Türkiye’de yaşanan son gelişmeler rejimin faşist karakterini pekiştiren uygulamalardır.
OHAL ile 370 derneğin kapısına mühür vuruldu. KJA, Meya Der, MKM, Sarmaşık ve bunlar gibi toplumsal özgürlük, dayanışma, barış ve demokrasi için mücadele eden pek çok derneğin faaliyetine son verildi. Toplumda demokrasi, düşünce özgürlüğü, barış, adalet için söz söylemiş, eylemde bulunmuş kim varsa hepsini ‘‘yaptıklarınıza pişman edeceğiz, hesabını soracağız’’ diyen bir zihniyetle cezalandıran bir hukuksuzluk var. Ya da faşizm için işleyen bir hukuk!
YJA Star gerillası sanatçı Delila’nın annesi Gülsuma Güçer’e Silvan'daki "sokağa çıkma yasakları"yla ilgili gazeteci Hasan Cemal'e verdiği röportaj için ve "Yasaklı kitaptaki Delila'yı övücü beyanlarda bulunduğu" iddiasıyla 9 yıla kadar hapis istemiyle dava açmaya izin veren hukuk, bu faşist hukuk. Bir mantığı yok. Olsaydı, bir anneye kızını övdüğü için ceza vermeyi aklından bile geçiremezdi.
Avrupa’nın yakın tarihinde Mussolini, Franco, Hitler vb. liderlerle tanıştığı faşizmle 21. yüzyılda Türkiye Erdoğan’la tanışıyor. Yaşamın tüm hücrelerine, toplumun dokusuna faşizmi işlemek için Erdoğan önderliğindeki AKP, korkuyu yaymayı bir silah olarak kullanıyor. Bunun için en sıradan bir etkinliğe, konuşmaya ve demokratik reflekse onlarca yıl ceza kesiyor. Ailelerle dayanışmayı örgütleyen dernekleri, gerilla çocuklarının cenazelerine ulaşmada yardım eden dernekleri kapatıyor. Nefes alıp vermemiz kadar doğal olan düşünme özgürlüğümüzü yok sayıyor. 14 yıldır kadınların katliamına, çocukların cinsel istismarına alıştırmak istedikleri toplumu, korku girdabında soluksuz bırakmak istiyor.
‘‘Öl ama niye öldüğünü bile sorma. İşkenceye maruz kal ama elini bile kaldırma. Düşüncelerinden ötürü sorgusuz sualsiz onlarca yıl hapis yat, akademik kariyerinden ol ama, sessizce katlan. Aç kalmamak için, eğitim ve sağlık hakkı için benim ajanım ol.’’ AKP faşizminin topluma dayattığı çerçeve bu.
Faşizmin beslendiği en temel şey olan koşulsuz itaati inşa etmenin dayatmaları bunlar. Bu yüzden toplumun her kesiminin ısrarla kırması gereken de bu dayatmalar. Faşizm hayatın her hücresine sızmaya çalışıyorsa, bizim görevimiz de onu sızmaya çalıştığı her yaşam hücresinde yenilgiye uğratmak. O toplumsal dokuyu korku ile felç etmeyi hedefliyor. Tam da bu yüzden biz tüm toplumsal dinamiklerimizle, bu dokuyu canlandırmaya kilitleneceğiz. Yaşamın ve toplumsal dokunun doğal sahipleri ve dinamiği biziz; yani insan, toplum. O zaman bu dinamiğin teslim alınması imkansız iradesini ve direncini faşizme göstermeliyiz. Hayatı ve toplumu işgal, taciz ve tecavüz hamlelerine karşı öz savunmayı yaymak, büyütmek ve derinleştirmek faşizm cephesinin yenilgisini garanti edecek temel olgudur.
Tam da bu nedenle, yaşamın direngen damarı olan kadınlardan beslenmeyi bilmeliyiz. Son 3-4 yıldır Ortadoğu coğrafyasına ve insanına toplumsal tarihin tüm faşizm uygulamalarının sentezi olarak yaşatılan DAİŞ vahşeti karşısında direnen ve kahramanca şehit düşen, yaralanan ve hala bu direnişi sürdüren kadınlardan güç almaya odaklanmalıyız.
Faşizm herkese ama özellikle kadınlara çaresizliği hissettirmek ister. Köşeye sıkışmışlık ve koşulsuz itaatin dışında bir seçeneğin olmadığını düşündürtmek onun amacıdır. İşte bu gerçeğe inat ve onu aşmanın yoludur, yaşamın direngen damarlarından beslenmek. Bu damarlar dağların asi zirvelerinde atıyor. Bu damarlar tüm baskı ve zulme karşı, derneklerimiz kapansa da birbirimize uzattığımız dayanışma elinde atıyor. Bu damarlar faşizmin askeri, ekonomik, psikolojik ve düşünsel işgali gerçekleştirmek istediği yaşamın her alanın geliştidiği karşı, alternatif duruşunda atıyor. Çiçeğin, çocuğun, kuşun böceğin güzelliğini, insan olmanın onurunu unutmayan düşüncede atıyor. Uğruna büyük bedeller ödenen toplumsallaşmanın gücüne duyulan inançta atıyor.
İnancı, değerleri olmayanların ve güzelliklerden heyecan duymayan kara vicdanlıların rejimidir faşizm. Tarih boyunca vicdanını karartmaya hayır diyenler durdurdu faşizmi. Bundan sonra da toplumsal doğanın faşizme vereceği yanıt aynı olacak. Faşizmin asla yenemeyeceğine duyulan sarsılmaz inancıyla kazanacak, özgür toplum ve özgür birey.