Aziz TUNÇ
24 Haziran seçimlerinin tarihselliğinden ve öneminden hareketle, sonuçları fazlasıyla merak ediliyordu. Siyasal yapıların her biri için ayrı ayrı bir önemi vardı bu seçimlerin. Özellikle HDP aracılığıyla ezilenler, yüz yıllık siyasal tarihlerinde ilk defa bu denli istikrarlı, güçlü, kararlı ve kazanmaya bu denli yakın bir mücadele içinde bulunuyorlardı.
Böyle olduğu için Erdoğan, çözüm sürecinin önünü kapatarak savaşçı ve katliamcı politikaları güncellemiştir. 7 Haziran’a yakın günlerde ve sonrasında Erdoğan’ın talimatıyla ve DAİŞ eliyle yapılan katliamlarla, şehirlerin toplarla yerle bir edilmesiyle, legal demokratik siyasete ve bütün muhalif güçlere karşı sürdürülen baskılarla ve en son Efrîn işgaliyle, Erdoğan, demokratik muhalefetin ana gücü olan Kürtlerin iradesini kırmayı, demokrasi mücadelesini bir bütün olarak bastırmayı amaçlamıştır.
Ancak bu kanlı ve karanlık dönemin yürütücüsü olan Erdoğan’ın, ezilenlere ve Kürtlere karşı sürdürdüğü savaşta hiçbir hesabı tutmadı. Ne yapmak istedi ve neye yöneldiyse, her defasında halkların direnişiyle karşılaştı. Geliştirdiği bütün saldırılarda, arzu ettiği sonucu elde edemedi.
Bilindiği gibi ilk olarak 7 Haziran seçimlerini iptal etti, ancak HDP’yi etkisizleştiremediği gibi HDP’nin tekrardan parlamentoya girmesini önleyemedi. Şehirleri yerle bir etti, ancak bu yolla da Kürt halkını özgürlük mücadelesinden alıkoyamadı. HDP’ye ve diğer demokratik kurumlara karşı başlattığı saldırıları 15 Temmuz’la birlikte tam bir “cadı avına” dönüştürdü, yine kimseyi teslim alamadı. Efrîn işgali ile bu savaşı devam ettirdi, oradan da istediği sonucu alamadı. Bu süreçlerin hepsinde ve her türlü zorbalığa karşı, toplumun bütün direnç odakları, kararlılıkla faşizme karşı koymaya devam ettiler/ediyorlar.
Kürt halkının ve ezilenlerin ortaya koyduğu bu direniş, Erdoğan’ın düşmanlık üzerine kurulmuş olan savaş siyasetini, hem siyaseten hem de ekonomik olarak, yürütülemez hale getirmiş, Erdoğan’ın yönetebilme kabiliyet ve olanağını sınırlandırmıştır.
Bu nedenle Erdoğan, erken/baskın seçim yapmıştır. Erdoğan bu seçimlerle, kaybettiği toplumsal meşruiyetini güçlendirmeyi, yaşadığı ekonomik sorunları çözemezse de onları öteleyerek, etkisini azaltmayı ve zaman kazanmayı, savaşçı/katliamcı/yoksullaştırıcı politikalarının önünde engel olarak gördüğü HDP’yi baraj altında bırakarak “yol temizliği” yapmayı amaçlamıştır. Böylece kendisine muhalefet edecek diri hiçbir gücün kalmadığı “dikensiz gül bahçesi” yaratarak kendi saltanatını güvenceye almak istemiştir.
Ancak ortaya çıkan sonuç, Erdoğan’a, kaybetmişliğin acı veren derin korkusunu yaşatmıştır. Seçim gecesi Erdoğan’ın gösterdiği telaş, bunu göstermektedir.
HDP’nin direncinin ve performansının sonucunda, Erdoğan, yüzde 6,5 oy kaybetmiş, parlamento çoğunluğunu sağlayamamış ve en önemlisi HDP, barajı aşarak, diktatörlüğe karşı sürdürdüğü mücadeleye, parlamentoda, devam etme olanağını elde etmiştir. Daha da önemlisi Erdoğan değil, HDP meşruiyetini artırmış, bütün ezilenlerin ve sitemden mağdur olanların sempatiyle ve ısrarla gözetlediği parti olmuştur.
Bu anlamda, HDP ve Selahattin Demirtaş, 24 Haziran seçimlerinde ortaya koydukları performans ve geliştirdikleri pratik politikalarla, HDP’nin klasik/doğal tabanından farklı olarak, ezilen diğer toplumsal kesimlerin de ilgi odağı olmuşlar, teveccühünü kazanmışlardır. Bu seçimlerden önce HDP, Kürtlerin, kısmen Alevilerin ve bazı devrimci kurumların desteğine sahipti. Bu seçimlerde ise HDP, hem Alevilerin, hem Kürtlerin ve tüm ezilenlerin temel siyasal mücadele organı olmuştur.
Bu gerçek, 24 Haziran seçimlerinde teorik bir önerme olmaktan çıkmış, somutlaşmış, ete kemiğe bürünmüştür. Bu seçimlerde, Kürtlerin, Alevilerin, yoksulların, emekçilerin, kadınların, gençlerin, ezilen farklı inanç ve etnik kökende toplumsal kesimlerin, sorunlarını çözecek olan yegane siyasal mücadele mevziinin ve umudunun HDP olduğu gerçeği daha çok görünür olmuştur. Söz konusu toplumsal kesimler, HDP’nin temsil ettiği değerler ve bu değerlerin kendileri için taşıdığı anlam konusunda, her türden egemenlerin yalanlarına itibar etmemişler, tam tersine HDP’ye pozitif yaklaşarak, ikna olmaya açık bir tutum almışlardır.
Toplumun tüm kesimlerinin, ısrarla, “HDP’nin barajı aşmasını” istemesi, bu gerçeğin en somut ifadesi olmuştur. HDP’nin barajı aşması için gösterilen bu yaklaşım, HDP’nin doğru politikalarının, özverisinin, mücadele kararlılığının sonucudur. Bu gerçeğin, birilerinin “emanet oyu” ile elde edilmiş bir sonuç gibi veya bazı partilerin lütfu olarak sunulması, utanmazca ortaya atılan kara bir propagandadır. Bu yalanla, AKP, Erdoğan ve CHP, ağız birliği ederek ve büyük bir çabayla, HDP’nin başarısını yok saymaya, görünmez kılmaya çalışmaktadırlar. Hiç kimse HDP’nin büyük bedellerle var ettiği değerlere ve bugün elde ettiği başarıya gölge düşüremeyecektir.
HDP, inancın, kararlılığın, örgütlülüğün ve direncin zaferini yarattı bu seçimlerde. Bunu hazmedemeyenlerin kanlı, karanlık zorbalıklara yöneleceği önümüzdeki dönemde, daha güçlü direnişler, daha büyük başarılar için, kitlelerle birlikte ve kararlılıkla örgütlü mücadeleye devam edilecektir.