Ekonomik krizin içinden çıkamayan dünya, her zamanki gibi güçlünün zayıfı yeniden yemesi ile krizden çıkacağını hesaplıyor. Kapitalizmin tam yerleşemediği Ortadoğu hallaçpamuğu gibi atılıp yeniden örülmeye çalışılıyor.

Hal böyleyken ve Ortadoğu’nun aktörü olmaya hevesli T.C bunu fırsat bilip “ben de emperyalist olmak istiyorum hani bana?” dedikçe Büyük babaların canı sıkılıyor. “Sen güçlüsün, büyüksün sana Ortadoğu’da ihtiyacımız var” diye gaz veriyorlar. O da aldığı gazı yanlış vitese takıp  gözünü diktiği en yakın komşusunun üstüne sürüyor. Ama yedirmiyorlar sana, sen figüransın. Sus payı veriyorlar, “sen ancak kendi ülkendeki halklara zulüm edebilirsin” O da girişiyor Kürt kıyımına...

Emperyalist paylaşım savaşlarında hep arkası sıvazlanmış kullanılmış bir devlettir Türkiye her paylaşım savaşında işlerini gördüren emperyalist güçlerce kıçına bir tekme yemedi mi tarihsel süreçte? Ama bundan ders çıkarmak yerine hep aynı hataların tekerrür yaşandı ve yaşanmakta. Şu anki durumu, ABD’ye yanaşıyor adam yerine konulmuyor. Sonra hayal kırıklığı ile bas bas bağırıyor “hani bizimle kader birliği yapmıştınız sattınız bizi!...” Rusya ya kafa tutuyor dersini alıp oturuyor. Sonra Suudi şeyhlerinin eteği altına sığınıyor. Hep yanlış, hep sükutu hayal... Satranç bilmeyen birinin hamle filan yapmadan direk şahı eline alıp “mat ettim” diye bağırması gibi. Zekadan taktikten stratejiden yoksunluk insanı satranç tahtası çarpar...

Paylaşım depremlerinde en büyük fay hattı Türkiye’de kırılmıştır. Ölen ölmüş, yağmalan yağmalamıştır. Türkiye her zaman savaşların şiddetini en ağır yaşayan coğrafyadır. Savaşla birlikte içeride halklara yapılan zulüm misliyle artmış, yoksulluk, bıkkınlık ayrımcılık almış başını yürümüştür. 

Sürekli şiddet halinde olan devlet, bu ülkenin başından diktatörleri hiç eksik etmemiştir. İçeride kanatılacak ne kadar ayrımcı fikir varsa hepsini denemiş, kaşımış ve kanatmıştır. Dönemsel olarak farklı yüzle ama aynı zihniyetle hegemonyasını sürdürmüştür. Eskiden ittihatçılardı şimdi, yarı dinci, yarı kemalist ideolojinin karması devletin temsilcileridir. Devlet bekası için Ermeni katliamı, Kürt kıyımı yaparak ülke içinde kaos yaratarak düşünen insanları faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırarak, mahkum ederek her türlü oyunu denemiştir.

Tarih bize tüm diktatörlerin önce kendi ülkesini kan gölüne çevirip sonra dışarıya gözünü dikip emperyal arzularla komşularına saldıran diktatörlerin sonlarının ve kaderlerinin ölümle noktalandığını göstermiş, ama bizim ülkede diktatörler nedense hep eceliyle ölmüştür..

Şu an yaşadığımız ne ki? Ülkeyi kan gölüne çeviren bir iktidarın, Ortadoğu’da bir tane yüzüne bakacağı komşu bırakmamış ve oralara emperyal arzular besleyerek her gün bir bahane uydurup Suriye’ye girmek için zıplamakta ve küçük emperyalist hesaplar peşine düşmektedir. Fakat, büyük emperyalistlerin adam yerine koymaması, üstelik birde terörist dediği Kürt örgütlerini desteklemeleri çileden çıkartmıştır.

Son bir yıl içinde toplu katliamlar, Kürt illerini yakıp yıkmalar, devletin derin bunalımının paranoid dışa vurumu değilse nedir? Terör örgütleri bahane savaş şahane! Kan istiyor, tahakküm istiyor... Her an her yer patlayacak mayın tarlasına çevrilmiş bir ülkenin içine düşürüldüğü durumdan birinci derecede sorumlu iktidar, kan döktükçe kanı kanla kapatıp kaos kargaşa yaratarak sıyrılacağını sanıyor.

Ama deniz bitti, Derin devletin Deniz’i Baykal’ı da bitti, devletin dikenli Bahçelisi bitti, AKP bitti, Devletin Kılıçdaroğlu da… Bunlar devletin derinlerinde biriken metan gazlarıdır. Ülkede derin fay hattı açtılar. Çünkü fay hattının üstünde olan ülkenin altında biriken gerilim daha fazla zapdedilemez. Bu işin sonu büyük bir depremle biter altında biz de kalırız ama, deprem olacağını bile bile önlem almamış çürük bir yapıya razı olmuş, yapıyı değiştirmek gibi bir derdi olmamış olanlar bu depremin sonucuna katlanacağız...