Siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmelerin ‘tek adamlığı’ aştığını; ortada sermaye, bürokrasi ve siyasetçiyle el ele yürüyen toplumsal bir faşizm olduğunu söyleyen Prof. Dr. Atilla Güney, toplumsallaşmış faşizme karşı mücadelenin de topyekun olması gerektiğini vurguladı.

Toplumsal faşizmin, siyasal otoriterleşme ile birlikte kamusal alanın çözülüşüne, her türden kamusal müzakere ve tartışma alanının bastırılmasına, siyasetin bir parçası olan sivil toplumun sönümlemesine, devletin tüm organları tarafından baskılanmasına, kanun korkusuyla hizaya getirilmesine işaret ettiğini belirten Prof. Atilla Güney, şunun altını çizdi: “Bu nedenle yeterli ve güçlü bir anti faşist cephe oluşturulamazsa memleketin gelecekte siyasetsiz bir siyasal zemine doğru evrileceğini düşünüyorum.”

Siyasal rejimde yaşanan değişim ve yansımalar ile Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik baskıları, Mersin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyeliğinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile atılan Prof. Dr. Atilla Güney, değerlendirdi.

Fiili faşizm yasaya kodlandı

 Genel olarak hukukun, özelde yasaların sanıldığı gibi toplumsal ve siyasal yaşamı düzenleme işlevi görmediklerini; hukukun zaten şekillenmiş olan siyasetin yasalaştırılmış halinden ibaret olduğunu belirten Prof. Güney, bu nedenle son referandumla yürürlüğe giren başkanlık rejiminin, fiili durumun ilanından başka bir anlama gelmediğini söyledi. Bir başka deyişle uzun zamandır uygulanan otoriter ve faşist siyasetin, bu vesileyle hukuken yasaya kodlanmış olduğunu kaydeden Prof. Güney, zaten kör topal yürüyen parlamenter demokrasi ve güçler ayrılığının, bu değişikliklerle rafa kaldırıldığını ifade etti.

 

AKP suç örgütü için seçim

Artık siyasi aktörler, siyasi partiler ve seçimlerin siyasal mücadele alanı olarak anlamını yitireceği bir döneme girildiğini söyleyen Prof. Güney, “Haziran 2015 seçim sonuçlarını tanımlayıp bir tür siyasi darbeyle Kasım 2015’te tekrar seçimi dayatanların bugünlerde yaklaşan yerel seçimlerde HDP’nin yeniden kazanacağı belediyelere kayyum atanacağı tehdidini savurmaları buna işaret ediyor. AKP suç örgütü için her türden seçim artık kendi tabanını konsolide edeceği, motivasyonu artırıcı bir araçtan öte anlam ifade etmiyor” dedi.

Sadece iktidarın otoriterleşmesi değil

 Otoriter gidişatın toplamsal tabana yayıldığına dikkat çeken Prof. Güney, şöyle devam etti: “Türkiye’de siyasetin halihazırdaki zeminini anlayabilmek için toplumsal yapıdaki değişimi iyi analiz etmek gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda sıkça kullanılan tek adam rejimi yerine ben toplumsal faşizm tabirinin daha yerinde olacağını düşünüyorum. Faşizm sadece iktidarın otoriteleşmeye vurgu yapan salt siyasal bir rejim tanımlaması değildir. Toplumsal faşizm, siyasal otoriterleşme ile birlikte kamusal alanın çözülüşüne, her türden kamusal müzakere ve tartışma alanının bastırılmasına, siyasetin bir parçası olan sivil toplumun sönümlemesine, devletin tüm organları tarafından baskılanmasına, kanun korkusuyla hizaya getirilmesine işaret eder. Bu nedenle yeterli ve güçlü bir anti-faşist cephe oluşturulamazsa, memleketin gelecekte siyasetsiz bir siyasal zemine doğru evrileceğini düşünüyorum.”

 

Faşizmin önündeki tek engeldir 

HDP üzerinde artan baskı, gözaltı ve tutuklamalara eşlik eden tehditlere işaret eden Prof. Güney, şunları söyledi: “Toplumsal faşizmin içeriğini iyi kavrarsak, Kürt siyasetçilere ve Kürt özgürlük mücadelesine cepheden destek veren, parti, dernek ve kuruluşlara yönelik baskı, tehdit, gözaltı ve tutuklamaları daha iyi anlayabiliriz. Bugün parlamento dışında aydın, entelektüel ve militan kadrolarıyla toplumsal alanda örgütlü yegane muhalefet gücü Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Kürt özgürlük mücadelesi bugün faşizmin önünde duran en direngen toplumsal muhalefet yapılanmasına sahiptir. Referandumla parlamentoyu, seçimleri ve siyasi partileri anlamsız hale getiren iktidar, faşizmi kalıcılaştırmanın önündeki tek engel olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni görmektedir. Faşizm, toplumsal yaşamın derinlerine kazılı örgütlü bir muhalefettense, parlamentoda 50 bilemedim 100 vekille temsil edilen parlamento içi muhalefeti tercih eder.”

Çünkü HDP bir halk hareketidir

 HDP’nin görünürlüğünü ortadan kaldırmanın iktidar bloku için “ölüm kalım meselesi” olduğunu kaydeden Prof. Güney, partiler bu yeni rejimde anlamını yitirdiyse şayet, neden bu kadar HDP’ye, örgüt ve kadrolarına saldırıldığını ise şöyle izah etti: “Çünkü HDP klasik parti tipolojisinin ötesinde bir halk hareketidir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin siyasi arenadaki görünür yüzüdür. Bu görünürlüğünün ortadan kaldırılması faşistler için ölüm kalım meselesidir. Haziran 2015 seçimleri sonrası HDP’nin özellikle şaşırtıcı oylar aldığı Türkiye’nin batısındaki il ve ilçe örgütlerine yönelik operasyonlar tamamen bu korkunun ürünüdür. Seçilmiş belediyelere kayyum atanması, yaklaşan yerel seçimler öncesi savrulan tehditler, parti kadro ve örgütlerine yönelik operasyonlar, HDP ile Kürt halkı ve Kürt özgürlük mücadelesinin kamusal alandaki yapılar arası bağı koparmayı amaçlamaktadır.”

Toplumsal faşizme karşı mücadele

 Gidişata karşı yapılması gerekenlere ilişkin de konuşan Prof. Güney, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye’de demokratik mücadelenin gelişmesi için öncelikle mevcut durumun teşhisi sağlıklı yapılmalı. Hiç bitmeyen tek adam rejimi söylemine kendimizi kaptırmanın alemi yok. Öncelikle tek adam rejimi tartışmasını bir kenara bırakıp mevcut durumu toplumsal faşizm olarak iyi analiz etmek gerekir. Bu bağlamda mücadelenin, aslen iktidarın otoriter politikalarını onaylayan, bundan emek sömürüsünü insanlık dışı koşullara taşıyan sınıflarla olan boyutu göz ardı edilmemeli. Ekonomik krizle birlikte yükselen işçi eylemleri, toplumsal muhalefeti yeni bir ekonomik yaşam projesinin demokratik ve kültürel haklar talebiyle sentezlenmeli. Ortada sermayesi, bürokrasisi,  siyasetçisi ile el ele yürüyen bir toplumsal faşizm varsa şayet, mücadele de topyekun verilmelidir.” 

 

CEMİL UĞUR/MA/ADANA