Faşizmin kendine göre şifreleri var. Bu şifreler farklı ancak tüm şifrelerin açtığı kapı, faşizme çıkıyor. Yol, soykırımlar, katliamlar, bombardımanlar, inkarcılığın her türlüsü, egemen cinsiyetçi erkeklik ve inanç istismarının zirvesi olan dincilik koridorlarından geçerek faşizme çıkıyor. Ulus devletin tüm şifreleri böyle dizayn ediliyor. Uluslararası hegemonyanın yarattığı bu şifreler, Türkiye’de MHP literatürüne göre hazırlanıyor olsa da, AKP bu şifreleri en fazla ve en ucuzca kullanan bir odak oldu.
Nedir bu şifreler?
“İç hukuk yolları” söylemi, bu şifrelerden biridir. Faşizmin verdiği-vereceği, yazdığı yazacağı sözlerin ağırlığının yok hükmünde olduğu, AKP iktidarı sürecinde defalarca görüldü. İnkarcılığın temel yol edinildiği, dün söylenen sözlerin bugün unutulduğu, dün kurulan masaların bugün devrildiği, ölçüsüz bir açgözlülükte olan AKP iktidarı, tüm şifreleri kendi kasasına çıkan yollara kilitledi. İktidar böyle bir grubun elinde olunca zaten hukuk kavramı da, bu iktidara göre hakettiğini buluyor.
Türkiye Cumhuriyetinde hukuk adı verilerek şifrelenen konu, ulus devletin faşist tekçi uygulamalarının toplamıdır. Kavram kendi başına anlamlı sayılabilir, ancak kavramın bugün AKP-MHP iktidarında kullanılışı, devletin toplum karşısındaki haklarına işaret ediyor. Soykırımları ve her türlü insanlık dışı saldırıyı meşru görmenin zeminini hazırlıyor. Tüm bunlara rağmen faşist devletler istedikleri zaman, o çok dillendirdikleri hukuk belgelerini hiçe sayarak kendi amaçlarını uyguluyorlar. Aslında kendi amaçları kapsamında bir iç dil, iç hukuk oluşturuyorlar. Hepsinin toplamı, soykırımdır, faşizmdir.
Son dönemde tartışılan çöktürme planı, faşist Türk devletinin iç hukuk belgelerinden biridir. AİHM’e en temel insani taleplerle, varoluşsal konularla başvuran Kürtlere, AİHM’in işaret ettiği hukuk, işte budur. İç hukuk yolları söylemi, Kürt katliamının yenilenmiş şifresidir. AİHM’in Efrînli Kürtlere verdiği “iç hukuk yollarının tükenmediği” cevabı da aynı şifrenin devamıdır. Kürt soykırımı, uluslararası hegemonyanın bir iç sorunudur. Cizre özyönetim direniş sürecinde katledilenler için AİHM’in verdiği kararı, Avrupa demokrasisinin özetidir. Ulus devletlerin birbirinden bağımsız olmayan soykırım politikalarını da işaret etmektedir. Efrîn işgali ve soykırımı sonrasında aynısı dile gelen söylem, ulus devletlerin birbirine göbekten bağlı olduğunu gösterir.
Ulus devletlerin iç hukuk yolları, uluslararası hegemonyanın iplerinden bir ince teldir. İç hukuk denilen, faşist işgalci Türk devletinin çöktürme planıdır. Erdoğan’ın darbe planıdır, MİT müsteşarlığının Türk cumhurbaşkanıyla konuşmaları, yazışmaları, füze atmalar, “terörist olacağına fahişe ol” demeler, “tabutta olacağına savcının karşısında ol” emirleridir. İç hukuk, Kürtlerin linç edilmesidir.
Türkiye devletinin iç hukuku soykırımdır. AİHM iç hukuk diyerek, faşist Türk devletinin soykırım siyasetini meşru gördüğünü, bir kez daha ilan etti. Yaşanan katliamları tekil olaylar şeklinde ele almak suretiyle, kendi sosyolojik-hukuksal zihniyetine uydurarak kabullendi, soykırımları onayladı.
AİHM kararı, Avrupa’nın 500 yıllık kaosunun tablosudur. Tükenmiş bir sistem olan ulus devletçilik şablonunu korumak için, her türlü soykırıma onay verilmesi, hiçbir demokratik söylemin yakınından geçemeyecek kadar faşizm yüklüdür. Faşizmin şifreleri bu anlamda ulus devletsel değil, uluslararası hegemoniktir.
Bir başka şifre “Devletin bekası sorunu” diye sözü edilen konudur. Faşist Türk devletinin beka sorunu olarak şifrelediği konu Kürt soykırımıdır. Kürt uyanışı faşizm için bir varlık yokluk sorunuydu. Kürtlerin varlık yokluk sorunu ile faşist Türklüğün varlık yokluk sorunu birbirine öyle bağlanmıştır ki, özgür Kürtlük varolduğunda faşist Türklük var olamayacaktır. Kürtlüğün varlığı, faşist işgalci Türklüğün yokluğudur. Ve bu şifre cumhuriyet tarihi boyunca MHP öncülüğünde kullanılagelmiştir. En son AKP-MHP faşist iktidarıyla da güçlendirilmiştir. Öyle ki, sadece Türkiye sınırlarında değil Rojava’da da, Kürt kentlerinde yapılan soykırımlar kentsel dönüşüm söylemleri de gündeme giriyor.
Faşist işgalci Türklüğün inşasının kapitalist modernitenin dünyada hüküm kurduğu dönemlere denk gelmesi, aynı mayayla inşa edilenleri akla getirir. Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesinden öte, Kürt insanı üzerinde akıl almaz soykırımların uygulanmasına onay verilmesi, uluslararası sistemin icadıdır. Önder Öcalan’a yönelik 15 Şubat komplosunu yapan da aynı uluslararası sistemdir. Komplonun üzerinden geçen 20 yıl boyunca Kürtler üzerinde soykırımlar uygulandı, katliamlar yapıldı. Hukuki-hukukdışı diye bir ayrım olmadan Kürt halkına yönelik her türlü saldırı meşru sayıldı. Kürdistan özgürlük mücadelesine dünya insanlığının yoğun ilgisine rağmen, tüm dünya egemenliği, Kürtlere yönelik soykırım uygulamalarını, faşist Türklüğün, hegemonyanın jandarmalığının bekası saydı, meşru gördü.
Nihayetinde hiçbir şey, ezel ebed değildir. Çözülemeyen şifreler kırılır. Devletler, imparatorluklar, armalar, işaretler... hepsi biter, gider. Hükümetler devrilir, kimileri tükenir, yerine yenileri gelir. Ebedi olan bir şey vardır. O da direnenlerin yarattığı özgürlüktür.