Faşizm kendini en çok günlük hayattaki ayrıntılarda ve dilin kullanımında ele verir. Aynı zamanda faşist iklim, ötekine hayat hakkı tanımayan hegemonik, tekçi toplum inşası günlük yaşamın detaylarıyla, dilin gündelik kullanımıyla inşa edilir. Elbette bu tekçi, faşist toplumu inşa eden örgütlü bir zihniyet dünyası, çoğu zaman iktidarı gücünü de elinde bulunduran güç, faşist zihniyetini adım adım ortaya seren bir paradigmasal bütünlük, toplum içerisindeki faşist kültüre dair detayları, günlük davranış biçimlerini programlı planlı bir şekilde geliştirmektedir. Bir toplumda faşist kültür, dil ve davranış öyle birden bire ve kendiliğinden ortaya çıkmaz. Ancak bu tekçi, baskıcı ve ötekiye yaşam hakkı tanımayan bir kültürün toplumsal yapı içerisinde maya tutabilmesi için de toplumsal yapının buna yakın duran bir zemine sahip olması gerekir.

Bilinen bir gerçektir, Almanya’da demokratik seçimlerle başa gelen Hitler’in ve partisinin tüm dünyaya ve insanlığa büyük acılar ve büyük bir utanç yaşatan vahşeti, bu vahşeti yaşama geçirecek insan kaynağını bulabilmesi o dönem Alman halkı içerisinde buna uygun bir zeminin bulunması ile ilgilidir. Birinci Dünya Savaşı dahil son dönemlerindeki bütün savaşları kaybetmiş, ekonomik buhranlarla uğraşan, kendine özgüvenini kaybetmiş bir ülke ve umutsuz bir halk faşizmin mayalanması için oldukça elverişli bir zemin sunmaktaydı. Elbette Alman halkının bir bütünü Nazi vahşetine fiili olarak ortak olmamıştı, ama tüm Alman halkı nasıl bir vahşetin yaşama geçirildiğinden haberdardı ve belki içinden lanetlese de bunu durdurmak için herhangi birşey yapmıyordu. Alman faşizmi, Alman halkının kendi iç dinamikleri ile değil, uluslararası güçlerin savaşıyla durduruldu ve yenilgiye uğratıldı. Alman halkına da çok uzun nesiller boyunca yaşayacakları bir utanç miras olarak kaldı. 

Bugün koşullar ve dinamikler çok farklı olsa da Türkiye de benzer faşist bir iklimin ağır koşullarıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Bir imparatorluk bakiyesi olarak, sömürgeci heveslerden asla vazgeçilmemesi, cumhuriyetin kuruluşunda imparatorluktan geriye kalan topraklarda kurulan devlet sınırları içerisindeki çok çeşitli etnik, dini, kültürel topluluğu bölünme paranoyasıyla yok sayarak tek kimlik içerisinde eritmeye çalışması ve halkların buna direnmesi sebebiyle bu mücadelenin günümüze kadar bütün canlılığıyla sürmesi Türkiye toplumu içerisinde faşizmin mayalanmasını sağlayacak bir zemini hep diri tutmuştur. 

Kendileri de cumhuriyetin kuruluşundan iki binli yıllara kadar tekçi zihniyetin kurbanı, mağduru olan İslami kimliğe sahip kesimler, değişen dünya koşullarında ve ülkenin ekonomik ve toplumsal sorunlarına cevap veremeyen tekçi zihniyetin güç kaybetmesi neticesinde iktidara gelme şansı yakaladılar. Bütün ezilen kimliklerle ortak, demokratik eşitlikçi bir yaşam örme şansı varken, eski tekçi zihniyete rahmet okutan bir zihniyeti, temel hükümet etme biçimi olarak yaşama geçirdiler.

Çocuk istismarı, çocuklara tecavüz konusunda bile iktidar kliğinde ortaya çıkan zihniyet çürümelerine sahip çıkan ve sayıları on milyonları bulan bir faşist güruhla karşı karşıyayız artık. Türkiye toplumu Nazi Almanyası’ndakine benzer bir vahşet iklimine onay verecek, buna katılacak en iyi ihtimalle bunlara seyirci kalacak bir iklime çekilmiştir. Sonucu çok acı ve utanç verici büyük vahşetlere ulaşacak bir faşist iklim bütün koşullarıyla inşa edilmiştir. Bir darbe oyunu bahane edilerek çıplak zor ve faşizm bütün vahşetiyle uygulanmaya başlanmıştır. 

Eğer Türkiye halkı bu faşizmi kendi iç dinamikleriyle yenilgiye uğratamazsa, dış güçlerin eliyle bu yenilgi gerçekleşirse ve bu yenilgi gerçekleşmeden önce bu vahşet ve çürüme üst boyutlarda yaşanırsa, Türkiye halkının Almanlar gibi bununla yüzleşebilecek takati ve moral değeri korkarım ki hiç kalmayacak. Faşizmin yenilgisinden sonra yaşanan utanç Almanya’daki gibi görece demokratik bir toplum değil çürümüş ve her türlü değer erezyonunu yaşayan bir toplum olarak yaşamaya mahkum kalacaktır.