AKP iktidara geldiğinden günümüze kadar en ağır iç sorunlarından birisini ve büyük bir çıkmazı yaşıyor. Saldırıya geçenler ise Fethullahçılar. Bu çatışma ve çelişkileri küçümsememek gerek. Özünde bir iktidar savaşı olduğu açık. Fethullahçıların da açıktan siyaset arenasına indiği bir hesaplaşma. Ancak iş görüldüğü kadarıyla Fethullahçılarla sınırlı değil.
Daha önceki görüşmelerinde sayın A. Öcalan özellikle başbakanı uyarmıştı. Menderes ve Özal örneklerini vererek oy almanın yetmediğini, demokrasiyi geliştirerek ayakta kalınabileceğini, deneyimlerinden yola çıkararak Erdoğan’ı da götürebileceklerini vurgulamıştı. Ancak Erdoğan iktidar ve devlet gücüne dayanarak iktidarı sürüdürebileceğini varsaydı. Bunun yetmediği son on günde iyice açığa çıktı.
Erdoğan’ı yolsuzluklardan, toplumun en duyarlı olduğu noktadan vurmaya, buradan harekete geçmeye başladılar. Erdoğan da yolsuzlukların üzerine giderek, şeffaflığı ve demokrasiyi öne çıkararak yol alma yerine, yolsuzluk yapanları koruma ve kendisine saldırıları, komploları öne çıkararak karşılık verme pozisyonuna düştü. Bu da seçim arefesinde AKP için oldukça yıpratıcı ve itibar kaybına yolaçıcı bir sonuç yaratmaktan başka bir işe yaramaz.
Fethullahçıların bir hizmet ve sivil hareketi olmadıkları çok açıkça görülür oldu. Bu yanları da vardı ama asıl olarak politika yapıyorlardı. Devletin içinde de örgütleniyorlardı. Erdoğan onlarla ittifak yaptığı için buna ses çıkarmadı. Göz yumdu, kolaylık sağladı. Fethullahçılar da yoğun eleştiri aldıklarında devlet içinde bazı insanların hocaya sempati besleyebileceklerini, bunun normal karşılanması gerektiğini belirttiler.
Bunun bir hukuk devletinde normal olmadığı, olamayacağı açıktı. Ancak Erdoğan tehlikeyi tam göremedi. Derin devlet ve diğer kesimlere karşı bu ittifaklara ihtiyacı var anlayışındaydı. Fethullahçılar da bundan yararlanıp olabildiği kadar devlet kurumları içinde örgütlendiler, kadrolarını yerleştirdiler. Güçlü bir basın ayağına kavuştular. Özellikle polis, yargıda etkili olmaya başladılar. Oslo sürecini sabote etmek için tutum aldılar. Görüşmeleri internete sızdırdılar. Erdoğan bunun üzerine gitmedi. Sızdıranları açığa çıkarıp kamuoyuna sunmadı. Şimdi bunlar Oslo ve Diyarbakır’ın intikamını alıyorlar, demektedir.
Birbirlerinin ne yaptıklarını iyi biliyorlardı. Uzlaştıkları oranda herşey kapalı kapılar ardında hal ediliyordu. Şimdi iş açık tutum alma noktasına geldiği için artık Bazı şeyler fahs ediliyor. Bakanların çocukları ve üst düzey yetkililer soruşturma ve tutuklanma konusu oluyorlar. Sorunun burada kalmayacağı açıktır. Nitekim bazı operasyonların ve soruşturmaların durdurulduğu ve emniyetin savcıların talimatına uymadığı açıklanıyor. Bakanlar istifa etmek zorunda kalıyorlar. Bazı milletvekilleri AKP’den istifa ediyor. Erdoğan ‘asıl hedef oğlum ve benim’, diyor. Asıl hedefin hükümet ve Erdoğan olduğu açık. Çünkü Fethullah açıkça politika sahnesine çıktı. Hükümete karşı açıktan günlük demeçler vermeye ve kendisine bağlı güçleri motive ederek harekete geçirmeye çalışmaktadır. Herhangi bir hizmet hareketi veya sivil oluşum lideri gibi davranmamaktadır. Akıl almaz, yok edici, savaşta insanların düşmanlarına karşı dile getiremeyeceği bedduaları etmektedir. Daha önce aynı yıkıcı ve yokedici dili Kürtlere karşı kullamaktaydı. Bu Erdoğan’ı ve yandaş medayayı rahatsız etmemekteydi. Şimdi kendileri hedef olunca feveran etmekteler.
Bu çatışmanın en önemli ve gözden kaçırılmaması gereken yani Fethullah kendi gücüne dayanarak böyle bir karşı tutum alamaz ve böyle sert bir hesaplaşmaya giremez. Olan biteni yeni görüyor değiller. Şimdiye kadar sesleri çıkmıyorlardı. Burada ABD’nin desteği ve onayı olduğu açıktır. Erdoğan’ın Suriye, Mısır ve İran politikaları ABD’yi artık ciddi biçimde rahatsız etmektedir. Güçlü bir iktidar ABD için gerekli değildir. Erdoğan’ı frenlemek, hizaya getirmek ve gerekirse hükümeti değiştirmek düşünüldüğü görülmektedir. Nitekim bu dönem Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyareti, M. Balbay’ın tahliyesi bir şeyleri anlatıyor. Aynı yasa ve karar ne hikmetse BDP için işlememekte ve milletvekillerinin tahliyeleri reddedilmektedir.
Devlet içinde ayrı bir hiyerarşinin, paralel bir devlet örgütlenmesinin olduğu açıktır. Mevcut yasa ve tüzükler, hiyerarşi dışında ayrı bir hiyerarşik sistem işlemektedir. “Hocaefendiye sempati duyanlar” bugün hocanın siyasi tutumuna ve talimatlarına göre hareket etmektedirler. Resmi devlet işleyişi dışında ayrı bir işleyişe tabi bulunmaktadırlar.
Erdoğan kendisine karşı bir komplo olduğuna inanıyorsa, bunları palazlandıran ve devlet içinde istedikleri gibi örgütlenmelerine göz yuman kendisidir. Demek ki kendi kuyusunu kendisi kazmıştır. Bunların güç kazanmasını istemiyorsa yapacağı şeyler bellidir. Öncelikle yüzünü halka dönecektir. Şeffaflığı savunacaktır. Yolsuzlukların üzerine gidecektir. Partizanlığa son verecektir. Kürtlere düşmanlık ve oyalama, zayıflatma taktikleri yerine ciddi bir ilişki ve çözüm yoluna girecektir. Erdoğan’ı ve Türkiye’yi kurtaracak, selamete kavuşturacak yegane yol demokrasi yoludur.