7 Haziran 2015 seçimleriyle birlikte ortaya çıkan tablo itibariyle rejim değişikliğine doğru bir adım atılmıştı. Türkiye tarihinde ilk kez  büyük katliamlarla dıştalanmış olanlar parlamentoya girerek iradelerini yansıttılar. Üstelik bu irade beyanı sol-sosyalist-çevreci-feminist düşünceler temelinde başarılmıştı.

Türkiye’de 7 Haziran’la birlikte yeni bir durum ortaya çıkmıştı. Hem de cumhuriyet kurulurken yok edilmek, tasfiye edilmek istenmiş olanlarla, onların eliyle birlikte ortaya çıkan yeni bir durumdu bu. Bu, eski kemalist, ittihatçı, milliyetçi, yeşil Türkçü yapıların tümü için alarm zilli demekti.

Bu gerçeklikten yola çıkılarak hemen seçimin ertesinden daha önce salıverilen Ergenekoncularla ilişkiye girildi. MHP ideolojik duruş bakımıyla 7 Haziran’da ortaya çıkan tablonun tam karşısında yerini aldığı için, bu kesimle ilişkilenmek zor olmayacaktı. Nitekim, seçimlerin ardından AKP dil ve pratik itibariyle MHP’lileşti. Hırpalanmış olan orduya yeni bir imaj düzeltme imkanı sunma zemini teklif edilince ordunun da bu kesime alınması zor olmamıştı. 

Bu yeni oluşturulan ittifakla Türkiye’nin bölünmesini “engellemek” için el birliği yaptılar. Bunun bir sonucu olarak seçimler planlandı. Ancak seçimleri kazanmayı garantiye almak için önce Kürdistan’a karşı büyük bir savaş başlatılarak, milliyetçi dalganın geliştirilmesi, safların sıklaştırılması gerekiyordu.

Nitekim, herkesin gördüğü ve bildiği 24 Temmuz 2015 saldırıları bu temelde gelişti. 7 Haziran seçimleri aynı zamanda 24 Temmuz 1923 yılında gerçekleştirilen Lozan Konferans’ın devletler arası zeminde olup bitenleri de dikkate aldığımızda delinmesi demekti. 24 Temmuz saldırıları işte bunun için bir de yeniden Lozan’ın güncellenmesi olarak pratikleşti. Kürtler başta olmak üzere bir çok çevreye bu mesajlar hem de çok sert verildi.

Bu mesajlarla 1 kasım seçimleri, daha doğrusu darbesi gerçekleştirildi. Ve bu darbe ile kazanan MHP’lileşen AKP, Ergenekon, ulusalcılar oldu. Doğası gereği darbe muhalifleri ezecekti. Ezmeyi hedefleyecekti. Nitekim Kürdistan’da yaşatılan onca kıyım, vahşet böyle gerçekleşti. Tabi insanlık suçu işlenirken devletler arası zeminde Ortadoğu’da  başlatılmış olan 3 dünya savaşının kaosu ve karmaşası fırsat bilinerek vahşetin dozajı yükseltildikçe yükseltildi. 

Kaos derinleştikçe MHP’lileşen AKP de çılgınlaştı. Birçok çevreyle hesaplaşmalarını bu “kaos aralığında” hal etmek istedi. Fettullah Gülen’e, Kürtlere sınırsız baskılar bu zeminden doğdu. 

15 Temmuz darbesi dedikleri gerçekliğin de bu zeminden doğduğunu unutmayalım. Halen tam bilemesek de birinci cumhuriyetten ikinci cumhuriyete kayışı ancak bu kez AKP’nin öncülüğünde gelişen bu kayışı durdurmak için birçok çevre ortaklaşa bir darbe girişiminde bulundular. 

Plansız mı, kararsız mı, dağınık mı, acemi mi yoksa birileri mi bu darbecilerin arasına girerek, yanlış yönelterek, şaşırtarak, erken doğum yaptırarak ezilmelerini mi sağlattı, onu bize tarih gösterecektir. Ya da birileri MHP’lileşenlerin giderek listelerden silinmelerini hissettikleri için böyle bir şeyi gizliden tertipleyerek oyun mu oynadılar, şimdilik bilemiyoruz.

Ancak bir gerçek vardır ki o da; karşı darbeyi bir faşist ittifak gerçekleştirmiştir. AKP, MHP, ulusalcılar, Ergenekoncular ve Türkçü faşist yapıların tüm çeteleri birleşerek, ortaklaşarak böyle karşı bir darbeyi yaptılar. 

Bu da yeni bir durumdur. Faşist ittifak gerçekleştirdiği karşı darbeyi savunmak için inanılmaz ölçüde tüm sol, sosyalist, demokrat, çevreci çevreleri hedefleyecektir. Bunu yaparken önce “Fettullah Terör Örgütüne” operasyon adına altında yoğun ve yaygın tutuklamalar ve görevden uzaklaştırmalar yapıyorlar. Buralar tamamlandıktan sonra bu kez sıra muhalif çevrelere gelecektir. Zaten Kürtler her zaman değişmeyen hedef olduğu için sıranın en başında yer alıyorlar. İşte faşist ittifak bu şekilde kendisini kurumlaştıracaktır. Bu kurumsallaştırmanın en temel aracı ise sürüleştirilecek olan faşizan kitlelerin eliyle yapılacaktır.  

Nasıl ki zamanında Hitler Almanya’da benzer bir ittifak kurarak muhalifleri tek tek katlettiyse, şimdi bu faşist ittifak Türkiye halklarını benzer bir şekilde kirli işlerini uygulatmak için kullanacaktır. 

Bu ittifaka karşı gerçekleştirilmesi gerekli olan ilk iş demokratik blok artık olmazsa olmaz tarihi bir zorunluluktur.