Türkiye askeri darbe girişimiyle yeni bir sürece girdi. Gidişatın faşizme ve darbelere doğru olduğu bilinmiyor değildi. Bu konuda Başkan Apo, Erdoğan ve devletin yetkililerini defalarca uyardı. Devlet içinde bir paralel yapının oluştuğu konusunda da uyarılar yaptı. Kürt sorunu çözülmeden, demokratik bir sistem kurulmadan darbe mekaniğinin hep devrede olacağını defalarca dile getirdi. Ancak AKP ve Erdoğan bu uyarılara aldırış etmediler. Esas dertleri iktidarı ve devleti ele geçirmek, konumlarını pekiştirmekti.
AKP uzun yıllar Fethullahçılarla ittifak yaptı. Fethullahçıların en fazla güç topladığı ve devlet içinde yapılandığı dönem AKP dönemidir. Daha önceleri de çalışıyorlardı. Ancak hiçbir zaman AKP hükümetlerinde olduğu gibi güçlenmemiş, kendilerine güvenli hale gelmemişlerdi. Öyle ki, artık hükümeti düşürmeye ve devlete hakim olmaya cesaret edecek boyutlara ulaştılar.
Bizler yıllar önce defalarca yazdık. Fethullahçıların devlete dayanarak güç devşirdiğini, ayrıca devlete sızıp kontrolsüz bir güce ulaştıkları ve bunun çok tehlikeli olduğunu söyledik. Çünkü bu yapılanma yasal ve kamuya açık değildi. Kim yönetiyor, kararlar nasıl alınıyor vb bilinmiyor. Doğal olarak böyle yapılar karanlık ve tehlikeli yapılardır. Ayrıca çıkışları da anti-demokratik ve milliyetçi temellere dayalıydı. Dini sadece amaçları için bir araç olarak kullanıyorlardı.
Dinin araçsallaştırılması gerçi AKP ile ortak yönleriydi. AKP de son derece milliyetçi ve iktidarcı bir zihniyet ve yapılanmaya sahipti. Fethullahçılarla bunlar ortak yönleriydi. İkisi de son derece pragmatisttiler. Böyle olunca birbirlerine dayanma ve birbirlerini kullanmakta bir sakınca görmediler. Ayni zihniyet zaten 12 Eylül rejiminde de vardı. Fethullahçılara göz yummaları, Türk-İslam sentezini savunmaları bugün vardığımız yeni darbeler ve ırkçı-faşist yapılanmaların yaygınlaşması ve derinleşmesidir. Görüldüğü gibi hiç bir şey tesadüf ve birden bire ortaya çıkmış değildir.
Erdoğan ve AKP bugün kendilerini darbe girişiminin mağduru olarak ilan etmeye, darbelere karşı olan kitlelerin ve çevrelerin desteğini alarak devleti tamamen ellerine geçirmeye çalışmaktadırlar. AKP ve Erdoğan darbenin mağduru değillerdir. Sadece ektiklerini biçiyorlar. Yaptıkları anti-demokratik ve faşist ittifakın sonuçlarıyla karşılaşmalardır. En önemlisi de darbeye karşı alternatifleri demokrasi ve özgürlükler değildir. Daha koyu bir faşist yapılanma, devleti tamamen ele geçirerek kendileri gibi düşünmeyenleri, kendilerinden olmayanları tamamen bertaraf etmektir.
Erdoğan şimdi askeri ve sivil bürokrasi ile oynayarak, devleti tümden kendilerine bağlayarak rahata ereceğini sanıyor. Napolyon kılıçla iktidar olabilirsin, ele geçirebilirsin ama üstüne oturarak sürdüremezsin, demişti. Tarihten ders alınsaydı herhalde bunca savaş ve yıkım yaşanmazdı. İktidar ve güç insanın gözünü karartıyor. Erdoğan da Hitler, Saddam ve Esad geleneğinden anlaşılan ders çıkarmış değildir.
Orduyu bu kadar kullanırsan, ona şehirlerini yıktırır ve yasal dokunulmazlık zırhına alırsan, sonra da vay TBMM’yi vb bombalıyor diye yaygara yapmanın ne ciddiyeti olabilir? Demek ki, şehirlerin ve vatandaşların bir değeri yok. Sadece iktidar organlarının ve sembollerinin değeri var. Bu ordu değil miydi Sur’u, Cizre’yi, Yüksekova’yı ve Nusaybin’i tanklarla, toplarla yıkan. Siz değil miydiniz sırtını sıvazlayan? Şimdi de feryat edip nasıl tankları bize karşı sokaklara çıkardı, diyorsunuz. Unutmayın, darbeler genelde tanklarla, silahla, güçle olur. Güce çok tapındınız. Bunun için Kürtleri hep güç kullanarak ezmek ve dize getirmek istediniz. Bu zihniyetinizin size dönen sonuçlarına da fazla şaşırmayın.
Şunu da vurgulamak gerek; bir TV kanalı Erdoğan’a sordu. Bu darbenin mizansen olduğu, hükümetin de parmağı olabileceği şüphesi dile getirildi. Erdoğan olayı yalanlayamadı. Sadece vicdanim el vermez. Bunca insan öldü, yaralandı vb diyerek soruyu cevapladı. Çok ilginç bir cevaptı bu. Demek ki, Kürtleri insandan saymıyor. Onun için öldürme ve şehirlerini yıkma talimatını kendisi verirken anlaşılan vicdanını evde bırakıyor. Cizre’de canlı canlı onlarca insanı yaktırırken, onca sivil ve yaralı katledilirken Erdoğan’ın bir vicdan sorunu yoktu. Bu soru ve cevapları Kürt halkı hiç bir zaman unutmamalıdır.
Erdoğan’a şimdi gün doğdu. Daha önce de Kürt öğrencileri üniversitelerden, memurları da işten atın talimatını başın üzerinden de vermişti. Şimdi olağanüstü hal ilan ederek Kürtleri tamamen ayıklama ve kurumlardan, sendikalardan temizleme planını uygulayacaktır. HDP gibi parti ve yapılanmalar daha fazla hedef alınacaktır. Darbeye karşı yapılan toplantıya bile HDP’yi çağırmadılar. Bu da onları düşman kategorisine aldıklarını ve tutumlarında bir değişikliğin olmadığını gösteriyor.
Erdoğan darbe üzerine darbe yapıyor. Faşizmi giderek kurumlaştırıyor. Hukuk ve demokrasi tanımıyor. Yargı dahil tüm alanları emrine aldı. İktidarı giderek elinde tekelleştiriyor. Ancak bununla uzun vadeli iktidarını güvenceye alamaz. Demokrasi cephesi kurulur, darbe ve diktatörlük karşıtı güçler birleşirse gitmekten kimse onları kurtaramayacaktır.