19 Şubat akşamı Almanya’nın Hanau kentinde yapılan silahlı saldırı sonucu farklı uluslardan ve 2’si Kürt olan 9 göçmen insan katledildi. Katliamı faşist Tobias Rathjen adlı kişinin yaptığı, bu kişinin katliam sonrasında annesini öldürdüğü ve intihar ettiği açıklandı.

Bu insanlık dışı katliamda yaşamını yitirenler arasında gazetemizin emekçisi çok değerli Serpil Temiz’in oğlu Ferhat Ünvar da bulunuyor. Acımız ve öfkemiz çok büyük. Kürt gençliğinin ve halkının değerli üyesi olan Ferhat ve yaşamını yitiren diğer insanlarımızı sevgiyle, saygıyla anıyor, yine sevgili arkadaşımız Serpil ve ailesinin, yine Kürt halkının başı sağolsun diyorum. Bir annenin, bir babanın, kardeşlerinin acısını tarif etmek, anlamak elbette ki çok ama çok zor. Bu acıyı onlarla ve halkımızla omuzlamak hepimizin insanlık borcudur.

Hanau’da yaşanan büyük acı ve öfke uyandıran saldırıdan sonra toplumsal dayanışma, faşizme ve ırkçılığa karşı ortak ses olma örneği birçok kentte sergilendi. Her ulustan onbinlerce insan birlikte eylem-protesto yürüyüşü yaparak, faşizme karşı önemli ve anlamlı bir tutum sergilediler. Bu dayanışma ve ortaklaşmanın sadece üzücü saldırılardan sonra değil, bir zihniyet, kültür ve yaşam tarzı, tutumu olarak kalıcı kılınması çok önemlidir.

Avrupa sistemi içinde halkların ortak dayanışması, mücadelesiyle kazanılmış haklara, en başta yaşam hakkına dönük ortaya çıkan saldırılar, bu coğrafyada yaşayan herkesi birçok şeyi sorgulamaya götürmesi gerekiyor. Göçmenlere yönelik ırkçı yaklaşım ve politikaların yanı sıra, milliyetçiliği, dinciliği, cinsiyetçiliği, kısaca faşizmi besleyen her türlü yapılanmaları, zihniyetleri, söylem ve eylemleri sorgulamak, ortaya çıkarmak ve toplumsal tedbir almak büyük önem taşımaktadır. Bilinçli ve örgütlü toplum gerçekliğine neden ihtiyaç duymamız gerektiğini bu acı olayla bir kez görmüş olduk. Bu anlamda faşizmle mücadele etmek, toplumsal öz savunmayı oluşturmak çok önemlidir.

Milliyetçi-dinci-cinsiyetçi yani faşist politika ve uygulamaların neler olduğu, ne anlama geldiği ve sonuçlarının neler olduğunu en çok ve en derin anlayan halklardan biri Kürt halkıdır. Hanau katliamını yapan kişinin zihniyet yapılanması ve bu zihniyete göre ‘sorun’ olarak gördüğü göç eden insanlara yaklaşımı ile Türk devletinin başı olan Erdoğan ve Bahçeli ikilisinin ne kadar da aynı olduğunu Kürt halkı çok iyi bilmektedir. Bu zihniyet bireyciliği, bencilliğin, tekçiliğin bataklığına gömülmüşlerdir. Kendisi dışında herkesi ve her şeyi nesne olarak görürler. Kendisi dışında hiçkimseye yaşama hakkı tanımazlar.

Faşizm ve ırkçılık için ‘bir hastalıktır’ deniliyor… Zihniyet çarpıtılmasından, bozukluğundan başlayan bir durum olmakla birlikte, bu faşizmin bizzat egemenlerce, gücü, iktidarı kontrolünde tutmak isteyenlerce üretildiğini, toplum üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallandırıldığını, bir şekilde canlı tutulduğunu bilmemiz lazım. Demokratik, ahlaki ve politik toplumların üyeleri olan bireylerde bu hastalıklar yaşama zemini bulamazlar. Ancak emek ve yaşam hırsızlığının, kadın sömürgeciliğinin, insan-kadın-doğa-toplum düşmanlığının üretildiği toplumlarda hakim sınıf ve yönetim yapıları kendilerinin ürettikleri bu hastalık arkasında korumaya alırlar. Sömürdükleri insan-kadın-doğa-toplum ile kendi aralarında bu yapıları kalkan olarak koyarlar. Bunlar iktidar hastalığıdır ve bu yaşanan olaylar da bu iktidar hastalığının bireye, doğaya ve topluma verdiği zararın örnekleri olmaktadır.

Herkes Alman devlet ve hükümetinin, yine güvenlik teşkilatlarının, son yıllarda Almanya’da varlığını daha cesaretlice gösteren ‘faşist, ırkçı yüzler ve zihniyetler’ karşısında neden sonuç alıcı bir mücadele geliştirmediğini soruyor… Mevcut Alman hükümetinin, Ortadoğu ve Kürdistan’da sürdürülen, Kürt ve halklara karşı uygulanan soykırım politikalarına nasıl da ikiyüzlü ve siyasal-ideolojik-ekonomik çıkarları temelinde yaklaştıkları görülürse; faşizme, ırkçılığa karşı neden sonuç alıcı tedbirler ve mücadeleler geliştirilmediği anlaşılmış olacaktır. Türk devletinin başı olan Erdoğan-Bahçeli faşist rejimine silah satışı yapmak ne demektir? ‘Faşist, ırkçı politikana devam et, işgal, talan, tecavüzlere devam et’ demek değil midir? Erdoğan-Bahçeli faşist rejimini bu politikalardan vazgeçirtecek yaptırım ve uygulamaları devreye koymayan, kendi içindeki faşist zihniyet ve uygulamalarla samimi mücadele edebilir mi?

Demek ki, faşizm sadece ‘kahrolsun’ demekle, ‘kınıyoruz’ demekle, ‘kabul etmiyoruz’ demekle yok olmaz. Bunun yolu; demokrasiden, eşitlikten, insanca yaşamdan, özgürlükten yana olanların kendilerini bilinçlendirmelerinden, demokratik örgütlenmelerini büyütmelerinden, toplumsal dayanışmayı yükseltmelerinden ve bu temelde yaşadıkları her alanda ‘faşizme-ırkçılığa geçit vermemeleri’nden geçer. Kendisine demokratik, hukukun üstünlüğü vb payeler biçen devletlerin de, kendi içinde ve dışında faşizmi besleyenlerle, üretenlerle bağlarını koparmalarından geçer.