İktidar hegemonyası; kendi düşüncelerini sadece maniple etmek, yaymak ve alternatifsiz olarak her yere bulaştırmakla değil aynı zamanda ve daha çok doğrudan gündemi belirlemek ve her şeyi onun çevresinde oluşturmakla kendisini inşa ediyor. Mesela sadece 'Başkanlık' tartışması bile her şeyi bir tarafa sürükleyen ya da dönüp dolaşıp nihayetinde yine ona varan bir gündem. Her şey tekrar ve yeniden o meseleye gelince bu hegemonya da baskı ve ölümcül bir işkenceden, ölümcül bir sıkıntıya dönüşüyor. Bu bütün gün devam eden koca bir karın ağrısı ile yaşar gibi bize bir yandan ıstırap verirken öte yandan alıştırıyor da. Hegemonyanın bulaşıcılığı alçaklığı bu. Çünkü sadece buna karşı çıkış, bir noktadan sonra o hegemonyayı tekleştiriyor ve dolayısıyla besliyor. 

Bu yüzden başka düşünce ileri sürmek, hegemonyayı parçalamanın en önemli tarafı bu da 'faşizmin gündemine' uymamakla başlıyor. Bu özellikle Erdoğan rejiminin son bir yıldır uyguladığı 'Çözümsüzlük çözümdür' yöntemiyle ihtiyacı olduğu kudreti şiddetten beslenerek elde etmeye çalıştığı bir gündem de çok daha önemli. 

'Çözümsüzlük çözümdür.' Rauf Denktaş'ın Kıbrıs için söylediği ve bütün dünyaya karşın 40 yıldan fazladır işgalin sürdürmeyi başaran TC'nin en başarılı(!) dış politikasını en iyi tarif eden kelimelerdir. Bu yüzden Erdoğan rejimi ile artık yeni bir barış süreci - geçen yıldan beri yazdığım gibi- çok zordur. Erdoğan rejimi bazen masaya yaklaşır gibi yaparak, çoğunlukta bozarak bu gerginlikten doğrudan kendisini bir gerginlik üzerine inşa eder. Yani iktidarın kendi varlığı için bu çözümsüzlüğe, gerginliğe ihtiyacı vardır. 

Bu nedenle barışı inşa etmek faşizmin gündeminden sıyrılarak, ona 'karşı' değil 'başka' Gramsci'nin tanımlamasıyla 'alter hegemonya' inşa ederek gerçekleşebilir. Bu toplumsal mücadele alanlarının 'bugün zamanı değil' klasik şablonundan kurtarıp, özellikle yerel de ekolojik, kolektif ve dayanışmacı farklı yapıların yaşama geçirilmesidir. 

Yani 'Başka bir dünya' pratiğinin yaşama geçirilmesinin bugün tam zamanı...