Almanya’da  Kürt dernekleri 4. Bölüm BIELEFELD



Êzîdî Kürtler, Kürdistan’ın pek çok özelliğiyle en önemli halklarından biri... Kimlikleri bahane edilerek defalarca kez soykırım girişimlerine maruz kaldılar; on binlerce Êzîdî “ferman”larda katledildi, çok daha fazlası sürgün yollarına düştü. Kuzey Kürdistan’daki Êzîdîlerin neredeyse tamamı, evini, köyünü terk etti; ya Avrupa’ya ya da Kafkasya ve Rusya’ya gitti. Egemen güçlerden olduğu kadar komşu halklardan da çektiler; PKK’nin toplumsallığı dönüştürücü bir güce dönüşmesinden önce Müslüman Kürtlerin de önemli bölümü, Êzîdî Kürtlere iyi davranmıyordu. Oysa Êzîdîler, Kürtçe’den başka dil konuşmamaları ve kadim inançlarıyla, Kürtlüğün de ana rahmi, kaynağı olmayı hep sürdürdü.

Kürdistan’daki toplumsallıkta artık geri dönülemez dönüşümler yaratan, halklar arasındaki düşmanlıkları onaran PKK, daha kuruluş yıllarından itibaren Êzîdîlerle ilişkilendi. Avrupa’daki Êzîdîler, PKK çalışmalarını başlatanlar içinde çok önemli bir yere sahipti. İlk derneklerden biri olan Celle derneği, Zeki Şengalî öncülüğündeki Êzîdîlerin emeğiyle kuruldu. Günden güne Êzîdî Kürtleri, Kürdistan’ın daha fazla iradeleşmiş bir halkı oldu; diğer Kürtler içindeki Êzîdîlere yönelik önyargılar da her geçen gün daha fazla kırıldı. Şengal Katliamı, hem dayanışmanın gerekliliğini hem de geldiği aşamayı ortaya koyan önemli bir tarihsel dönem de oldu.


2013’ten bu yana, 24 saat...

Çıra TV, 40 yıllık emeğin önemli ürünlerinden biri olarak, Bielefeld merkezli yayın yapıyor bugün. Yayın hayatına, 14 Ağustos 2012’de test yayınıyla, tam bir yıl sonra 14 Ağustos 2013’te ise 24 saat kesintisiz yayına başlamış. Büroda bir avuç insan var. Toplamda da zaten 2’si yeni başlamış 7 kişiyle çalışıyorlar burada. Koca kanalın bütün sabit çalışanları bu kadar... Bunun yanı sıra dışarıdan gelip emek verenler olduğu gibi, başka alanlarda çalışan 20 muhabir de var. Ayrıca kanalın, Rusya, Ermenistan, Şengal, Şêxan, Qamişlo, Newroz Kampı ve Efrîn’de çalışma ekipleri bulunuyor. Bu muhabirler, çektikleri görüntülerin montajlarını da kendileri yaparak Çıra TV merkezine iletiyor.


Alman gazetecilerin şaşkınlığı

Tek başına beş kişilik iş yapan kanal çalışanlarından, teknik sorumlusu Celal Önen, bir keresinde Alman gazetecilerin Çıra TV’yi ziyaret ettiğini ve çok şaşırdığını anlatıyor: “Bu kadar az kişiye ve teknik olanaksızlıklara rağmen 24 saat yayın yapıyoruz ve hem de yaptığımız topluma yansıyor, etki ediyor. Bu onları çok şaşırttı. Êzîdîlerin, Kürtlerin dışında da başka inançlar ve toplumlar Çıra TV’den Êzîdîleri tanıdılar.”


Med TV ne kadar önemliyse…

Önen, Mardin Midyat’taki köyünden 13 yaşındayken ailesiyle birlikte çıkmak zorunda kalan bir Êzîdî. Şengal Katliamı’na kadar başka yerlerde çalışmış; ama katliam ardından Çıra TV’de çalışmaya karar vermiş. “Yaptıklarımızı az görüyoruz” diyor ve devam ediyor: “Çıra TV, Êzîdî toplumun aynasıdır. Med TV kurulduğu dönemde Kürt halkı için ne kadar önemliyse, Çıra TV de şu anda Êzîdîler için o kadar önemli. Herkes o gözle de bakıyor. Herkesin beklentileri var. İlk defa Êzîdîler televizyon açıyor. Êzîdî kelimesi, yaşadığımız topraklarda yasaktı. Gizli bir toplumduk. Şimdi bu toplumun bir televizyon açması, çok heyecan yaratan bir gelişme. Bazen başka televizyonlarda Êzîdî ismi geçiyordu ya, insan hemen ‘Dur’ diyordu, ‘bizi televizyonlarda gösteriyorlar, hele ne diyorlar?’ Şimdi kendi televizyonumuz var.”


‘Bizim jenerasyonumuz da anladı’

Daha önce fermanları sadece duyan ama bilmeyen Êzîdî gençlerinin, şimdiki jenerasyonun da Şengal’de fermanın, katliamın ne demek olduğuyla karşılaştığını belirten Önen, “Şimdi neden burada olduğumuzu da anlamış olduk. Buna bir cevap olmak zorundayız. Bu televizyon da bu ihtiyacın ürünüdür. Daha çok Êzîdî gencinin buraya hizmet etmesini sağlamak zorundayız” diyor.


Neden ihtiyaç duyuldu?

Berfin Hezil de Çıra TV’ye emek veren gazetecilerden biri. Ona da, Çıra TV’nin hangi ihtiyaçtan doğduğunu sorduk ve yanıt verdi: “Aslında Êzîdî toplumunun ve federasyonunun bir isteğiydi bu. Roj TV ya da Stêrk TV, bizim ulusal kanallarımızdı. Fakat Êzîdî toplumunun kendine özgü bayramları, inancı var. Bu inancı hem diğer halklara tanıtmak hem de Êzîdîleri birlikte tutmak için böyle bir projeye ihtiyaç vardı. Çünkü Êzîdîler, dört bir yana dağıtılmış, kendi toprağında çok az Êzîdî kalmış. Kuzey Kürdistan’daki Êzîdîler, hiç kalmamış topraklarında. Katliamlardan kurtulan Êzîdîler ya Avrupa’da, ya Gürcistan, Rusya ve Ermenistan’da... Kendi toprağında kalan Êzîdîler bir tek Şengal ve Şêxan taraflarında... Rojava’da da var ama onlar da göç etmiş. Aslında en büyük ihtiyaçlardan biriydi Çıra TV. Bu toplumun ayakta kalması, inancın öğrenilmesi ve herkesin bir araya gelmesi için gerekiyordu. Bu istek üzerine de Êzîdî Federasyonu harekete geçti ve televizyonun açılmasına öncülük etti.”


İmece usulüyle kuruldu

Peki bu ihtiyaç, nasıl hayat buldu? O yoğun emek sürecini Hezil şöyle anlatıyor: “Êzîdî Federasyonu ve ona bağlı Êzîdî Evleri, 50 bin civarında Êzîdî’nin yaşadığı Celle ve çevresi başta olmak üzere her yerde harekete geçti. Çıra TV, aslında bir vakfa, Çıra Vakfı’na dayanıyor. Êzîdîler, bir araya gelip karar verdiler, emek verdiler ve bu televizyonu ortaya çıkardılar. Aslında bu açıdan en kutsal çalışmalardan biridir. Êzîdîler için bir ilk olduğundan dolayı zorluklar da yaşandı. Olanaksızlıklar vardı. Mesela kimse tekniği bilmiyordu, işi bilen insan çok azdı. Son bir buçuk senede biraz gelişti. Sadece yardımlardan oluşan bir çalışmanın tabii eksikleri oluyor. Bizim tekniğimiz, başka televizyonlarınkine benzemez. İdare ediyoruz, çok ciddi olanaklara sahip değiliz. Gönüllü gelip emek veren arkadaşlarımız var. Ya da diyelim ki muhabirlerimiz bir yere gidip haber yaptıklarında gittikleri yerde yol paralarını, masraflarını karşılıyorlar. Kendini bu şekilde finanse ediyor, ayakta kalıyor. Tabii başka televizyonlar gibi beklememek lazım. Diğer televizyonlarla teknik olarak, maddi olarak yarışamayız. Ama Çıra TV’nin yaptığı manevi işlevi de başka hiçbir televizyon yapamaz.”


Temel amaç birlik

Sabırla her gün daha da ileriye gittiklerini belirten Hezil, “en önemli niyetlerini” ise şöyle açıklıyor: “Her yere dağılmış, göç ettirilmiş, kendini katliamlardan kurtarmış toplumu bir araya getirmek... Ermenistan, Rusya, Kafkasya, Şengal, Şêxan, Rojava ve Avrupa’nın her yerindeki Êzîdîleri bir araya getirmek... Bu dine o kadar saldırıldı ki... Bu dinin en temel özelliklerini tanıtmaktır niyetimiz. Tabii ki Êzîdîliği esas alıyoruz. Ayrıca sadece Kürtçe’dir Çıra TV. Êzîdî toplumu da zaten Kürtçe’yi ayakta tutan toplumdur. İbadetleri, yaşamları, her şeyleri Kürtçe’dir. En önemli özelliklerimizden biri de bu. Avrupa’da Êzîdîler 30-40 yıldır yaşıyor. Kuşaktan kuşağa kaybolanlar var. Bu televizyon, bu değerleri de korumayı amaçlıyor.”


Giderek gelişiyor

Êzîdîlik, belki de toprağına en fazla bağlı din... Êzîdîler de kendilerini en çok Laleş Vadisi’yle, oradaki kutsal ibadetgahlarla tanımlıyor. Çıra TV, bu açıdan da önemli bir işlev görüyor. Zaten televizyon çalışanları da en temel sorunun bu olduğunu ortaya koyuyor; en önemli ihtiyacı da “toprakla buluşma” olarak tanımlıyor. Şimdiden bu açıdan önemli bir mesafe kat edildiği de açık. Êzîdîlerin son günlerde giderek artan iradeleşmesine Çıra TV, hem bir sonuç ama hem de bir neden olarak işlev görüyor. Olanaksızlıklar da dayanışma ve örgütlülükle giderek aşılıyor. Öyle ki televizyon, yeni binasına geçmeye ve yayınlarını daha da güçlendirmeye hazırlanıyor. Arkalarında ne bir devlet ne bir şirket var. Atılan bütün adımlar, toplumsal dayanışma ve sahiplenmeyle atılıyor. Bu açıdan Çıra TV, emeğin, dayanışmanın, örgütlülüğün ve inancın gücünü ortaya koyan, umudu dirilten bir pratik, somut örnek olarak gelişiyor.



PEŞMERGE KAÇARKEN PEŞLERİNDEYDİ: ‘O görüntü’nün hikayesi...



Şimdilerde Çıra TV’ye emek veren gazetecilerden biri olan Berfin Hezil’i, herhalde tanımayan Kürt yoktur. Onu, Şengal’e çete saldırıları başladığında peşmergelerin kaçma görüntülerinden tanıyoruz. O tarihi görüntülerde Hezil, kaçan peşmerge konvoyunun ardından yetişiyor, “Neden kaçıyorsunuz? Neden halkınızı korumuyorsunuz?” diye soruyordu. Hezil’le, o görüntünün hikayesini de konuştuk.

“Herkesin merak ettiği şey şu: O saatte, orada nasıl oldum. Ama her şey o saatte başlamadı ki... Bir öncesi var bu işin” diye başlıyor söze Berfin Hezil ve olan biteni en baştan anlatıyor. Araya girmeden aktaralım: 


Qamişlo’da gazeteciyken...

“Qamişlo’da gazeteci olarak çalışıyordum. Musul düştükten sonra Rabia düştü. Rabia, Til Koçer’in hemen sınırıdır. YPG’liler gidip Rabia’yı kurtardı ve peşmergelere devretti. Çünkü orası Irak toprağıydı ve YPG’nin orada olması hukuki olarak doğru değildi. Ben birkaç günde bir Rabia’dan Silûnê’ye doğru devam eden hatta gidiyordum. Şengal Dağı’nın arkası, Rojava’ya dönüktür aslında. Hep oralara gidiyorduk. Bir şeyler insanı götürür ya... Bir nöbet gibi tutuyordu. İki üç günde bir uğramadan edemiyorduk. 


Peşmerge’den ‘koruma’ sözü

YPG’lilerin yanına gidiyorduk. DAİŞ o dönemde de grup grup hep vuruyordu. Peşmerge müdahale etmiyordu, YPG Irak toprağına müdahale etmek zorunda kalıyordu. Bir kere peşmerge ve YPG güçleri buluştu. Gizli bir buluşmaydı, ben de oradaydım. Peşmerge, YPG’ye bu halkı koruyacağına söz verdi. Şengal deyip geçiyoruz ama çok geniş bir coğrafyadır. Mesela Silunê diyoruz ama çok geniş bir yer o. Her yerine girebilmek çok zordu. Ama Şengal düşmeden bir ay önce girebildim ve o görüşmeye tanık oldum. 


‘Heval Berfin, Şengal’e girdiler’

Onun dışında sadece Silunê’deki birkaç kişiyle ilişkim vardı, telefonlaşıyorduk. 3 Ağustos günü sabahı saat 5’te telefon geldi. İnsanların çığlıkları duyuluyordu; “Heval Berfin, DAİŞ Şengal’e girdi” dediler. Bir kameramanımız ve taksicimiz vardı, hemen onları aradım. Başka kimseye haber vermeyi bile düşünemeden, bir anda, saat 6:30 gibi Qamişlo’dan çıktık. Til Koçer’e gittik, oradan Rabia’ya girdik. DAİŞ havanlarla vurdu o anda. YPG’lilerden Rabia’nın merkezine girmek için izin istedim. Gittik. Çok büyük bir kargaşa vardı. Bir tarafta Şengal düşmüş, bir tarafta Tel Afer’e vuruyorlar, bir tarafta Rabia’ya vuruyorlar. DAİŞ habire ilerliyor. Peşmerge kaçtıkça DAİŞ ilerliyor. Biz de hepsinin ortasındayız. YPG, Asayiş, peşmerge, DAİŞ... Her yerde silah sesleri... Halk ise kaçıyor. Biz de tam o cadde üzerinde durmuşuz, halkla röportajlar yapıyoruz. 


‘Şengal düştü, cevap veremem’

Halk diyor ki, “Ben kaçmıyorum, peşmerge beni terk etti, silahımı da aldı ve gitmek zorundayım.” Ondan önce silah alabilecek herkese silah verilmişti. Şengal düşmeden bir ay önce bütün silahlar geri alındı. Tam o anda kaçan peşmergelerin konvoyu geldi. Tabii orada insan normal bir soru soramaz. Gerçekten insani duygularla soru sormaya başlıyorsun: Neden Şengal’i terk ediyorsun? Neden insanları korumuyorsun? Sana gülerek cevap veriyorlar ve daha da dehşete düşüyorsun. Diyor, “Şengal düştü. Sana cevap veremem.” Bunu çok rahat söylüyor sana. Peki bir asker olarak söz verdin, bu halkı koruyacağına, 12 bin peşmerge söz verdi, neden şimdi bunu yapmıyorsun?

Tabii çok fazla kalamadık orada, DAİŞ çok ilerledi. Tel Afer de düştü ondan sonra. Rabia’nın içinde çatışmalar başladı. Biz de çemberde kaldık akşama kadar. Çemberden çıkana kadar akşam saat 7 oldu. YNK’li peşmergeler vardı Rabia’da; onlar saat 7’de kaçtılar. 7’ye kadar çemberde kaldılar, sonra talimat geldi. Ama Rabia’dan kaçamazlar, çünkü yollar kapandı. Irak üzeri kaçamadılar yani. Bu kez Rojava üzerinden kaçtılar. Rimêlan’a, oradan Dêrik’e gittiler, Sêmalka’dan çıktılar.


‘O anda artık gazeteci değilsin’

YPG’liler ise Cezaa’dan Silunê’ye giden bir yol vardı, orada koridor açmaya çalışıyordu. Halk hiçbir yerden kaçamıyordu çünkü. Bütün halk yönünü Şengal Dağı’na vermişti. Onların kaçması için tek yol, Rojava’ya gelmeleriydi. O koridorda yüzlerce insan... Habire geliyorlar Rojava’ya. Telefonla İlham Ehmed’i aradım. Dedim, “Bütün halk katliamdan geçiyor ve çok fazla kadın ve çocuk var.” Sen o andan sonra artık gazeteci değilsin. Bir insansın ve bütün gücünle, varlığında yardım etmeye çalışıyorsun. Kameraman kamerayı bıraktı, ben mikrofonu. Su varsa su vermeye çalıştık, Rojava’da ulaşabildiğimiz herkesi oraya çağırdık. Aslında 40 kilometrelik bir yoldu ama açlıktan, susuzluktan insanlar ancak 2 günde gelebildi. Böyle binlerce insan geldi. Akşam hareket etmek yasaktı. DAİŞ saldırıyordu ve koridor çok sağlam değildi çünkü. Bütün Rojava gerçekten seferber oldu. Ne kadar araba varsa, yardım edebilecek ne kadar insan varsa geldi koridora. Sınırı aşanlar oldu Rojava’dan, su getirdiler. Ve o kurtarılabilen insanlar, Rojava’da misafir edildi.”


OSMAN OÐUZ