Böylelikle geniş tabanlı bir toplumsal konsensüsle oluşturulacak yeni anayasanın, her siyasi görüşten vatandaşın haklarını eşit düzeyde, hukuksal garanti altına alacağı vurgulanıyordu.
Hukuksal eksenine insanı ve insan haklarını oturtan yeni bir anayasa, iktidar partisi ile birlikte, kendisine 'demokrat diyen’ bütün siyasi partilerin de ortak talebiydi. Bu talepten kaynaklı vatandaşın ilk beklentisi, seçimlerin hemen ertesinde, yeni demokratik anayasa hazırlığına başlanmasıydı.
Vatandaşın beklentileri bir yana, seçimler üzerinden aylar geçmesine rağmen yeni anayasaya ilişkin somut bir adım atılmadığı görülüyor. Bunun yerine, hükümetin bedelli askerlik çalışmalarına öncelik vermesi, yeni anayasanın hazırlığının ötelenmesi, barış konusunda olduğu gibi demokratikleşme konusunda da iktidarın gerçek niyetini ortaya koyuyor.
Zaten oldukça ballı olan zengin kesimin ağzına, bir parça daha bal çalmak için arada bir gündeme getirilen bedelli askerlik konusunun, kuru ekmek bulmakta zorlanan, fakir çoğunluğun ne işine yarayacağı ayrı bir merak konusu.
Başbakan’ın deyimiyle, parayı bastırabilen "askerlikten yırtacak" da yoksul vatandaş ne yapacak? Parayla bedelli askerlik yapamayanın, ödeyeceği bedel ne olacak? Yoksul vatandaş ödeyemediği paraya karşılık bedeli, canıyla mı ödeyecek?
Ülkede on yıllardır süren savaşta hayatını kaybeden askerlerin yanı sıra, ihmal ve savsaklamalar sonucu ölen askerlerin, genelde yoksul halk çocukları olduğu bir sır değil.
Egemen zümre çocuklarıyla zengin kesimin uydurma hastalık raporları ve torpillerle, bir şekilde "askerlikten yırtma" formülüne ulaştıklarını herkes biliyor.
Bugüne kadar ölen erler içerisinde, devletin ve siyasetin ileri gelenlerinin herhangi bir yakının olmaması bir tesadüf olabilir mi?
Bu noktada tartışılması gereken asıl konu, 'askerde kimin ölmesi gerektiği’ konusu değildir elbette. Demokrasi ve adaletten yana herkesin mutabık olduğu asıl konu, zorunlu askerliğin ortadan kaldırılması gerektiğidir. Bunun dışındaki hiçbir formül, soruna gerçek bir çözüm olmadığı gibi, insani de değildir.
Bunun için bütün çağdaş demokrasilerde askerlik görevi, zorunlu olmaktan çıkarılmıştır. Tabii ki bu zorunluluğun ortadan kaldırılmasında vicdani retçilerin zorlu mücadelesi ve katkılarını da unutmamak gerekiyor. Normal ve insanca olan da budur. Her insanın silah kullanma ve savaşma tercihi kendisine bırakılmalıdır.
İstenirse; askerlik yapmakta ısrarlı olan "vatanseverler"e, gönüllü veya maaş karşılığı askerlik yapmanın yolu da açılabilir.
Normal hayatta,bir bireye zorla silah kullandırmak, kendi rızası dışında ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanabilecek çatışmalara yollamak bir suçtur ve cezası vardır.
Aynı durumun, askerlik sırasında "kahramanlıkla" nitelendirilmesinin altında yüzyıldır sürdürülen militarist propaganda politikalarını aramak gerekiyor.
Militarist kafaların, insanların beynini yıkamaya dönük yaptıkları "kutsal askerlik" ajitasyonunun, halklara ölüm ve gözyaşından başka bir şey getirmediği açık.
Birilerinin çıkıp insanlara, her Türk’ün "asker" değil de dünya yüzeyindeki diğer her insan evladı gibi "bebek" olarak doğduğunu anlatması gerekiyor artık!
***
Bu arada siyasi parti liderlerinin, barış ve kardeşlik temennileriyle dolu bayram mesajlarını okuyunca, insan düşünmeden edemiyor. Bu zevatın, barışın tesis edilmesi için çalışmalarını engelleyen ne?
Siyasiler, gerçekten barış ve kardeşlik isteminde samimilerse; sınır ötesi operasyon izninin uzatılmasına onay vermek yerine; ülkede onurlu bir barışın sağlanması istemine onay versinler! Gerisi lafı-ı güzaftan ibarettir!