Özellikle mangalda kül bırakmayan Hükümet yanlısı köşe yazarlarına, Başbakan’a “akıl” vere vere adamın neredeyse aklını başından alan “danışmanlara” sesleniyorum:

Hepiniz KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın, BBC’de yayınlanan demecini okudunuz. Ortada yorumu gerektiren sözler yok. Her şey açık seçik. Özetin özeti şu: Hükümet barış istiyorsa barış olacak, savaş istiyorsa savaş olacak… Barış istiyorsa gerillanın tamamı Güney’e çekilecek, savaş istiyorsa nasıl çekildiyseler öyle gerisin geri dönecek…”
Ve Bayık bir de şu iddiayı ortaya atmış: “Şimdi onlar (AKP Hükümeti) çözüm değil savaş hazırlığı yapıyor, hem de büyük bir savaş hazırlığı, bunu biliyoruz. Büyük bir darbe vurmak istiyor.”
Çok açık değil mi?
Evet, çok açık…
Şimdi siz bu açık ifadeyi istediğiniz gibi suçlayabilirsiniz; “Hükümet’i tehdit ediyor” da diyebilirsiniz. Başka şeyler de söyleyebilirsiniz…
 Ama asıl tehdidin sizin cenahtan geldiğini inkar edemezsiniz. Çünkü “savaş hazırlığından” daha büyük bir tehdit olmaz. Bir an için sizin iddialarınızı kabul edecek bile olsak, KCK “tehdit gücü” olan gerillanın yüzde yirmisini “azaltmış”. Sizin Hükümet ise, bırakalım kendi “tehdit gücü” olan ordu mevcudunu azaltmayı, Batıdaki kuvvetlerini bile Kürdistan’da mevzilendirme kararı almış.
Nasıl devlet şiddeti karşı şiddeti doğurmuş idiyse, tehdit de tehdit doğurur.
Şimdi külahları önümüze koyma zamanı. Yalnız sizin için değil, hepimiz için “külahları öne koymak” şart. Şundan:
Krizden “savaş yoluyla çıkma” planlarınız bir tür “intihar” hazırlığıdır. “Savaştan” kastım Suriye’ye karşı savaştır. Hükümete akıl verenler, “ABD, İngiltere ve Fransa’yla birlikte hareket edelim, ‘bir koyup Rojava’yı kazanalım’” diyorlarsa fena halde hata yapmış olurlar. Bunun sonunda siz intihar edeceksiniz, bizi de ipe çekmiş olacaksınız.
Soralım:
Türk ordusu Rojava topraklarına adım attığı an, Kuzey’de savaş başlarsa bunun sonuçları ne olur acaba? Bu durumda İran ne yapar? Örneğin Türkiye’nin şu anda ilişkili olduğu tek “birim” Güney Kürdistan ne duruma düşer? İran yanlısı Arap Şii güçlerin Suriye’deki mezhep savaşını ve Rojava’da kışkırtılan “Arap-Kürt kavgasını”, aynı anda Güney Kürdistan’a yaymasıyla birlikte, Türkiye’nin milyarlarca dolarlık yatırımları ne hale gelir?
Bir de şu var: Türkiye’nin Rojava’yı işgal amacıyla Suriye savaşına doğrudan bulaşması, Amerikalıların bulaşmasıyla aynı sonuçları vermez. Türk ordusu sınırı geçtiği anda savaş Türkiye topraklarına aynı hızla yayılır. Suriye ordusu savaşı kendi topraklarında kabul etmek yerine, bunu Türkiye içlerine yayar. Kimyasal mı, biyolojik mi, artık Allah ne verdiyse, elinden geleni ardına koymaz. O koymayınca Hatay’da, Adana’da, Mersin’de neler olur acaba? Can derdine düşecek olan oraların Nusayrileri Suriye-Türkiye savaşının dışında mı kalır?
Üstelik bu defa ABD olsun, AB olsun, NATO olsun, Suriye’yi “işgal” de edemez. Dünya dengeleri buna elverişli değildir. Afganistan ve Irak trajedisinden sonra, bu güçler böyle bir “işgal”i göze alamazlar. Aldıkları zaman yalnız Nusayriler’le değil, fakat Özgür Suriye Ordusu’nda muazzam mevziler elde etmiş olan El Kaide ile de çarpışmak zorunda kalırlar. Bunu bildikleri için, Esad rejimini sadece “cezalandırmaktan” söz etmekteler. Fazlasını ya yapamazlar, ya da yaparlarsa Suriye onlar için cehenneme döner. O nedenle onlar Suriye’yi vurup, çekilir. Ama Türkiye Rojava’ya adım attığı gün, bir daha bu bataklıktan çıkamaz.
Kapımızın hemen ardında hepimizi bekleyen resim böyle…
Çözüm sürecinde adım atmamaya bir de Rojava’ya fırsattan istifade el atmayı eklerseniz, şu anda var olan “denge duvarından” tüm duvarın çökmesine sebeb olacak bir tuğla çekmiş olursunuz. Duvar çöker. Altında kalırsınız…Keşke siz altında kalsanız. Hepimizi duvarın yıkıntılarının altında perişan edersiniz.
Türkiye’ye yazık olur, Kürdistan’a yazık olur. Hepimize yazık olur.
O halde Cemil Bayık’ın demecini bir “tehdit” olarak değil, sizi ve hepimizi bekleyen büyük tehlikelerden korucayak bir uyarı olarak ele alın. Sizden “tehditle” istenen yapamayacağınız bir şey olsa, ben de “tehdidin” tehdit olduğunu kabul ederim. Ama sizden istenen zaten “yapacağız” deyip de yapmadığınızdır.
Nedir bu?
“Adım”… Hükümetinizi Kürtlere karşı kışkırtmaktan vazgeçip, onu atması gerekip de atmadığı adımları atmaya teşvik ediniz.
Şunun şurasında 1 Eylül’e üç gün kaldı…Zahmet olmazsa, biraz kıpırdayın lütfen…