Mehmet YÜKSEL
Yoğunca tartışılan ve daha yıllarca tartışılacak bir seçim oldu, 24 Haziran seçimleri. Aslında seçimden ziyade ‘demokrasicilik oyunu’ demek çok daha doğru olacaktır. Zira seçim diye oynanan oyunun her aşamasının son derece anormal olduğunu herkes gördü, ama ne yazık ki devleti yönetenler bu oyun sonunda belirlendi. Biz de bu nedenle bu oyunun nasıl oynandığına ilişkin değerlendirmeler yapmak durumunda kalıyoruz.
Öncellikle bariz olan ne kadar zafer naraları atarsa atsın AKP-MHP faşist blokunun bu seçimden yenilgiyle ayrıldığıdır. Bu ittifak yapılan onca hile, baskı ve manipülasyonla Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yapmış olabilir. Faşist iki parti mecliste üç yüzün üstünde vekil kazanmış olabilir. Bu sonuçların nasıl alındığı bir yana ortada çok daha önemli bir sonuç var; çok açık bir şekilde kaybettiler. Faşist Erdoğan balkonundan yeni tehditlerde bulunabilir, ama o da çok iyi biliyor ki halkların gerçek demokrasi alternatifi olan HDP’ye karşı kaybetti.
Kaybetti; çünkü seçim kararının açıklanmasından hemen sonra AKP milletvekillerine ve kendi il başkanlarından farkı kalmayan valilere verdiği “HDP’yi sandığa gömün” talimatına rağmen gömülen, onun Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin iradelerini kırma girişimi oldu. Hayalini kurduğu ‘bedava’ vekilliklerin hilelerle ancak bazısını alabildi. Çünkü Türk devlet sisteminin Kürt düşmanı yüzünü çok güzel gösteren ve Erdoğan’ın titizlikle korumaya çalıştığı yüzde 10 barajını HDP bir kez daha aştı. Üç seçim üst üste aşılan baraj artık anlamsız hale geldi. Bakalım Faşist Erdoğan özelde Kürt halkını genelde ise sosyalistler ve gerçek demokratları meclis dışında tutabilmek için yeni ne keşfedecek? Keza baraj, dokunulmazlıkların kaldırılması, vekilliklerin düşürülmesi, baskılar ne halkların demokratik direncini kırabiliyor ne de bir direniş mevzisi olarak ele alınabilecek mecliste bulunma görevini halkın vekillerinin bayrak yarışı olarak birbirlerine devretmesine engel olabiliyor. Halk seçmekten, halkın vekilleri de tüm tehditlere rağmen bu görevi üstlenmekten bıkmıyor.
HDP kazandı; çünkü üç yıldır tüm illerde partinin en alt organlarından eşbaşkanlarına kadar tüm çalışanlarının tutuklanmasına rağmen dimdik ayakta duruyor. Devletin bekçisinden, YSK’sına kadar oylarını gaspla görevlendirdiği kişilere karşı sadece inançla direnen görevlileri sayesinde oylarının önemli bir kısmını koruyabiliyor ve bu sayede sadece varlığını korumakla kalmıyor, en çok oyu alan 3. parti oluyor. Her çalışması illegalize edilip, soruşturmaya tabi tutulmasına rağmen Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Arapların, Türkmenlerin, ezilenlerin, kadınların, gençlerin ve emekçilerin gerçek alternatifi olma özelliğini yitirmiyor, tersine Türkiye’nin her yerinden destek bulduğunu aldığı oylarla herkese gösteriyor.
HDP kazandı; çünkü sistemin görmezden geldiği, hiçe saydığı her kesimden temsilcileri Meclis’e taşımayı başardı. Faşizmin her yere hâkim kılmaya çalıştığı tek renge karşı halkların çok renkliliğini gözler önüne serdi. Demokratik Ulusun faşizme karşı her koşulda direneceğini gösterdi.
Faşizm kaybetti; çünkü taş üstünde taş bırakmadığı Cizre, Nusaybin, Sur, Şırnak, Gever, Hezex gibi sadece Kürt halkının değil insanlığın onur abidelerinde eğen bir baş bulamadı. Bu direniş merkezlerinde çeteleri dışında herkes taşınan sandıklara, panzerlere, akreplere, rangerlere rağmen onlara inat, sokaklarında direniş efsanesi yazan gençleri unutmayarak oyunu HDP’ye verdi. Kürt’e dair her şeye düşman bir ittifakın tüm ceberutluğuna karşı Kürt halkı, Efrîn’den Lelikan’a Dersim’den Tendürek’e “Sonuç Muhteşem Olacak” şiarına olan inancını dosta düşmana gösterdi. Bakurê Kurdistan’da halkın devletin resmi çetelerine rağmen sokaklara çıkarak kutladığı, bu zafere olan bağlılıktı. Faşizm kaybetti; çünkü bir kez daha “düşüncelere kurşun işlemez” gerçeği ile yüzleşmek durumunda kaldı.
Halkların antifaşist mücadelesi 24 Haziran’da kazandı. Çünkü HDP tüm baskılara rağmen ilkelerinden taviz vermedi. HDP bütünsel antifaşist mücadelenin kendisini beslediğini ve onun başarısının her alana güç vereceğini bildi. Kendi gerçekliğinde ısrar etmek kısa vadede zorluklar getirse bile bu ısrarın özgür geleceği garantiye alacağı açıklıkla görüldü. HDP bu başarısı ile faşizme karşı umudu büyütmenin önemli bir zemini olduğunu kanıtladı. Faşizme karşı mücadelenin tek kanaldan olmayacağı gerçeği daha net görüldüğü gibi yaşamın, faşist şeflerin kararları doğrultusunda akmadığı açığa çıktı.
Faşist Erdoğan kazandığı ‘Pirus zaferi’nin kutlamalarında Kürtlere ve demokrasi güçlerine saldırılarını arttıracağını ilan etti. Bu tam da kaybetmenin dışavurumuydu. Önümüzdeki dönem baskı, zor ve ali cengiz oyunlarıyla elde ettiğini sandığı güçle daha çok saldıracaktır. Ama bu onun daha büyük kaybetmesini de sağlayacaktır. Zira zulüm arttıkça ona karşı verilen mücadele de artmaktadır ve zorla ayakta durmaya çalışan hiçbir faşist halkların örgütlü direnişi karşısında başarılı olamamıştır. Erdoğan-Bahçeli faşizminin sonu da önceleri gibi olacaktır.