle beraat karar verilmiştir.”
Sıradan trafik kazaları değil
Av. Koluman, devletin 'güvenlikçi' siyaseti son bulmadığı sürece bu ölümlerin son bulmayacağını vurguladı. Av. Koluman, zırhlı araç kullanımının bu kadar fazla olmasının sebebinin de yine devletin izlediği “güvenlikçi” politikasının sonucu olduğunu söyledi. Av. Koluman, zırhlı araç yaralanmaları ve ölümlerinde faillere yönelik yapılan yargılamalarda faile bakış açısının sıradan bir trafik kazası gibi kabul edildiğini kaydetti. Yargılama sonucunda takipsizlik kararı verildiği ya da “taksirle yaralama”, “taksirle ölüme sebebiyet verme” şeklinde olup, neticede açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı ya da hapis cezasının para cezasına çevrilmesi şeklinde hüküm kurulduğunu belirtki. Av. Koluman, “Faillere adli soruşturma dışında idari ve disiplin yönünden hiçbir cezai işlem uygulanmadığını, aksine ödüllendirildiklerini görmekteyiz. Dolayısıyla cezasızlık politikasından vazgeçilmediği müddetçe bu olayların önüne geçilmeyeceğini hepimiz bilmekteyiz” şeklinde konuştu.
'Güvenlikçi' siyazeti terk emeli
Bu dosyalarda cezasızlık politikasından vazgeçilmesi için yargılamayı yapan yargıçların, polis veya askerleri korumaktan uzak, yaşam hakkı ihlalini önceleyen yaklaşıma sahip olmaları noktasında eğitilmeleri gerektiğini vurgulayan Av. Koluman, şöyle konuştu: “Maktulün yakınlarının davaya katılma talepleri dışında Baroların ve STÖ’lerin adil ve etkin yargılama için davaya müdahilliklerinin kabulü gerekmektedir. Yine İnsan Hakları Derneği’nin raporundaki 36 ölüm vakasının 34’nün bölgemizde yaşanmasının sıradan tesadüfi bir kader olmadığının, devletin Kürtlere ve Kürt meselesinde güvenlik politikası anlayışını terk ederek, vatandaşın can güvenliğini sağlayıcı barışçıl politikalara yönelmesi gerekmektedir.”