
Hem siyasi hem toplumsal yaşam o kadar hareketli ki, insan hangi olayı yazacağını bilemiyor. Tabi hepsini de yazmak, önemli konularda görüş açıklayıp tutum koymak istiyor. Eğer becerebilirsek, biz de bu isteğe göre davranmaya çalışacağız.
Önce 15 Şubat Komplosu vesilesiyle Kürtlerin dört bir yanda geliştirdiği protesto eylemlerinin büyüklüğünü ifade edelim ve bu insanlık dışı komployu, Kürt halkının "Kara Gün" diyerek lanetlediği bu olayı biz de kınayalım. Bu temelde Kürt halkının yürüttüğü "Öcalan’a Özgürlük" kampanyasını tüm kalbimizle desteklediğimizi belirtelim.
Bilindiği gibi, 15 Şubat komplosu, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999 günü Kenya’dan kaçırılarak Türkiye’ye getirildiği günü ifade ediyor. Bu temelde tam 16 yıldır PKK Lideri İmralı’da ağır tecrit ve psikolojik işkence koşullarında tutuluyor. Bu koşullara karşı gösterdiği büyük direniş tüm Kürt halkını derinden etkileyerek özgürlük mücadelesini bu düzeye getirmiş bulunuyor.
Kürtler işte bu komplonun 16. Yıldönümünü protesto ediyorlar. Avrupa’da üç koldan yürüttükleri uzun özgürlük yürüyüşünü 14 Şubat günü Strasbourg’da görkemli bir mitingle tamamladılar. 15 Şubat günü yaşadıkları her yerde değişik eylemlerle komployu lanetlediler. Hiçbir şey yapamayanlar bir günlük oruç tutarak komployu protesto eylemlerine katıldılar. Yine Kürler, geçen yıldan beri "Öcalan’a Özgürlük" şiarıyla yürüttükleri imza kampanyasını on milyonun üzerinde bir imza ile tamamladılar.
Kürtler artık İmralı sistemi ile birlikte yaşamak istemiyorlar. Bu nedenle PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fiziki olarak özgür bırakılmasını istiyorlar. Her nedense, İmralı’da görüşmelerin ilerlediğini ve baharda hayırlı gelişmelerin olacağını söyleyen AKP’liler, kendi yönettikleri 15 Şubat komplosu, Kürtlerin protesto eylemleri ve özgürlük istemleri konusunda tek bir kelime bile söylemiyorlar.
Başta Başbakan Ahmet Davutoğlu olmak üzere açıklama yapan tüm AKP’lilere göre, İmralı’daki görüşmeler çok iyi gidiyor ve yakında müjdeli açıklamalar olacak! Bu temelde kamuoyuna yoğun bir umut pompalanıyor. Fakat sürecin diğer tarafı olan Kürtlerden gelen açıklamalar bu durumu doğrulamıyor. Toplum hangisine inanacağını şaşırıyor ve neredeyse ''gêj'' oluyor.
KCK adına Kandil’den yapılan açıklamalar, AKP’nin yarattığı umudun tersine AKP’ye karşı mücadelenin geliştirilmesi çağrılarını içeriyor. HDP Eşbaşkanlarının açıklamaları da bundan pek farklı değil. Sadece HDP Heyetinin İmralı, hükümet, Kandil görüşme trafiğinde belli bir hızlanmanın yaşandığı gözleniyor. Seçim öncesinde sonucun ne olacağı gerçekten de merak konusu!
Erkek vuruyor, devlet koruyor
Siyaset bunlar ve benzeri olayları tartışırken, başta kadınlar olmak üzere vicdanlı ve demokrat tüm insanları derinden üzen ve öfkelendiren haber Tarsus’tan geliyor. Özgecan Aslan adlı üniversite öğrencisi bir genç kızın üç erkek tarafından tecavüz edilerek katledildiği bilgisi toplumsal ortamı bir anda hareketlendiriyor. Kuşkusuz kadın katliamı ülkemizde ilk kez yaşanmıyor, ancak Özgecan’ın katledilmesinin "Yetti artık!" dedirten bir noktada adeta bardağı taşırdığı anlaşılıyor.
Olay üzerine birçok kentte kadınlar sokağa dökülmüş ve "Kadın katliamlarını durduracağız" sloganıyla öfke ve tepkilerini ortaya koymuş bulunuyor. Özgecan Aslan’ın katledilmesi olayına erkeklerden ve siyaset dünyasından da tepki geliyor. Neredeyse toplum bir anda ülkemizde erkek terörü nedeniyle kadın katliamlarının yaşandığını hatırlıyor ve bunu AKP iktidarı ile bağlantılandırıyor.
Halbuki birçok kentte kadınlar neredeyse yalnız başına sokağa çıkamıyorlar. Yine neredeyse her gün bir kadın sözde kocası veya sevgilisi veya yakınları tarafından katlediliyor. Taciz ve tecavüz gibi olaylar sürekli yaşanır hale gelmiş bulunuyor.
Elbette bütün bunların erkek egemen cinsiyetçi anlayış ve ataerkil kültürle bağı var. Toplumun ve özellikle gençlerin nasıl eğitildiğini gösteriyor. Özellikle de AKP iktidarı altında toplumun egemen kesimi olan erkeğin cinnet geçirmekte olduğunu ortaya koyuyor. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP yetkililerinin sürekli kadını aşağılayan açıklamalarından kaynaklanıyor.
Kadınlar bu durumu çok doğru olarak "Erkek vuruyor, devlet koruyor" sloganı ile ifade ediyorlar. Çünkü eğitim tekelini elinde tutan devlet erkeğin toplumsal cinsiyetçi yaklaşımını sürekli beslediği gibi, AKP hükümeti de kadın cinayetleri ve tecavüz, taciz olayları konusunda engelleyici hiçbir yasal hüküm çıkarmıyor.
Biz kuşkusuz erkeğin toplumsal cinsiyetçi anlayışlarından kaynaklı saldırganlığına karşı kadın özgürlük mücadelesinin yanındayız. Erkeğin kadın üzerindeki söz konusu saldırganlığının bir tür faşizm ve hatta faşizmin kaynağı olduğunu biliyoruz. Bütün erkekleri de pratikte faşizm olarak ortaya çıkan bu egemen ruh hali, anlayış ve kadına dönük tecavüzcü ve katliamcı saldırganlığa karşı mücadeleye çağırıyoruz.
Fidan'ı AKP'nin kirli işlerinin yükünü taşımak mı yordu?
Tabi hepimizi sarsan ve anlamakta zorlandığımız olaylar bunlarla da bitmiyor. Bir de AKP iktidarının kara kutusu olan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın "Sır küpüm" dediği Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığından istifa etmesi durumu var. Böyle bir ortamda neden istifa ettiği bir konu, söz konusu istifa üzerine en yakınları tarafından yapılan açıklamalar başka bir konu.
Hükümet sözcüsü Bülent Arınç, "Süpermen" diyerek istifa etmemesi gerektiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Adaylığına olumlu bakmıyorum" diyerek, sadece Hakan Fidan’ın istifasına değil, milletvekili olmasına da karşı olduğunu belirtmiş oldu. Başbakan Ahmet Davutoğlu ise, "İstifa kararına saygı duydum" diyerek, aslında istifanın Hakan Fidan’ın kendi kararı olduğunu belirtti.
Böylece istifa kararını Hakan Fidan’ın kendisinin vermiş olduğunu öğrendik. Hakan Fidan bunun gerekçesini henüz açıklamadı ama Tayyip Erdoğan "Yorulduğunu belirtiyor" diyerek söz konusu istifanın nedenini açıklamış oldu. Tabi istifa nedeninin yorgunluk olduğu böylece aydınlandı ama Hakan Fidan’ı neyin yorduğu henüz aydınlanmamış bir konu olarak kaldı.
Doğru ya, devletin en önemli bürokratını, AKP iktidarının emniyet süpobunu ve Tayyip Erdoğan’ın "Sır küpü"nü ne ya da neler yordu? Bu yorgunluğu yaratan nedenler neydi ki, Hakan Fidan hem de böyle bir ortamda istifa etmeyi gerekli görüp de karar verdi?
Şimdi herkes bunu tartışıyor ve bu istifanın gerçek nedenlerini, daha doğrusu Hakan Fidan’ı bu kadar yoran nedenleri anlamaya çalışıyor. Acaba Hakan Fidan’ı Özgecan olayında görüldüğü gibi iktidarla bağlantılı olarak yaşanan yüzlerce kadın katliamı mı yordu? Yoksa durmadan umut dağıtılan çözüm sürecindeki sonu gelmeyen yalan ve hileler mi yordu?
Tabi sorular çoğaltılabilir. "Kürt sorununu çözüyorum" deyip de 15 Şubat komplosu için hiçbir şey söylememek de çok yorucudur. 9 Ocak 2013’te Paris’te üç kadın devrimcinin katledilmesi olayının sorumluluğunu taşımak da çok yorucudur. Tabi AKP’nin benzer kirli işlerinin yükünü taşımak da.
Tüm bunları göz önüne getirince insan, "Hakan Fidan yorulmasın da kim yorulsun!" demekten kendini alamıyor. Tabi herkes dört gözle kendini yoran nedenleri Hakan Fidan’ın açıklamasını bekliyor. Bilgi edinmek herkesin hem hakkı ve hem de özgürlüğün gereği!