
Yaşamın hep iki yüzü vardır; biri aydınlık, diğeri karanlık. Aydınlık özgürlüğü, karanlık ise zindanı ifade eder. Zindanın karanlığında insan ve yaşam esirdir. Zindanın her bir yüzü esaretin zincirlerinin birer halkası, tüm yaşamın da prangasıdır.
Zindan canlıya; bilinçli, duygulu ve hülyalı bir canlı varlık olarak insana mekan olamayacak kadar karanlık bir mahzendir. Dostoyevski’nin tanımladığı gibi “O; ölüler evidir, canlı ve yaşamsal her şey ‘öldürmek’ için alınır oraya.”
Karanlığın sonsuz gizeminde ölmemek, yaşamın renklerini ideal uğruna ve geçmişi tüm karanlık ve aydınlık yönleriyle geleceğe yaşanmışlığın sırrı olarak bırakmak için yaşamak gerek.
Ama zamanın acımasız ilerleyişine karşı, yaşanan ve yaşanılan olduğunu biliyorum. İnsan hayatı o kadar kısa ki, bir bakıyorsun ansızın canlı bir varlık olarak son buluyor. Ama bu kısa yaşam öyküsü iz bırakır dört duvar arasında. Yaşanılan anlar sadece senin açından önemli olabilir ama bugüne gelindiğinde her birey için bin an olur ve yaşanılır. Bu nedenle zamanın ve mekanın bileşkesinde yaşanılan olaylarla bağlantısı önemlidir.
Pergele vurulmuş vücut olsa da ruhta yaşanan fırtınalar ve esen sert rüzgarın serinliği insanın yaşama sevincini canlı tutar. İnsan yaşamındaki bazı anlar “insanlığın” anları olarak yer edinmiş olur ve gelecek nesle, geçmişten geleceğe bir tecrübe mirası olarak kalır. Nesilden nesile devredilir.
Zindanda her şey karşıt anlamlar kazanır. Gerçek yalandır, yalan ise gerçeğin yerini alır. Her şey insanda ters yüz edilmiştir. İnsan kendisi değildir, nesnel gerçeklik sürekli değişim içerisindedir. İnsan geldiği ilk an gibi değildir. İnsan bedenine, yani çoğunlukla da ikiyüzlülük çekilir. İnsanın yüzünde iz bırakır. Birçok yüz çıkar ortaya, bunu anlatmak, zindanın karanlık atmosferinde, şafakla sabahın aydınlığında, yüzünü güneşle aydınlatmak o kadar zordur ki.
Yaşamı yazmak, anlatmak ne kadar zorsa; olay ve olguları da anlatmak, duyguların derinliğini, bu duygu derinliğinin eşliğinde olayları aktarmak da çok zordur. Yaşam bu yönüyle sabır, tahammül gösterip yaşamın bir belgesi niteliğindeki olayları yazarak yeni nesillere bırakmayı başardığın oranda anlam kazanır, çekilen acılar karşısında.
Zamanın akışı, insanın ömründen tükettiği için bir başka anlam kazanır; gelecekte geçmiş yaşamı anımsatır. Çünkü tükenen bir ömür geçip zaman aşımına uğrarken, yeni yeni umutlar tazeleniyor. Boy veriyor; tıpkı bir tomurcuk gibi kabuğunu kırıp güneşe bakıyor toprağın rahminde.
“Zindanın sıradan ve kendini tekrarlayan yaşamı içinde ne yapacağını planlayarak nasıl yaşamalı?” sorusuna cevap arayışı içinde olmalı.
Gerçek açısından anı yaşamak, hem paylaşmak hem de anı anına yazmak hayli zordur. Çünkü bazen öyle bir an gelir ki insan ne yapacağını bilemediği kadar anı nasıl betimleyeceğini, yazıya nasıl aktaracağını da bilmez. İşte bu noktada tarihi yazmak isteyenlerin düşünce gücünün ve hayal ütopyalarının ne kadar güçlü olduğu çıkar ortaya. Anıları anarken neden kalıcılaştıramadığına hayıflanır insan. Geçen zamanı durdurmak imkansızdır. Çünkü geçmişte yaşanılamaz ve geçmiş tekrarlanamaz.
Bu mahzende yaşayan bireyler için “öylesine hızlı, çalkantılı ve zorlu bir yılı geride bırakır ki” insan geriye dönüp baktığında yüreklerin buna nasıl dayandığına ve insanın vicdanının nasıl tahammül ettiğine şaşırıyor.
Kişilik değişimi; ruhsal parçalanmışlık, zayıf düşülen anlar ve bireyin iç dünyasında yaşanılanlar değil mi? Çalkantılar başlı başına bir tarihi anlam ifade eder.
Kendisi için yazdığı, sabırla işlediği her bir cümlenin içinde mutlaka sonsuzluk içinde arayış, ölmek bilmez duygularının yansımasına tanık olunacaktır.
Karanlık atmosferi, kaygan yaşamı ve dizginsiz sıkıcılığını anlayamayanlar yaşamın gerçeklerini görmek istiyorsa ideallerine inanmalı, amaç uğruna yaşamı çekilir kılmalı. Değişik alanlarda araştırma ve inceleme ile kalıcı ürünler elde etmeyi başarmalıdır.
Sonuç olarak; yazım edebi bir alandır ama bazen tarihe ışık tutar, bazen yaşamın zorluklarını anlatır, bazen duyguları alevlendirir ve bazen de ölüme isyandır. Yazar ise bunların tümüne adanan, önünde koşan kişidir ve zoru başarandır.