Yüksel KOÇ

AKP-MHP faşizmi tüm değerlerimize saldırmaktadır. Halkımızın büyük bedeller sonucu elde ettiği kazanımlarını yok etmek için, topyekun saldırı ve katliam politikaları ile sonuç almak istemektedir. Kürt düşmanı siyasetinde ahlaki hiç bir kural tanımadan, özgür Kürt varlığını yoketme hedefi üzerinden, sonuç almak istemektedir.

Bu saldırıların nedenlerini hepimiz biliyoruz. Reber Apo’nun ortaya koyduğu kadın özgürlükçü, ekolojist, tüm kimliklerin ve inançların özgür eşit yaşamına dayanan paradigması; tüm bölgede ve dünyada büyük umut yaratmaktadır. Bu paradigma aynı zamanda, Ortadoğu’da tek çözüm modeli olarak, kimlikler ve inançlar arasında ortak yaşamın inşasını geliştirmeye başlamış durumda.

Bu çözüme karşı ise başta Türk devleti olmak üzere, Ortadoğu’da statü sahibi olmak isteyen egemenlerin saldırıları giderek artmış durumda. Uluslararası Komplo’nun devamı olan Kürt Halk Önderi üzerindeki tecrit bu sebeple derinleştiriliyor ve onun halklar ile olan bağlantısı bu nedenle kesilmek isteniyor.

Tecridi durduramazsak tüm parçalardaki Kürdistan halklarına saldırılar, Ortadoğu’daki savaş ve katliamlarıda durduramayız. Yine Türkiye’deki demokrasi ve eşitlik mücadelesi üzerindeki faşist diktatöryal baskıları da bertaraf edemeyiz.  Bu yüzden bu topyekûn saldırılara karşı, topyekûn direnişi geliştirmek elzemdir.

Dünyanın her yerinde açlık grevindeyiz

Strasbourg açlık grevi direnişimiz, 104. gününde. Büyük bir moral ve kararlıkla sonuç alana kadar, eylemimizi sürdüreceğiz. Açlık grevi direnişimiz şimdiden büyük kazanımlar ortaya çıkarmıştır. Ancak sorunların düğümlendiği İmralı’da Reber Apo üzerindeki tecrit kırıldığında halkımızın ve insanlığın özgürlük yürüyüşü büyük ve tarihi gelişmeleri yaratacağı da kesinleşmiştir. Bu nedenle direnişin zaferi Kürdistan halkının, insanlığın özgürlük, eşitlik, demokrasi mücadelesinin kazanması için tarihi bir sorumluluk ve onurlu  bir duruş sergilemesini zorunlu kılmaktadır.

Bu gün kararlılıkla süren açlık grevi direnişinin en dikkat çeken yönü ise Önderliğe ve özgürlüğe sevdalı, tüm fedakârlıkları göze alan bir halkın fedaileşen direnişi olmasıdır.  Eylemin öncüsü Leyla Güven’den, Hewler’de Nasır Yağız, Kanada’da Yusuf İba, Galler’de İmam Şiş, Strasbourg’da 14’ler, Duisburg’da Mele Mustafa, Kassel’de Ömer Bağdur–Cemal Kobanê, Hollanda’da Hüseyin Yıldız–Hasbi Çakıcı, Süleymaniye, Viyana, Cenevre ve İtalya’daki direnişçilerin hepsi; halkın içinden gelen, çoluk çocuk sahibi yurtsever insanlardır. Hepsi de bu direnişe başlamaya bireysel olarak karar vererek eylemlerini başlattılar. Dünya çapında küresel bir direniş haline gelen halk direnişinde, kararlı şekilde bedenlerini yaşam için açlığa yatırdılar.

Direniş halklaştı

Ülke ve Avrupa’daki son Newroz’lardaki coşku, kararlılık ve sahiplenme gösterdi ki, direnişler halklaştı.Tüm halkımızın ve vicdan sahibi insanların gündemi Önderlik üzerindeki tecriti kırmak ve zaferi kazanmaktır. Herkes Reber Apo’ya uygulanan tercidi Kürdistan halkına ve ilerici insanlığa uygulandığını, buna karşı onurluca yaşamak için direnmek gerektiği hava ve su kadar zaruri olduğu netleşmiştir.

Tecritte karşı binler, açlık grevi direnişindedir. Uğur Şakar ve Zülküf Gezen arkadaşların eylemleride tüm bu çığlıkların, isyanların, başkaldırıların ve fedaileşmenin en üst boyutu olmaktadır.

Referansımız Mehmet Tunç'lardır

Kürt Halk Önderi Öcalan’ın demokratik konfederalizm paradigması halkların özgür toplum ve özgür iradesini açığa çıkarmaktadır. Bu iradenin temsiliyeti de meclislerde hayat bulmaktadır. Bu iradenin temsiliyetini yapan eş başkanlar, meclisler bu tarihi sürecin gereğini yapmaları için, rollerini oynama ve misyonlarını yerine getirmelidir.

Meclislerin iradesi olarak seçilmiş eş başkanlara öncülük olarak önemli görevler ve sorumluluklar düşmektedir.   Öncelikle bilmeliyiz ki, binlerce insanımızın açlık grevi direnişi, insanlığın başına bela olmuş DAİŞ çetelerinin yenilgisi, 2019 Newrozunda halkımızın görkemli serhildanları büyük bir moral  kazanımdır ve bu coşku ile zafere kilitlenmeliyiz. Biz eş başkanlar, ölçü olarak Mehmet Tunç ve Asya Yüksel’i referans almalıyız. Bu onurlu direnişi devletin ve egemenlerin yaklaşımına denk düşecek söylemler yaklaşımlar, değerlendirmeler özyönetim direnişlerinde olduğu gibi Mehmet Tunç’ları anlamamaya ve yeteri kadar sahip çıkmama yetersizliğini beraberinde getirir.

Öncü olmak zorundayız

Açlık grevi direnişindeki çoğu arkadaşın yaşamı kritik noktayı aştığı böylesi bir süreçte beklentili ruh hali zayıflığı, güçsüzlüü, çözümsüzlüü ve kararsızlığı direnişin ruhuna denk düşmediği gibi, kaybettiren bir duruştur. Bu kadar görkemli direnişin aylardır sürdürüldüğü halkımızın ve uluslararası kamuoyunu etkilediği bir dönemde ülke, şehir ve alan eş başkanları ve meclis çalışanları çelikten bir iradeyle zafere kilitlenerek büyük bir moral ve tutkuyla çalışmalı. Topyekûn bir direniş ve örgütlemeyi yaratmayı tutku düzeyinde ele almalıdırlar. Büyük amaçlar, büyük fedakarlıklar ve örgütlülükler gerektirmektedir. Amacı ve sorumluluğu özgürlük, demokrasi ve demokratik bir toplumu örgütlemek olanlar daima yaptıkları çalışmaları Önderlik gerçeğine ve paradigmasını esas alarak yaptıklarında başarıyı ve sonucu yakalarlar. Reber Apo’nun dediği gibi “fedakarlığı ve bedeli göze alamayanlar, özgürlüğü hakedemez ve yaratamazlar.”

Halkın öncüsü ve iradesi olarak seçilen eşbaşkanlar, meclis çalışanları olarak inanarak yapmadığımız şeyi, başkasına “yap” diyemeyiz. Fedakârlık yapmadığımız zaman birilerinden fedakarlık bekleyemeyiz. Kendi ailesini, çevresini örgütlemeyen ve sürece katmayan başkasını örgütleyemez ve sürece katamaz. İlkeli bir şekilde tüm ulusal ve demokratik yapıları harekete geçiremeyen, halkı harekete geçiremez ve toparlayamaz. Bu nedenle içinden geçtiğimiz tarihi süreç bize başkanlardan daha çok fedakar bir duruş beklemekte ve istemektedir. Frankfurt, Paris ve diğer Avrupa kentlerindeki Newrozlara akan on binler direnişe sahip çıkarak, biz hazırız dedi. Bu kitlesel halk gerçeği karşısında eş başkanlar ve meclisler olarak duruşumuz çok ileri olmak zorundadır.

Bazı dostlar ve yurtseverler yaşımı ve vücut zayıflığımı gerekçe göstererek değerlendirmeler yapıyorlar. Eylem uzadı, önemli gelişmeler yarattı gibi utangaç bir halde yetinmeci yaklaşımlar oluyor. Hatta “sen dışarda olsaydın daha iyi olurdu” gibi duygusal, iyi niyetli veya sevgiden kaynaklı bu tür yaklaşımlar ve söylemlerde oluyor. Bilinmeli ki bu tür yaklaşımlar, bizi üzmektedir. Çünkü tecridi kabul etmek, düşmanın tüm kirli politikalarına onay vermektir. Bu da köleliği kabul etmektir. Bugün her sorumluluğun özelikle eş başkanın yapması gereken fedakârlığın ve direnisin en önünde olması gerekiyor.  Bu onurlu direnişin bir neferi olmak bir mutluluk onurdur.  Beni eş başkanlığa seçen halkımıza ve kurumlarımıza layık olmanın gururunu yaşamadır. Bu söylemlerin söyleyenler iyi niyetleriyle söyleseler de bilmelidirler ki bu söylemlerden sonra ben kendime soruyorum acaba beni bu onura mutluluğa layık  mı görmüyorlar diye. Ya da ben bunun hakkını mı veremiyorum acaba diye. Yada surecin yakıcılığını tam görmemekten mi?

Sonucu direniş belirleyecek

Açlık grevi direnişlerine beklentili bir ruh haliyle yaklaşmak devletler, uluslararası güçler ne diyor, ne olacak diyerek bunu dilendirmek, beklentilerle yaşayan bir yaklaşım bize kaybettirir. Bu ruh hali, bu yaklaşım direnişteki arkadaşlarımızın hayatını tehlikeye atar. Bizlerin ve dostlarımızın kararlı direnişi, uluslararası kurumları ve devletleri harekete geçireceğini hiç unutmayalım. Direnişteki arkadaşlar olarak biz çok kararlıyız, bedelse onu da göze almışız. Erken sonuç almamız ancak dışarıdaki direnişin, yani topyekûn direnişimizin daha da büyütülmesine bağlıdır. Gücümüzü doğru harekete geçirdiğimizde, Avrupa’da çok başarılı sonuçlar alacağımızı biliyoruz. 457 Navend, meclis ve 27 çatı kurumu ve tüm bileşenimizi direnişlerin talebi ve sesi için seferber ettiğimizde, uluslararası kurumları ve devletleri tıpkı Kobanê döneminde olduğu gibi, direnişimizle harekete geçirebiliriz.

Yetinmecilikten vazgeçelim

Bu eylemdeki yoğunlaşmamda görebildiğim eksikliklerimden ve özeleştiri vermem gereken temel noktalardan birisi de yetinmeci yaklaşımım olmuştur. Mutlak tecridin uygulandığı 4 Nisan 2015 yılından bugüne kadar hiç durmadan, deyim yerindeyse nefes nefese Önderliğin özgürlüğü, tercidin kırılması için eylem ve etkinlikler yaptık. Yaptıklarımızı yeterli görme eksikliği yaşadığım için kendimi, eşbaşkanımı ve yönetimi mutlak tercidi kırma üzerinden sonuca kilitleseydim ve herkesi buna ikna etseydim, bugünkü kararlı duruşu daha önceki eylemlerde ortaya koysaydım, şimdi farklı bir noktada olurduk. Bu eyleme katılarak bir özeleştiri ve yetinmeciliği aşmanın kararlılığının onurunu, mutluluğunu ve gururunu yaşıyorum. Pratiğimle bu eksikliği aşmaya çalışırken gördüm ki, sonuca tutkuyla inanıyor ve kendini halka ve Önderliğe az da olsa layık görmeye başlıyorum. Tüm eş başkan hevallerim ve yoldaşlarım, temsil etiğimiz halkımızın iradesinin hakkını vermek için yetinmeciliğin, beklentili ruh halinin bizi başarılı olmaktan ve temsiliyetten uzaklaştırdığını hiç unutmamalıyız.

Halkın temsilcileri eş başkanlar ve Meclisler olarak ne yapmalıyız?

Öncelikle eş başkanlar ve çalışanlar olarak temsil ettiğimiz bu halkın iradesinin temsiliyetini pratiğimizle, sürecin ruhu ile açlık grevi direnişini merkezine alarak ortaya koymalıyız. Komün, alan, şehir, ülke, bileşen eş başkanlar olarak kimseden beklemeden, “üst kurum söylesin yaparız” beklentili yaklaşımını aşmalıyız. Tabiki örgütlü bir duruşla üst kurum planlamalarını esas alarak yaratıcı ve güçlü sahiplenme geliştirmeliyiz. Ancak bununla birlikte inisiyatifli ve yaratıcı olarak mücadeleyi zenginleştirerek büyütmeliyiz. İşin öznesi ve sahibi olan halkımızı, üyelerimize tek tek ziyaret ederek, tecridi, açlık grevi direnişlerini, DAİŞ yenilgisini, Newroz coşkusunu iyi anlatmalıyız.

Direnişi çalışmalarımızın merkezine alırken, direnişi her alanda geliştirmeliyiz yada tüm çalışmalarımızda direnişin merkezine almalıyız. DAİŞ yenilgisi ve Önderliğin demokratik ulus paradigmasını ve Rojava’daki halkların, kimliklerin, kadın özgürlükçü, eşitlikçi modeli iyi anlatmalı ve Rojava’nın, Sengalin statüye kavuşması için var olan zemini iyi değerlendirmeliyiz. Yine Şengal, Güney saldırıları ve buna karşı her yerde ulusal duruşa ve birliğe hizmet etmeliyiz. Tüm parçalardaki Kürdistanlılara ulaşma, direnişin yarattığı ulusal birlik ruhu etrafında meclislerde örgütlenmeyi yoğunca geliştirerek, AKP-MHP faşizmini her alanda geriletmeyi, çalışmalarımızın odağına koymalıyız.

Ayrıca yaklaşan yerel seçimleri bu çalışmanın bir parçası olarak tüm halkımızı, demokrat-devrimci, Alevi, Müslüman, Ezidi,Çerkes, Laz, kadın ve genç herkesi ülkedeki yerel seçimler için seferber etmeliyiz. Herkes akrabalarını ve tanıdıklarını aramalı.

Tüm bunları gerçekleştirmek için;

  • Kendimizi irade haline getirmeliyiz. Süreci heryerde, her ortamda halkımıza, dostlarımıza ve yaşadığımız yerdeki insanlara anlatmalıyız.
  • Bu sürecin yarattığı direniş ruhu ile binlerin katılımı ile kongrelerimizi yaparak, insanlarda eş başkanlık ve meclislerde yer almasını devrimci bir yarış haline getirmeliyiz.
  • Binlerce açlık grevi direnişçinin kararlığı, Zülküf Gezen, Ugur Şakar, Ayten Beçet, Zehra Sağlam, Medya Çınar arkadaşların fedaice eylemlerinin bize yükledikleri sorumluluk, mutlak başaracağımız ve tecridi kıracağımıza olan inancımızı netleştirmiştir. Biz eş başkanlar olarak muğlak, ikircikli, beklentili, yetinmeci ve ne olacak gibi yaklaşımların karşısına, sürecin ruhunu ve duruşunu koymalıyız.
  • Bulunduğumuz her yerde en geniş kesimlerin katılımı ile direnişçilerin taleplerinin, tecritte karşı direnişçilerin sesi olacak platformlar oluşturmalıyız. Bu platformlarda Kürdistanlı, Türkiyeli, Avrupalı kurum ve şahsiyetleri dahil ederek en geniş kesimlerle halk diplomasisini geliştirmeliyiz.
  • Leyla Güven öncülüğünde gelişen ve binlerin katıldığı, dünyanın tüm kıtalarında yürütülen açlık grevi direnişleri, Reber Apo üzerindeki tercidi kırmak için büyük bir etki yaratmış durumdadır. Uluslararası kurumlar ve ülkeler bu direniş karşısında zorlanmakta ve Türkiye’de dahil açık ya da gizli gündemlerinde bu direnişi tartışmaktadırlar. Açlık grevleri direnişleri sonucu Avrupa Konseyi’nin 22 Ocak 2019’da taleplerimizi kabul eden bir kararı genel kurulda kabul etti. Almanya devlet bakanının Ocak ayında yaptığı çağrı, Avrupa Parlamentosu’nun Mart ayında aldığı Türkiye kararları, halkımızın ve dostlarımızın direnişleri sonucu alınmıştır.
  • Eş başkanlar olarak direnişin birinci evresi olan “tecridi” direnişle herkesin gündemine koyduk. Dönemin fedakarlık isteyen tarzı ile ikinci aşama olan karar alıcıları karar almaya zorlamak ve Avrupa Konseyi’nin 22 Ocak tarihli kararını hayata geçirmesi için son bir hamle yapmamız gerekiyor.
  • Sonuca ve başarıya çok yakınız. 21.yy'ı Kürdün ve bölge halklarının özgürlük yüzyılı yapmanın olanağı tüm süreçlerden daha yakındır. Bu süreçte elimizde her zamandan çok özgürlüğe yakın olduğumuz bir dönemde olduğumuzu unutmayalım.
  • AKP-MHP faşizmi tüm kirli yöntemlerle bu kısa sürede sonuç almak istiyor.  Bizlerde  topyekun direnişimizle “Tecridi Kıralım, Faşizmi Yıkalım, Kürdistanı Özgürleştirelim” hamlemizin zaferle sonuçlandıralım. Tecridi kırmak tüm bölge halkları ve insanlık için özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinin zaferinin önünü açmaktır.

Sonuç olarak biz eş başkanlar ve çalışanları, sürecin bize yüklediği görev ve sorumluluk karşısında yeteri kadar rolümüzü oynamadığımızı görmemiz gerekiyor. Bu işin öznesi, öncüsü ve halkın iradesini temsil eden eş başkanlar olarak Mehmet Tunç’un dediği gibi “Biz baskı ve katliamlar önünde diz çökmedik, çökmeyeceğiz” Kazanmak için fedakarlığın ve bedelin öncüleri olarak en önde ve seferber olmalıyız. Direnişi her yerde yükseltelim.