
Kürdistan kentlerinde sokak sokak, mahalle mahalle, köy köy faşizme karşı süren direnişin zirveye çıktığı saatlerde Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar ve dostları da 5 Ekim Cumartesi günü 23. Kürt Kültür Festivali’nde Düsseldorf’da bir araya geliyordu. Havanın yağışlı olmasına aldırmadan sabahın erken saatlerinde yollara düşen Kürdistanlı ve Türkiyeliler, Avrupa’nın hemen hemen her köşesinden onbinler olup akıp gelmişti Düsseldorf’a.
Festival alanını girdiğimizde kulaklarımız davul zurnaya kilitleniyor. Her köşede bir umut, her sohbette direniş, her adımda özgürlük sesi duyulabiliyordu. Gençlerin yoğunluğu, çekilen halaylar, hep birlikte söylenen gerilla şarkıları görülmeye değer. Çocukların o temiz ve masum bakışları umut veriyordu alandaki her insana. Her festivalde olduğu gibi bu yıl da festival alanında tam bir renk harmonisi hakim. Alanı süsleyen sarı kırmızı ve yeşil ulusal renkler, Kürt kadınları ve kızlarının giydikleri rengarenk ulusal kıyafetler adeta Kürdün yok edilmek istenen kültürünü ve direnişini selamlıyor gibiydi.
Kıl çadırda sahne
Alanın en gözde köşesine kurulan ana sahnenin hemen yanı başındaki dev ekran ve ‘Özgür Önderlik ile Demokratik Ulus İnşa Edeceğiz’ sloganı etrafında biriken onbinlerce insanın heyecanlı ve inançlı duruşu, atılan sloganlar, çekilen zılgıtlar direniş kentleri Cizre, Varto, Colemêrg, Dêrsim ve Gever’i kutluyor ve selamlıyordu.
Festival alanında farklı sahnelerin olduğunu da görüyoruz. Bir sahne genç seslere takdim edilmişti. Genç ses sanatçıları sahnede yeteneklerini sahnede göstermek istiyor ve birbiriyle tatlı bir rekabete girişiyorlardı. Alanın farklı köşelerinde davul zurna ve kemençeni sesi yankılanıyordu.
Bir kara kıl çadır sahne olmuştu. Burada şanoger Amele ve arkadaşlarının yanı sıra dengbêjler, festivale renklerini katıyordu. Çadırın hemen yanında yapılan ‘Kanîya Yado’ çeşmesi fotoğraf sevdalılarının ilgi odağı olmuştu.
HDP’ye yüzlerce üye
Kimler yoktu ki alanda. Bu yıl ki festivali farklı kılan önemli özelliklerden biri hiç şüphesiz seçimler ve HDP’ydi. 7 Haziran seçimlerinde seçim ittifakı kuran yaklaşık 70 Türkiyeli örgüt bu organizasyonda yer alıyordu. HDP, demokratik, insani, vicdani esas alan söylemleri ve çalışmalarıyla Avrupa’da ilerleyişini sürdürüyor. Bu konudaki çabaları çadırda görebilmek mümkündü.
HDP bir festivalde ilk kez stand kurmuştu ve ilgi odağıydı. Fotoğraf makinemiz, not defterimiz ve kalemimizle yanaştığımız HDP çadırında kalabalığın nedenini ve kurulan standın amacını sorduğumuz HDP Avrupa çalışmalarından Yasin Sunca belirledikleri iki önemli amaca vurgu yaparak şöyle diyordu. “Öncelikli amacımız, 1 Kasım’da yapılacak seçimler için seçmenlerimizi bilgilendirmek ve HDP’ye üyelik kampanyası çerçevesinde üye yapmaktır. “
HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın yanı sıra Mithat Sancar, Ahmet Yıldırım ve Feleknas Uca gibi HDP’li milletvekillerinin festivale katıldığını ayrı bir not olarak paylaşalım. Akşam saatlerinde ise yüzlerce kişinin HDP’ye üye olduğunu notlarımız arasına alıyoruz.
İlgi çeken kitaplar
Arada bir yağan yağmurla açılan şemsiyeler bile Kürdistanî renklerle süslüyordu alanı. Şemsiye altında yerlerde uyuyan çocuklar, objektiflerimize yakalanan ilginç görüntüler arasındaydı. Festiaval alanında yürümeye devam ederken her köşesinde siyaset arenasını andırır siyasi sohbetler arasından sıyrılarak çadırların altına kurulmuş standları geziyoruz. Her yaştan insana hitap eden giysi, süs, aksesuar eşyaları vardı standlarda. YPG-YPJ bayrakları, renkli yazmalar, ulusal kıyafetler, anahtarlıklar, müzik CD’leri ve adını sayamadığımız bir çok şey ilgi sıralamasının başinda geliyordu.
“Okuyan toplum aydın toplumdur” sözünden yola çıkarak kitap standında kısa bir duraklama ile aldığımız bilgilerden öğrendik ki, kitapların 25-60 yaş arası okuyucu kitlesi varmış. Stand sorumlusu Haydar Özşerik en çok ilgi duyulan kitapların başında gerilla anıları, Sakine Cansız ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kitaplarının geldiğini söylüyor.
Êzidi Dernekleri Federasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu, Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu, Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi, PAJK, Heyva Sor a Kurdistanê, Rojava Çadırı, Çıra TV, Kürdistan Öğretmenler Birliği, CENÎ, Ciwanên Azad, Devrimci Cephe, MLKP, AGİF, Partizan, DİDF, Kürecik Halk İnisiyatifi, Yeni Özgür Politika, Kürt spor klüpleri, Alman MLPD ve adını sayamadığımız birçok örgüt, kurum varlıkları ve duruşları ile festival alanında faşizme karşı demokratik birlik cephesi kurmuştular adeta.
Her çadırdaki hummalı çalışma bir karınca kolonisini hatırlatıyordu. Sohbetlerde konu Avrupa’da 1 Kasım’da yapılacak seçimlere geldiğinde herkes 7 Haziran seçimlerindeki oyu ikiye katlamaktan bahsediyordu. Ama Kürdistan ve Türkiye’deki savaştan dolayı kaygılarını da saklamıyorlardı.
Kadınlar hakimdi
Gezmeye devam ediyoruz… Festival alanı bir nevi Küçük Kürdistan. Saç üzerinde qelinek kavurmasından tutun, el yapımı kofilere, kurulan kıl çadırdan dengbêj seslerine kadar her yer Kürdistanî’ydi. Her köşede kadınların göz nuru döktükleri eşyalar, onların yaptıkları yemekler yok satıyordu. Kadınlar her yere hakimdi dersek erkeklere haksızlık olmaz sanırım.
Öyle ki her yaştan insanın görev aldığı çadırlardan bir olan Rojava Çadırı’nda tekerlekli sandalyesi ve giydiği ulusal kıyafetiyle aldığı büyük sorumlulukla Ciwana Mistafa, pratiği ile son sözü söylüyordu.
Uykusuzdulardı ancak...
Bir gün öncesinden kurulmaya başlayan yiyecek standlarının emektarları uykusuz kalmalarına rağmen şikayetçi değillerdi. 60’ın üzerindeki yaşının getirdiği yorgunluğu inancı ile aşan Êzîdî Kürt Apê Süleyman da şunları söylüyordu: “Dün akşam saat 18:00’den beri buradayız. Uyumadık. Bizim yaptığımız iş gerillanın yaptığı işin bir saati kadar bile değil.” Alanda kavurma, şiş, döner, mısır, halka tatlısı, içecek standlarının önünde uzun kuyrukları devamlı görebilmek mümkün.
Birkaç eleştiri
Çocuklarımız… Çok küçük yaşlarda ebevenylerinden dolayı siyasetle tanışıyor. Eylemlere, gecelere, mitinglere ve festivallere gelip gidiyorlar. Büyükleriyle aynı hüznü veya aynı sevinci paylaşıyor. Geleceğimiz olan çocuklara bundan sonra yapılacak olan festivallerde daha rahat davranacakları, oynayabilecekleri bir ortamı ayarlamak gerekiyor. Onların oyun haklarının olduğunu organizatörlerin dikkate alması gerekiyor.
Festivallerde her yıl yaşanan çöp sorununa da duyarlılık gerekiyor. Etkinlikte herkes sadece kendi çöpünü götürüp çöp kutularına bıraksa, her hangi bir sorun ortaya çıkmaz. Demokratik ekolojik toplum anlayışı sadece teorik söylemlerde kalmamalı, böylesi dev etkinliklerde hayat bulmalıdır.
MURAT MANG/BIELEFELD