Siyabend û Xecê, Cembeliyê Hekarî, Ker û Kulik, Memê Alan ve daha birçok halk hikayesi özel bir formda işlense ve yarı roman usulünde yazılsa bile halk hikayeleri düzeyinde kalmıştır. Yine Feqiyê Teyran’ın Şêxê Senan, Meleyê Batê’nin Zembilfiroş, Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’i gibi yazılı öyküler de hikaye ile destan arasında yazılmıştır; diğer yanıyla ise destanların altyapısı durumundadırlar. 

Kürtçe uzun hikayeler ya da Kürtçe ifadesiyle “nûrok”lar da ilk defa Mele Mehmudê Bazidî tarafından yazılmıştır. Bazidî’nin öyküleri, Aleksander Jaba ile olan ilişkisi sayesinde kaybolmaktan kurtulmuş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Denilebilir ki Kürtçe öyküler, Kürdistan’ın sömürgecilerininkinden daha eskidir. 

Roman her ne kadar uzun öykü olsa da birçok yanıyla öyküden ayrılmaktadır. Yazar roman yazdığında, psikolojiye de giriyor, karakterleri ve olayların geçtiği yeri her yönüyle ele alıyor. Mesela Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’inde karakterlerin psikolojisi de açımlanıyor. 


Sömürgeci zapturapt yolları tıkadı

Roman aynı zamanda dil zenginliğinin harmanıdır, bu yüzden piyasada kullanılan gelişkin dilin kullanımına ihtiyaç duyulur. Önemli olan da şudur: Roman, ağırlıkla şehir yaşamıyla ilişkilidir. Maalesef Kürt şehirleri işgalcilerin dili, kültürü ve postalı altındaydı, Kürtçe roman için bütün yollar kapatılmıştı.  

Kürdistan parçalandığı için ve sömürgeciler Kürtçe’ye ve kültüre yasak koyduğu için ne Kürtçe yazmanın ve Kürtçe’yi geliştirmenin imkanı kaldı ne de Kürtçe’de roman yazma, dil araştırmaları ve bilim yapma imkanı tanındı. Bundan dolayı Yaşar Kemal gibi birçok iltimaslı Kürt asıllı yazar, yönünü sömürgecilerin diline çevirdi. Bu sebeple Kürtçe roman, sadece ülke dışında yazılma imkanı buldu. Romanın geliştirilmesinde iki önemli merkez rol oynadı: Biri eski Sovyetler, biri de Avrupa. 

Eski Sovyetler’de, özellikle Ermenistan’da Kürtçe eğitimin imkanları oluştu; bu da yazma ve araştırma temeli yarattı. Örneğin dilbilimi alanında Qanatê Kurdo, romanda Ereb Şemo, Mîroyê Esed, Heciyê Cindî, Seîdê Îbo, Eliyê Evdilrehman, Eskerê Boyik, Egîdê Xudo ve diğerleri öne çıktı. 


İlk romanlar

Nurettin Zaza’nın Gorbihuşt’undan sonra Ereb Şemo’nun Şivanê Kurd romanından, ancak Fransızca’dan Kürtçe’ye çevrildikten sonra haberdar olduk. Bu roman, önceleri Rusça Kurdiskî Pastux adıyla yazılmıştı, Fransızlar da Rusça’dan çevirmişlerdi. Ereb Şemo, bu eseri daha sonra Şivanên Kurmanca adıyla yeniden kaleme aldı, Latin alfabesiyle basıma verdi. Ardından Berbang, Dimdim, Jiyana Bextewar, Hopo gibi romanları basıma girdi. 

Şivanê Kurmancan, sonradan Kürtçe yazıldığı için Eliyê Evdilrehman’ın 1958’de basıma giren Xatê Xanim adlı romanının Kürtçe yazılmış ilk roman olduğu söylenebilir. Eliyê Evdilrehman, üç roman yazmıştır. Bu romanlarda kahramanlar idealizedir. Şüphesiz Sovyet sisteminden dolayı kahramanların idealize edilmesi, olağan bir şeydi.

Bundan sonra Rojhilat’ta da (Doğu Kürdistan) Rehîmê Qazî, Pêşmerge adlı romanında Rojhilat pêşmergelerini yazdı. Başûr’da (Güney Kürdistan) da Îbrahîm Ehmed, Jana Gel romanıyla Başûr Kürtlerinin acı ve yaralarını kaleme aldı. Roman kahramanı, dışarıda çocuklarını almaya giden eşini getirmek için evden çıkıyor ama bir protesto gösterisine rast geliyor, gözaltına alınıyor. 

80’li yıllardan sonra birçok Kürt aydını Avrupa’ya geldi, özellikle siyaseti bırakan kişiler yazmaya yöneldi. İsveç’te devlet yardımıyla da yazmanın imkanları oluştu. Bu dönemden Helîn Yusiv’ı örnek gösterebiliriz. 


1980-1990’lı yıllar: 9 roman

Seîdê Îbo’nun Kurdê Rêwî, Birîndar’ın Xanê û Soro, Xemgînê Temê’nin Pala Bêşop, Mahmûd Baksî’nin Hêlîn, Mehmed Uzun’un Tu, Egîdê Xudo’nun Dê û Dêmarî, Bavê Nazê’nin Stokholmê Te Çi Dîtiye Bêje, Şahînê Soreklî’nin Wendabûn, Nûrî Şemdîn’in (Nacî Kutlay) Zeviyên Soro romanları, 80-90’lı yıllarda üretildi.


1990-2000’li yıllar: 55 roman

Özellikle Kuzey Kürdistan’da PKK öncülüğündeki ulusal hareket, 1990 ardından her yönüyle gelişti. Buna paralel olarak da Avrupa’da aydın birlikleri, Kürt enstitüleri kuruldu; Rewşen, Amara gibi Kürtçe dergiler çıkarıldı. Kürtçe okuma yazma anlamında da birçok gelişme yaratıldı. Ülkede Welat gazetesi, enstitü ve diğer dergiler yaygınlaştı; her yerde periyodik olmasa da Kürtçe kursları açıldı. Okuma ve yazmanın temelleri yaratıldı. Bu yıllarda da birçok şahsiyet, öykü ve roman yazmaya başladı. 

Şu gerçek unutulmamalı: Biz halk olarak ulusal kurtuluş sürecinde olduğumuz için ve başlangıçta Kürt devrimciliği bilgelik, fedailik ve dürüstlük üzerine temellendiği için bu, roman kahraman ve karakterlerine de yansıdı. Bu zaruretten dolayı bu dönemin romanlarında karakterlerin çoğunlukla idealize edilmesi ağır basar. Ancak bu dönemde Kürtçe roman tekniğinde apaçık ilerleme görüldüğünden yavaş yavaş idealize etmekten kopuştan da bahsedilebilir. Dilde de gelişme ve standartlaşmaya doğru bir gidiş söz konusudur. Bu dönemde 55 roman basıma girmiştir. 


2000-2010’lu yıllar: Yüzden fazla roman

Bu dönemde yüzden fazla roman yayımlanmıştır. Sömürgeci devletlerin romanlarından daha başarılı birçok eser öne çıkmıştır. Dil yönüyle de zenginlik ve her bakımdan standartlık görülür. En önemlisi de kaybolmakta olan birçok kelime, deyim ve deyişin gün yüzüne çıkması söz konusudur. Bazı romanlar, eski ve yöresel kelime ve deyimlerin kaynakçası niteliğindedir adeta.


2010 sonrası: Giderek artıyor

2010’lu yıllardan bugüne ise sayı gitgide çoğaldı, artık roman yazarlığı rekabet edilen bir alan haline geldi. 


Eleştirmenlik gelişmedi

Maalesef roman eleştirmeliğinde ise büyük ilerlemeler kaydedilmemiştir. Roman üzerine yazanlar ya da romanları değerlendirenler, eleştiri normlarından uzaktır. Roman yazarları veya eleştirmenlerinin bazıları, tanıdık, dost veya siyasi grupları aracılığıyla yazılan methiyeler üzerinden kendilerini ünlendirme yoluna gider, diğerlerini ise görmezden gelirler. Bazıları da var ki, sadece ürünün tanıtım bölümünden hareket ederek eserler üzerine yazar. Bazıları eleştiriyi sadece hata aramak olarak anladığından eserlere çamur atmaya çalışır; ta ki yazar bir daha yazmaya tövbe edene kadar. Çoğu kez de bir harfi kendilerine göre yanlış bulur ve karalamaya başlarlar. 


Bölgecilik, grupçuluk…

Okuma yönüyle de bölgecilik, grupçuluk hatta aşiretçilik her şeyin önündedir. Bazıları romanı eline aldığında, öncelikle kendi yöresinde en çok kullanılan bazı kelimeleri arar. Örneğin, “wilo, halo” gibi… Mardinliler bu kelimeleri romanda görmediğinde, “Bu yöreseldir” der. Serhatlılar ise tam tersi, romanda “wilo, halo” kelimelerini gördükleri zaman “Bu bölgeseldir” deyip beğenmeyebilir.