“Bir gece, nasıl oldu bilmem, istasyonun önündeki hendekte ikimiz yalnız kaldık: Eskizouave pontifical ile ben, ellerimizde de iki dolu tüfek ... İstasyona o gece saldırmadıkları için çok şanslıymışız. Hendekte bir o yana bir bu yana gidip gelerek nöbet görevimizi yaparken karşılaştığımızda şunu sordu bana:

– Bu yaşadığımız hayatın nasıl bir etkisi oluyor sende?

– Valla, dedim, ulaşmak zorunda olduğumuz bir sahilin gözümüzün önünde belirmesi gibi bir etkisi var.

– Bende, dedi, resimli bir kitap okuyormuşum gibi oluyor.”

Kristin Ross “Ortak Lüks: Paris Komünü’nün Siyasi Muhayyilesi” kitabında güncel ve esasen bundan öncekilerden epey farklı bir Paris Komünü okuması yapıyor. Daha öncekilerde, olan ve olması gereken olarak değerlendirilen ve başarısızlıkla sonuçlandığına inanılan, bir trajedi olarak addedilen Komün’ün böyle değerlendirilecek bir yanının olmadığını, aslında tarihin de kendisinden çok da ders çıkarılacak bir dinamik olmadığını ifade ediyor.

Ross, daha sonra kitabında Komün’ü tüm bu eleştirel yanlardan sıyırarak, insanlık tarihine bıraktığı enternasyonalist mirasa vurgu yapıyor. Komünarlar arasındaki ilişkiler, deneyimleri ve kültürel alandaki gelişmeler ve Komün’ün tüm bunlara katkısı nedir, bunu tartışıyor ve tıpkı komünarlar gibi, o da 1871 Paris Komünü muhayyilesine “Ortak Lüks” adını veriyor.

Güncel tartışmalardan beslenen kitabın sunuş bölümünde yazar iddiasını genişletmeye çalışıyor ve fütürologların yıllardır iddia ettiği gibi, eninde sonunda post-modern bir yaratıcı kapitalist tekno-ütopyada ikamet eden bedensiz işçiler haline gelmemizin kaderimiz olmadığını ve bu kısa tarihsel sürecin dahi bunu kanıtladığını söylüyor. 

“Bayrağımız Evrensel Cumhuriyetin Bayrağıdır” başlığı atılan ilk bölümde dikkat çeken, Komün’ün tasarlanmayan ve kendi işleyen varoluşuna yapılan vurgu. Ross, Komün’de gördüğü en kıymetli şeyin bu olduğunu söylüyor. Komün’ün en iyi ve en doğru Reclus’nün “Bir Derenin Tarihi” kitabında atfettiği niteliklerle anlatılabileceğini söylüyor ve ekliyor: “Kendi amaçlarımıza uyarladığımızda dalga hem Komün’ün özlem ve kazanımlarının hem de onu ezen katliamın şiddetinin büyüklüğüne karşılık geliyorsa, devasa güçteki bu iki karşı-hareketin arsından ve ikisinin tam ortasında, görünmeyen bir dünyanın alameti olan minicik bir hava delikleri sistemi beliriyordur –çoktan belirmiştir– kumsalda.” Öngörülemez bir dinamiğe sahip Komün’ün, bir dere olarak Komün’ün, sel gibi akan bir nehirden daha güçlü olduğunu, çünkü nehrin bir oyuktan geçtiğini; ama derenin kendi yolunu açtığını söylüyor. Rüyaları ve fikirleri eylemlerin üretmesinin ise Komün'ün en dikkate değer yanlarından biri olduğunu ifade ediyor.

Komün’ün kendisinden önceki tahlillerle olan bağını koparan Komün’ün nispeten küçük ölçekli olmasına rağmen kazandığı tarihsel güç şüphesiz. Öyle ki tüm bunlara bakıldığında Komün’de zaman ve mekân algısının yönetilen sınırları olmadığı belirgin olarak görünür. Olay esnasında yaşayan düşünürler, sonrasında bu deneyimi kaleme alan düşünürler arasında yüzyıl farkı olsa da Komün özgünlüğünü ve zaman-mekân farklılığındaki tavrını korur. Komün’ün renkli yapısı ise en değerli olanlardan; Papa Muhafızları'ndan bir Afrikalı ile Louise Michel'in kaderleri gece nöbet tutmak üzere kesişiyorsa Komün asla bir trajedi değildir. 

Kitap Komün esnasında da eserler üreten ve sonrasında kapsamlı bir şekilde çalışma yürüten Marx, Kropotkin gibi düşünürlerin düşüncelerine ve kısmen eserlerine de odaklandıktan sonra zenginliğin, lüks’ün ne’liğine dair bir tartışmayla bitiyor. “İnsanın en çok insan olduğunda yarattığı güzellik – insanın haz almasına hizmet eden bütün özgür, insanca ve yozlaşmamış şeyler. Budur zenginlik.”

Ortak Lüks, birbirimize dahi tahammülümüzün olmadığı şu günlerde nefes aldıran; enternasyonalizm, eğitim, sanatın statüsü, emeğin geleceği, ekoloji gibi konularda önümüzü görmemize vesile olan özgün, iyi bir çalışma. 

Kristin Ross/Ortak Lüks/Paris Komünü’nün Siyasi Muhayyilesi/2016/Metis Yayıncılık


TUÐÇE YILMAZ