Filistin bayrağı, orak-çekiç ve tekbir sesleri

Dosya Haberleri —

16 Mayıs 2021 Pazar - 23:00

  • Almanya’nın bütün önemli merkezlerinde hafta sonu Filistin’deki İsrail saldırılarını protesto eylemleri vardı. Filistin bayraklarının orak-çekiçli bayraklar ve tekbir sesleriyle karıştığı eylemlere ayrıca ‘antisemitizm’ tartışması eşlik etti.

OSMAN OĞUZ

 

Frankfurt şehir merkezinin dört bir yanını adeta ablukaya alan polisin kurduğu kontrol noktasını geçer geçmez karşıma, ezici çoğunluğu genç erkeklerden oluşan bir grup çıkıyor: Öfkeli haykırışlarla polis barikatlarına doğru yürüyorlar. Ellerinde Filistin bayrakları, boyunlarında kefiyeler ile tekbir çekiyor, zafer işareti yapıyorlar.

Polis barikatının karşısında “İsrail’in yanındayız” sloganı ile eylem yapan yaklaşık 700 kişi var. Filistinlilerin eylemine ise üç bine yakın insan katılmış. İsrail destekçilerinin neredeyse tamamı 'iyi giyimli'; konuşma yaparken de, slogan atarken de sükûnetleri göze çarpıyor. Filistin eyleminde ise oldukça sıcak, hem feryat hem öfke dolu bir atmosfer var. Bir kadın, tırmandığı ağacın üzerinden kitleye slogan attırıyor; “Filistin’e özgürlük” sloganları kalabalığın başından sonuna doğru dalgalanarak yayılıyor; birkaç dakikada bir eylemin bir yerlerinden mutlaka tekbir sesleri yükseliyor.

İsrail’in Gazze’ye saldırıları ve Hamas’ın Kudüs’e roket atışları ile yükselen bölgedeki gerilim, sekizince gününe girdi. Bu gerilimin Filistinlilerin her yıl 14 Mayıs’ta karşıladığı “Nakba”ya denk gelmesi, dünya çapında gelişen eylemleri de etkiledi. Filistinli Araplar, İsrail’in 14 Mayıs 1948’de kurulmasının yıldönümünden bir gün sonrasını her yıl “felaket” (Arapça “nakba”) günü olarak karşılıyor ve sokaklara çıkıyor.

Mahkeme yasağı kaldırdı

Almanya’nın neredeyse bütün önemli merkezlerinde Cumartesi günü yapılan eylemler ise antisemitizm tartışmalarının gölgesinde gerçekleştirildi. Frankfurt’taki eyleme izin verilip verilmediği de eylem başladığında bile netleşmiş değildi. Kent yönetimi, “kamu düzenini bozacağı ve güvenlik sorunları yaratacağı” gerekçesiyle eylemi önce yasaklamış; hatta CDU’lu Güvenlik Dairesi Başkanı Markus Frank, “Bu nefret eylemini engellemek için elimizdeki bütün hukuki olanakları kullanacağız” demişti. İdare Mahkemesi yasak hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi, karar temyiz edildi ve eylemin yapılabileceğine dair son karar geldiğinde eylem birkaç saattir devam ediyordu.

Eylemlerin hemen ardından ise İçişleri Bakanı Horst Seehofer, “Almanya’da İsrail bayraklarının yakılmasını ve Yahudi binalarına saldırılmasını tolere etmeyeceğiz” açıklaması yaptı.

 

Medya nasıl gördü?

Anaakım medyada çıkan haberlerde de Cumartesi günkü eylemler, “antisemitizm” ve “İslamcılık” ile birlikte anılıyor. Frankfurter Allgemeine Zeitung’da çıkan yazısında gazetenin politika editörü Richard Wagner, “Bir İsrail elçisinin Alman makamlarını Yahudi cemaatinin ülkedeki güvenliği için ellerinden geleni yapmasını rica etmek zorunda kalması, derinden utanç vericidir” yazdı ve ekledi: “Birçok eylemcinin meselesi, İsrail’in Gazze şeridindeki tutumunu eleştirmek değil; Yahudilere olan nefretlerini Almanya’nın orta yerinde açığa vuruyorlar.”

Taz gazetesi, “Qassam, Tel Aviv’i harap et!” başlığıyla verdiği haberde Berlin’deki eylemcilerin “Tel Aviv’i vurun!” sloganları attığını aktarıyor ve eyleme katılan Erdoğan destekçisi bir Türk’ün sözlerine yer veriyor: “Erdoğan bütün pisliklere karşı: Faşizm, siyonizm, emperyalizm. İsrail ve ABD, dünya çapındaki komplolarıyla milletleri birbirine düşüyorlar.”

Frankfurt’taki eylemde de ellerinde Türk bayrağı olan ya da olmayan Türk milliyetçilerine her yerde rastlamak mümkün; onların hemen yanında ise yaşlı komünistler, emperyalizm karşıtı sloganlar yazılı dövizlerle meydanı dolaşıyor. “Allahuekber” diye bağıran genç erkekler ve çarşaflı kadınlar ile hiç değilse giyimleri ile şeriatın tahayyül ettiği hayata “uymayanlar”, aynı kare içinde.

 

Türk faşistlerinin desteği

Son eylemlerin çağrısını yapan Almanya’daki daha çok sol eğilimli Filistinlerin örgütü “Palestine Speaks” (Filistin Konuşuyor), eylemden önce Türk faşistlerinin desteği ile ilgili bir açıklama yapmış ve şu ifadelere yer vermişti: “Bize sürekli Kürtlerin Filistin yanlısı eylemlerde Türk faşistleriyle karşı karşıya gelmek zorunda kaldığı haberleri geliyor. Bu konuda açık bir biçimde pozisyon alıyoruz: Filistin’i antisemitizmleri için istismar edenler kadar mücadelemizi zehirleyen Türk faşistlerinin dayanışmasına da ihtiyacımız yok. Biz, her koşulda Kürt Özgürlük Mücadelesi ile dayanışma içindeyiz. Filistin için mücadelemiz, Türkiye, Kürdistan, Filistin ve dünyanın her yerinde baskının her türüne karşı direniş anlamına geliyor. Filistin Kürdistan, intifada serhildan!”

Bu açıklamaya rağmen Frankfurt’taki eylemde ise Kürtler yok. Bunun bir nedeni kuşku yok ki, yalnızca Türk faşistlerinin eyleme katılımının değil, ayrıca eyleme damga vuran siyasal İslamcı tonun da Kürtlerin hafızasında direniş ile değil baskı ile yan yana gelmesi.

 

Antisemitizm vs. İslamofobi

Almanya’da Filistin meselesi ile ilgili tartışmanın uzun bir tarihi var. Bu tartışma, ülkedeki solu ortadan ikiye bölecek kadar da canlı bir tartışma: Bir kampa “antiemperyalist”, diğerine “anti-Alman” deniyor. 60’lı yıllardan bu yana solun bir bölümü Filistin’i “antiemperyalist” bir politik hat doğrultusunda desteklemek, İsrail’in “işgal politikasına” karşı çıkmak gerektiğini söylüyor; diğer bölümü ise İsrail’in “var olma hakkından” bahsediyor ve Filistinlilerin mücadelesi ile Ortadoğu’da İsrail’e yönelik tepkilerin özünde “antisemitist” olduğunu öne sürüyor.

Filistinli örgütlerin bazıları ise antisemitizm suçlamasının kendilerine yönelik genel bir suçlamaya dönüştüğünü, tabiri caizse “ne yapsalar antisemitist” olduklarını, suçlamaların ardında ırkçılık ve İslamofobi’nin yattığını iddia ediyor.

 

GAZETECİ BOZTAŞ: ’BİR TARAFTA ŞERİATÇI HAMAS, BİR TARAFTA ŞERİATÇI İSRAİL’

Böyle giderse sonu kördüğümdür 

  • “Ne Hamas’ın yedeğine düşülebilir ne de Filistinli Arap halkının haklarından vazgeçilebilir ama aynı şekilde İsrailli Yahudi’nin haklarının da korunması gerekir. Bir tarafta şeriatçı İsrail, bir tarafta şeriatçı Hamas olmaya devam ederse bu işin sonu kördüğümdür.” 

 

Gazeteci Emrullah Boztaş, uzun yıllardır Ortadoğu’daki gelişmeleri takip ediyor. Bölgedeki birçok merkezi ziyaret de eden ve gözlemler biriktiren Boztaş ile İsrail-Filistin sorununu ve Almanya’daki eylemler vesilesiyle ortaya çıkan tartışmaları konuştuk.

Almanya’daki “antisemitizm” tartışmalarına dair “Her ülkenin özgünlüğü var, refleksler de ona göre gelişiyor” diyen Boztaş, devam etti: “Almanya’da milyonlarca Yahudi krematoryumlarda yakıldı, açlıktan öldürülenler üst üste yığıldılar. Bu ülkenin kirli bir Nazi geçmişi var ve bunun diyetini sürekli ödemek zorunda. Almanya’daki antisemitizm tartışması da bu arkaplan ile ortaya çıkıyor.”

 

Yahudi düşmanlığı Ortadoğu’da gerçeklik

Arapların da, Yahudilerin de semitik halklar olduğunu, bu nedenle “antisemitizm” kavramının “hiç değilse tuhaf” olduğunu vurgulayan Boztaş, Yahudi düşmanlığının ise Ortadoğu’da bir gerçeklik olduğunu söyledi. Boztaş, şunları söyledi: “Ortadoğu’da çok derin, içe sinmiş bir Yahudi düşmanlığı vardır ve bu çok yaygındır. Daha düne kadar Ürdün’ün, Mısır’ın dışında İsrail’i devlet olarak kabul eden Arap devleti var mıydı? Şimdi bir değişim var ama yine de derin bir milliyetçilik, ırkçılık var.”

 

İki şeriatçı devlet: İran ve İsrail

Yahudiler içinde de güçlü bir Arap düşmanlığının olduğuna dikkat çeken Boztaş, ekledi: “Ortadoğu’da iki tane şeriatçı devlet vardır: Biri İran, biri İsrail. İkisinin de hukuku şeriata dayanır. Biri Yahudi şeriatı, diğeri Şii İslam’ın şeriatı. O yüzden de bir Arap karşıtlığından da, Yahudi karşıtlığından da bahsedebiliriz. Bunca katliam yapılırken insanların sokağa çıkıp bir şey söylememesi, herkes de kabul eder ki, ırkçılıktır.”

 

Yangını kutlamak da, Yahudi ölümünü kutlamak da…

Mescid-i Aksa yanarken önünde kutlama gösterileri yapan Yahudi milliyetçilerinin görüntülerine de dikkat çeken Boztaş, “Tel Aviv’de Yahudiler, Kudüs’ün yanmasını kutlayamaz ama Filistinli de bunu yapamaz. Her Yahudi öldüğünde sokağa çıkıp Allahuekber diye bağırmak da ırkçılıktır” dedi.

 

İsrail devleti de, Filistinlilere statü de olmalı

“Ortadoğu güneşinin altında elbette bir İsrail devleti olmalıdır; bu halkın bir statüsü olmalıdır” diyen Boztaş, devam etti: “Filistinli Arapların da bir statüsü mutlaka olmalıdır. Ama nasıl bir devlet, bunu tartışmak zorundayız. Sorunun esası da bu tartışmadadır. Abdülhamit’ten beri Yahudi yerleşim yerleri, Filistin toprakları üzerinde; bu bölge, daha öncesinden de onların kadim toprağı. Burada iki dilli, çok kültürlü bir toplum olmazsa bu işin çözümü mümkün değil. Bugüne kadar gördüğümüz ulus-devletler ile bu sorun çözülmez; çünkü bu sorunlar, ulus-devlet zihniyetinin yarattığı sorunlardır.”

 

Hamas’ı savunmak, çetelerin yedeğine düşürür

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Mücadelenin amacı kadar araçları da temiz olmak zorundadır” dediğine dikkat çeken Boztaş, Filistin’deki siyasal hareketler ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Hamas nasıl kuruldu, kim kurdu? O kadar sosyalistin, devrimcinin yer aldığı ve enternasyonalistlerin desteklediği bir yerde nasıl oldu da birdenbire Hizbullah’ı destekleyen, El Nusra’ya ‘kardeşimiz’ diyen, DAİŞ’e bile tepki göstermeyen bir iktidar, bir hükümet oluştu? Bu, elbette İsrail’in saldırılarını, insan öldürmesini haklı çıkarmaz; ama bir eylemde Gazze’yi savunuyorum diye Hamas’ı savunmaya kalkarsan, aynı anda DAİŞ’in ve El Nusra’nın da yedeğine düşersin.”

 

Milliyetçi mantık sürdükçe işin sonu kördüğümdür

“Filistinli Arapların kendilerini yönetme hakkı vardır; İsrailli Yahudilerle birlikte yaşama ya da birlikte yaşamama hakları da vardır ve bunları savunmak gerekir” diyen Boztaş, sözlerini şu değerlendirmelerle noktaladı: “Ortadoğu’daki bu şiddet sarmalı, İsrail ile bu kör dövüşü nerede başladı? İhvan mantığıydı, Mısır’da başladı, birleşik Baas devletinde başladı. Bunların hepsi ırkçılığın farklı boyutları değil mi? Arap milliyetçiliğiydi ortada olan. 100 yıla yakındır kan dökülüyor, kaynaklar harcanıyor, çocuklar ölüyor; sonuç ne? Bu kör dövüşü, özel olarak planlanmış bir kör dövüşüdür; o açıdan da ne Hamas’ın yedeğine düşülebilir ne de Filistinli Arap halkının haklarından vazgeçilebilir ama aynı şekilde İsrailli Yahudi’nin haklarının da korunması gerekir. Milliyetçi mantıktan sıyrılma gerçekleşmedikçe bu sorun da hiçbir şekilde aşılamaz. Bir tarafta şeriatçı İsrail, bir tarafta şeriatçı Hamas olmaya devam ederse bu işin sonu kördüğümdür.”