Belediyelere kayyum atama hazırlığı, kamulaştırma kararları ve son dönemde Amed’in Licê ilçesine yönelik devam eden askeri operasyonlara ilişkin Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) eşbaşkanları ve sözcüleri tarafından Amed’de ortak bir açıklama yapıldı. DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, DTK Eşbaşkanları Hatip Dicle ve Leyla Güven, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, HDK Eş Sözcüsü Ertuğrul Kürkçü ile DBP Demokratik Yerel Yönetimler Birliği Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan’ın yer aldığı toplantı, Sur Belediyesi Konferans Salonu’nda düzenlendi.


Lice yanıyor ve yıkılıyor!

Ortak metni DBP Eşbaşkanı Tuncel okurken, ilkin Licê’deki duruma dikkat çekti. Tuncel, “Lice yanıyor ve yıkılıyor! Hukuksuz sokağa çıkma yasaklarını izleyen yıkımlar ve katliam, Silopi, Silvan, Sur, Cizre, İdil, Yüksekova, Nusaybin ve Şırnak’tan sonra şimdi Lice’nin de kapısına dayanıyor” dedi.


Belediyelere kayyum

Sonrasında partilerine ait belediyeler üzerindeki baskılara dikkat çeken Tuncel, “Belediye başkanları hapsediliyor, görevden alınıyor. Dün (önceki gün) görevden alınan Eruh ve Gercüş Belediye Başkanlarıyla birlikte 33’ü seçildikleri görevden uzaklaştırıldı, 21’i hapiste. AKP iktidarı, bütün dünyadan yükselen ‘suç işliyorsunuz’ uyarılarına kulakları tıkalı Kürdistan’ı bir kez daha fetih hevesiyle giriştiği ‘Çöktürme Planı’nı ilçe ilçe sürdürüyor” diye vurguladı ve şöyle devam etti:


Hükümetin hedefleri 

* Yıkım harekatlarına, nüfus mühendisliği ve kolonizasyon planları eşlik ediyor. Şırnak ve Hakkari il merkezlerinin, idari olarak Cizre ve Yüksekova’ya taşınarak adlarının değiştirilmesi esasen yurtsever karakterleriyle tanınan bu ilçelerin il ölçeğindeki idari, askeri ve güvenlik yapılarıyla tahkim edilmesi hedefleriyle ilgili.

* Erciş’in Van’dan, Midyat’ın da Mardin’den ayrılarak il yapılması, Mardin ve Van’ın nüfuslarının 750 binin altına düşürülerek büyükşehir statüsünden çıkarılmasına yönelik. 

* Nusaybin, Cizre, İdil, Kızıltepe ve Silopi’nin başka mevkilere nakledilmesi sınır boylarının meskûn alan olmaktan çıkarılmasını hedefliyor. Böylece, Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafında gerçekleştirilmesine uluslararası destek sağlanamayan ‘tampon bölge’nin Türkiye tarafında fiilen gerçekleştirilmesi hedefleniyor.

* AKP, özellikle olası ‘tampon bölge’de yer alan, hepsi DBP yönetimindeki belediyeleri kendi vesayetine sokmak için kayyumluk gibi akla hayale gelmez icatlar peşinde.

* Bütün bu girişimler, Kürt halkına yönelik, imha, inkar ve soykırımı destekleyen ‘düşük yoğunluklu savaş’ anlayışına ve bu anlayışın yol açtığı büyük insani felaketler çığrına bütün sonuçlarıyla birlikte geri dönülmekte olduğuna kuşku bırakmıyor.


En az 769 sivil katledildi

İktidarın bu politikalarının Türkiye’yi vahim bir noktaya getirdiğini, Türkiye ve Kürdistan’ı savaş cephesine çevirdiğini vurgulayan Tuncel, şunları söyledi: “Bu siyasetin sadece son bir yıllık bilançosuna bakmak devamı halinde halklarımızı bekleyen tehlikelere dair bir fikir verebilir: İntihar saldırılarında 269 sivil ölüm, kuşatılan kentlerde en az 500 sivil ölüm, binlerce güvenlik görevlisi ve gerilla, sayısız savaş suçu ve katliam. AKP-Genelkurmay ittifakının Kürt halkına yönelik insanlık suçları Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler gibi Türkiye’nin üyesi olduğu veya olmayı amaçladığı bütün uluslararası kurumlar tarafından kınanmasına ve çözüm sürecine dönülmesi uyarıları sıkça tekrarlanmasına rağmen Erdoğan’ın faşist bir rejim kurma ısrarı kendisiyle birlikte Türkiye’yi de hızla bir yıkıma doğru sürüklüyor.”


Dış politika

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kontrolünde olduğunu ifade ettiği dış politikadaki gelişmeleri de değerlendiren Tuncel, İsrail ve Rusya ile varılan anlaşmalara ilişkin de şunları ifade etti: “Erdoğan’ın her türlü aşağılanmayı göze alarak Rusya ve İsrail’e yönelik bütün sözlerini geri almaya, tükürdüğünü yalamaya razı olması aslında görünüşteki ‘barışçı’ sonuçlarına karşın içeride Kürt halkına yönelik harekâtı sürdürürken bazı dış basınçlardan kurtulma arayışıyla ilgilidir.”

Tuncel, Erdoğan endeksli bu politikaların içerideki ekonomik yansımalarını hafifletmeyi, Rojava’nın çözüm önerilerinin önünü dolaylı bir biçimde kapatmayı, birkaç cephede birden çatışmaktan kurtularak Türkiye’de Kürt halkına karşı savaşı yoğunlaştırmayı amaçladığını vurguladı. 


Talepler 

Tuncel, kendilerinin taleplerini ise şöyle açıkladı: “Bizler elbette bir an önce çatışmasızlığa geri dönülmesini; yıkım operasyonlarına son verilmesini, halklarımızın iradesini hiçe sayan nüfus mühendisliğine son verilerek Kürt halkının tarihsel yerleşim merkezlerinin askeri gerekçelerle boşaltılmasından vazgeçilmesini; halka verilen bütün zararların tazmin edilerek, sorumluların adalet önüne çıkarılmasını; Sayın Öcalan’ın bir an önce dâhil olacağı şekilde müzakerelere yeniden başlanmasını istiyoruz.”


 Demirtaş:  Kürt savaşına güç devşiriyor


Erdoğan’ın Rusya, İsrail yakınlaşmasının güç tazelemek olduğunu vurgulayan HDP Eşbaşkanı Demirtaş, “Dış dünyada nefessiz kaldı. İçerideki savaşı da yürütemez hale geldi. Yeni bir nefes borusu açabilmek için savaşı derinleştirip sürdürülebilir halde tutmak için bu ilişkileri yeniden kurmaya çalışıyor” dedi. 

HDP Ebaşkanı Selahattin Demirtaş, Amed’deki ortak açıklama ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Türkiye’deki iç hukuk sisteminin hali hazırda belediyelere kayyum prosedürünü ön görmediğini, AKP’nin kayyuma yasal dayanak oluşturma hazırlığı içinde olduğunu belirten Demirtaş, “Kayyum yasası yapsalar bile kadük bir yasadır uygulanması imkansızdır. ‘Türkiye’de ayakkabı giymek yasaktır’ diye bir kanun çıkarsınlar, ne kadar uygulanabilirse belediyelere kayyum yasası da o kadar uygulanır. Kayyum halk tarafından tanınmaz, dikkate de alınmaz, ne belediye personeli, ne çalışanı ne de yöre halkı seçmediği bir memuru, AKP memurunu belediye başkanı olarak tanımaz” dedi. 


Dış dünyada nefessiz kaldı

Bir gazetecinin “Kürt karşıtlığı üzerine Türkiye-İsrail ittifakı mı kuruluyor?” sorusuna Demirtaş, şu yanıtı verdi: “Bu anlaşmaların özü Kürt karşıtlığının üzerine kurulmuyor. Hükümet ve Saray’daki zat, içerdeki sıkışmışlığını ve Kürtlere karşı düşmanlığı sadece Kürtlere karşı değil, Türkiye’deki bütün muhalif kesimlere karşı yürütüyor. Bu kapsamlı savaşta güç ve zaman kazanabilmek için İsrail, Rusya, Suriye ve Mısır ile anlaşma yolları arıyor. Çünkü Saray’daki zat şuanda işte Uganda ve benzeri dışında, hiçbir ülke kabul etmiyor. Dış dünyada nefessiz kaldı. İçerideki savaşı da yürütemez hale geldi. Yeni bir nefes borusu açabilmek için savaşı derinleştirip sürdürülebilir halde tutmak için bu ilişkileri yeniden kurmaya çalışıyor.”


Batı Türkiye’den ürküyor 

“AKP döneminde hani sıfırlarda olan itibar eksilere düştü” diyen Demirtaş, “Dış dünyadan Türkiye’ye bakılınca artık IŞİD destekçisi hatta IŞİD ideolojisine sahip bir partinin iktidarda olduğu ülke olarak görülüyor ve herkes Türkiye’den korkuyor. Özellikle batı, Türkiye’den çok ürküyor. IŞİD’i desteklediği, beslediği dünyaya terör yaydığı, terör hükümeti algısı oluştu. Bunu da herhalde biz yaratmadık. Mevcut hükümet kendi pratiğiyle yarattı” dedi. 


‘Sata sata Saray’a çıktı’

Erdoğan’ın Mavi Marmara gemisiyle Gazze’ye yardım götüren İHH’ya yönelik “Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün Başbakanına mı sordunuz?” çıkışı da Demirtaş’a soruldu. Buna şaşırmamak gerektiğini söyleyen Demirtaş, Erdoğan için “Türkiye’nin en büyük satış ve pazarlama müdürü” ifadesini kulandı ve ekledi: “Satmadığı kimse kalmadı. Sata sata Saray’a çıktı. Değerlerini, arkadaşlarını, yoldaşlarını birlikte parti kurduğu insanları, cemaatleri, ona destek olmuş olan demokratları, liberalleri, gazetecileri, Avrupa Birliği’ni, Kürtleri, Alevileri ve kiminle diyalog kurmuş ise tamamını bugüne kadar satarak iktidar gücünü elde etti ve sağlamlaştırdı.”


Yakında bir müzakere yok 

Demirtaş, “Dış politikada tavır değişikliğine gidilmesiyle, içeride size nasıl yaklaşılacağını düşünüyorsunuz. Yeni bir ittifak var mı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Kısa vadede bir müzakere ihtimali görünmüyor. Erdoğan bütün kapıları kapatmış durumda ve savaştan, cenazelerden besleniyor. Dikkat edin her gün ‘Toprak ancak kanla sulanırsa vatan olur’ diyor. Oysa dünyanın en fazla kanla sulanmış topraklarında yaşıyoruz. Ama beyefendi doymuyor. Toprağın değil, kendi gıdasının kanla beslendiğini artık herkes iyi biliyor. Yoksa topraklarımız kana ziyadesiyle doydu. Binlerce yıldır bu topraklarda kan akıyor.”


Rahatsız olan sesini yükseltsin

Bu anlayış orada olduğu müddetçe barış müzakerelerinin ihtimali hiç olmadığının altını çizen Demirtaş, “Bu anlayışın geriletilmesi lazım. Kim ki bu gidişattan şikayetçi ise sesini yükseltsin. Biz evlatlarımızı Saray’a kurban etmek istemiyoruz desinler. Diyalog bu şekilde ilerleyecek. Onun dışında Suriye, Rusya, Mısır görüşmeleri tam tersine buradan aldığı güçle içerdeki savaşı büyütmeyi hesaplayacaktır” diye konuştu. 


DİHA/AMED