AKP-MHP çeteleri her yerde katliam yapıyor, insan kaçırıp rehin tutuyor, işkence yapıyor, en son örneğinde olduğu gibi bir eve giriyor ve çocuklarının önünde baba Necmettin Fendik’i katlediyor. Erdoğan ve Bahçeli’nin katıksız birer terörist ve çete olduğunu en açık şekilde kanıtlayan katliamlardan biri oluyor yedi çocuklu bir babanın çocuklarının gözleri önünde öldürülmesi…
Bunların karşılıksız kalmayacağı kesindir. DAİŞ’ten nasıl hesap soruluyorsa, AKP-MHP çeteleri de şimdi bu hesaptan geçmekte, halkımızın tarihi hesap ve adalet güçleri bunları her gün daha fazla çökertmektedir. Bu nedenle yaptıkları hiçbir şey yanlarına kalmamaktadır. Necmettin Fendik’in ailesine başsağlığı diliyoruz. Elbette bu değerli özgürlük şehidimizin hatırasını yaşatmak boynumuzun borcudur.
Yıllardır anlatıyoruz, AKP-MHP’nin DAİŞ’ten farkı yoktur! Zaten DAİŞ’in tüm vahşet yöntemlerini AKP-MHP üretmiştir. DAİŞ bir AKP-MHP markasıdır. Bunlar yeterince kanıtlanmıştır. O halde neden DAİŞ ile aynı muameleyi görmesinler ki?
DAİŞ deyince genç-yaşlı herkesin silaha sarılması tüm dünyada nasıl meşru kabul edilmişse, AKP-MHP faşizmine karşı da aynı şekilde tüm toplumca savunmaya geçmek o kadar meşru ve zorunludur.
Ellerindeki resmi asker-polis gücü yetmiyor, güya sivil olan çeteleri de Türkiye’nin her yerinde ve yurtdışı sahalarında örgütlüyorlar. Bu kadar silah ve saldırı gücüyle donanmış ve günlük uygulamalarında görüldüğü gibi vahşette sınır tanımayan AKP-MHP çete güruhuna ve onların her türlü işbirlikçisine karşı direnişi, silahlı savunma biçimi dâhil her şekilde ele almamak kendini kurbanlık koyun haline getirmek anlamına gelir.
Öz yönetim direnişleri halkımızın kurbanlık koyun olmadığını göstermiştir. Şimdi tüm halkın kendini faşizme karşı her türlü yöntemle savunmasının en meşru ve kaçınılmaz olduğu bir zamandayız. Mehmet Tunç ruhu bu direnişin nasıl olması gerektiğini hepimize öğretmiştir.
AKP-MHP faşizmine karşı örgütlenmek ve direnmek tüm insanlık adına gerçekten gurur duyulacak kutsal bir değer ifade etmektedir. Özellikle de Efrîn’e yönelen saldırılara karşı tüm halk olarak her türlü savunma aracıyla tarihi bir direniş sergilemek, hatta bu durumu, AKP-MHP faşizmini tamamen bitirecek bir fırsat olarak değerlendirmek tüm Ortadoğu halkları ve tüm insanlık adına en hayırlı ve tarihi bir eylem olacaktır.
Çünkü AKP-MHP faşizmi tıpkı DAİŞ gibi her türlü silahı ve vahşet yöntemini kullanarak halka saldırıyor. Dünya kabul etsin etmesin böylesi bir faşizme halk olarak da her tür yöntemle karşı durmak sonuna dek meşrudur, gereklidir ve de kaçınılmazdır! DAİŞ vahşetini görene dek silaha karşı olanlar silahlı direnişe amenna dediler. AKP-MHP her türlü silahla sınırsız saldırı yaparken halkın silahla kendini savunmasının da oldukça anlaşılır ve haklı olduğunu kim reddedebilir?
Avrupa devletleri de bu gerçeği görmeli ve kabul etmeli; dolayısıyla halkımızın örgütlü güçlerini kriminalize etmekten vazgeçmelidir. Bu kadar adaletsiz, bu kadar ikiyüzlü davranmaya devam etmeleri sadece devlet çıkarıyla izah edilemez; bu durumun sürmesi, Kürt halkı başta olmak üzere tüm Kürdistanlılarda Avrupa devletlerinin AKP-MHP-DAİŞ ile ortak oldukları kanısını geliştirecektir.
Avrupa Türkiye’deki faşizmi desteklemiyor olsa da Avrupa’da yaşayan Kürt halkının demokratik kurumlarını kapatmaya kalkarak, baskı kurarak, siyasi temsilcilerini tutuklayarak, sembollerini yasaklayarak AKP-MHP faşizmini cesaretlendirmektedir; fakat buna karşı da halkımızın tek çaresi demokratik örgütlülüğünü güçlendirmek ve direniş gücünü büyütmektir.
Tüm dünya bilmeli ki, Bakurê Kürdistan ve Türkiye’nin her yerinde halk savunmasının sivil gösteriden silahlı öz savunmaya dek geniş bir yelpazede gelişmesi artık kaçınılmazdır ve bu durum AKP-MHP faşizmini kesin olarak bitirecektir.
Türkiye halklarının, direnişin böylesi kapsamlı tarzda geliştirilmesine ikna olması zor değildir. Aksine faşizme karşı öfke had safhaya ulaşmış durumdadır. Bu nedenle faşizme karşı savaş her an Türkiye halklarının hep birlikte omuzladığı bir direnişe dönüşebilir. Yeter ki bu büyük dinamizme yeni bir ivme kazandıralım, o zaman önüne geçilmez bir sele dönüşüp faşizmin döktüğü kanda boğulmasını sağlayabilir.
Ortadoğu halkları ve tüm insanlık faşizme karşı Türkiye halklarının yanında olmalıdır. Nasıl ki tüm dünya Mussolini, Hitler, Saddam rejimlerine karşı direnişin meşru ve zorunlu olduğunu kabul etmiştiyse Türk faşizmine karşı da aynı duyarlılık gerekiyor. Türk devletini ele geçirmiş olan bu çetelere karşı direniş de aynı derecede önemli ve aynı anlamı taşımaktadır. Bugün farklı tepkiler veren dünya, direniş gelişip yaygınlaştığında bu gerçeği kabul edecek, AKP-MHP faşizminin yıkılıp gitmesine herkes alkış tutacaktır.
CHP’nin “Adalet Yürüyüşü” ardından herkes daha bir açık yüreklilikle tartışmaya başlamıştır. Ne Hitler ne de diğerleri sadece yürüyüşlerle def edilmedi.
Yürüyüşler de olmalıdır ama radikal halk direnişlerini pasifize etmek için değil veya sadece “adalet” için değil AKP-MHP faşizmini yıkmak için!
HDP’nin faşizme karşı başlattığı nöbet eylemi ise şayet milyonları harekete geçirebilirse etkili olabilir. Fakat AKP-MHP faşizmi tüm sınırları çoktan aşmış olduğundan sivil eylemler bile öz savunmasız kalmamalıdır. Tek başına sivil eylemler veya seçim yöntemleriyle kimse faşizmin devrilmesini beklememelidir. Öz savunma sayesinde yürüyüş, nöbet vb eylemler de anlam kazanır.
Unutmayalım ki faşizme karşı günümüzün en meşru, en demokratik eylemi öz savunma eylemidir. Kafalar bu konuda net olduktan sonra her topluluk, hatta tek bir kişi bile bulunduğu yerde çok zengin yol ve yöntemlerle öz savunma çizgisini geliştirebilir.