Tesadüf ve trajedinin tekrarı: İki yıl önce Sakine Cansiz, Fidan ve Leyla’nın vurulduğu kentte, katliamın (9 Ocak 2013) ikinci yıldönümünden iki gün önce Charlie Hebdo dergisinin genel yayın yönetmeni Stephanie Charbonnier ve arkadaşları katledildiler.
Sakine ve arkadaşlarına sessiz kalan başkent Paris’in yöneticileri, 7 Ocak Katliamıyla sarsıldılar.
Dünyaya egemen şirketler, kainatı "küçük bir köy" haline getirdiler.
Böylece demografik kan dolaşımı, kanser hücrelerini merkeze taşıdı.
Güvenilir merkez "lüksü" geçmişin hikayesi.
Katıldığım bir toplantıda, Berlin’in Neukölln semtinde, dünyada yaşayan halklardan sadece üçünün eksik olduğu söylenmişti.
Otuz yıl önce mümkün olmayan bir tablo.
Londra’yı, Paris’i düşünün?
Avrupa’daki Kürdistan’lıların nüfusu 2 milyonun üstünde.
Bu nüfus, geçmişte Kuzey ve Güney Kürdistan’daki devletlerin estirdiği terörü yaşayanların akrabaları.
Buna sonradan "Rojava" adını alan parçayı ekleyin.
Kobanê’deki dramı düşünün.
Böylece, Türkiye’deki devletin, atış sahası dışına çıkarak, Paris’teki katliamı gerçekleştirmesinin gerekçelerini görebilirsiniz.
Direniş ve insanca yaşamak için, Türkiye’de kökleştirilen devlet terörünü sona erdirmek için direnenleri tasfiye eden, geleneksel devlet politikasını görüntüleyebilirsiniz.
Tüm bu acıların daha da doruğa çıkacağı 2015 yılı için, Türkiye eksenli bir Fal’a bakmayı uygun buluyorum.
Bunu, Şii dünyasının tetikçi devleti İran’dan sonra, giderek İslam dünyasının Sünni’lerini "tetikçi" haline getiren Türkiye’nin nelere muktedir olacağını görüntülemek için yapmaya çalışacağım:
Geçenlerde, Almanya’daki Die Zeit gazetesiyle yaptığı röportajda Cemil Bayık: "Gerçek halife Bekir El Bağdadi değil, Tayyip Erdoğan'dır" demişti.
Bunu başa alıyorum.
İkinci belirleme, Roboskî/Paris Katliamlarını azmettiren devletin Başbakanı, Davutoğlu’na ait. Paris’e gitti ve Müslümanlara yönelik olası saldırıların Avrupa'nın çok kültürlülüğüne darbe vuracağını söyledi. Bunu tehdit olarak algılamak gerekiyor.
Bir zamanlar Erdoğan Almanya’da Paris’tekinin benzeri gelişmeler olacağını belirtmişti.
Fal’ın birinci varsayımı:
Türkiye/DAİŞ ortaklığı 2015 yılında devam edecek ve Erdoğan eksenli kolonyal faşizm, yeni islami odakları tetikleyerek, Kuzey Kürdistan’daki yükselişi bastırmak isteyecektir.
İkinci varsayım:
Türkiye, Kuzey’deki ve Rojava’daki devrimci halk hareketini bastırmak için, yeni çeteler örgütlemeye gidecek. Savaş araçlarını güçlendirecek Türkiye, Kürdistan’da uzun bir savaşı provoke edeceğine dair sinyaller veriyor. "Çözüm sonuna kadar devam edecek" söyleminin sahipleri, Kürdistan ve "özgür Kürt"leri mutlak reddeden Erdoğan/Davutoğlu/Akdoğan üçlüsü, özel savaşın başını çekecekler.
Üçüncü varsayım:
Kürdistan’ın tüm parçalarındaki halklar, Türkiye’nin ortadoğu’daki politikasını boşa çıkartacak tarihi çıkışlarla, Erdoğan/AKP’nin "çözüm" oyununun son sahnesinin de, Kürdistan açısından bir kuşatma, Türkiye hakları açısından ağır bedelli "tarihi hile" olduğunu ortaya çıkaracaklar ve Erdoğan "insanlığa karşı suç işlemekten dolayı" Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı'nda Miloseviç gibi yargılanacak mı?
Son varsayım:
Kürdistan ile Türkiye arasındaki uçurum, -iki ülkede yaşayan halklar arasındaki ilk tehditsiz buluşmayı gerçekleştirmek üzere-, tarihte hiç olmadığı ölçüde derinleşecek.