Bu son yılların en önemli operasyonudur.
Operasyonun yapıldığı gecenin hemen ardından Başbakanın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan şu tviti attı: “Fenalığa fenalıkla mukabele etmek, husumeti artırır, kin ve nefreti körükler, insanı hem azapta bırakır hem kaybet-kaybet sarmalına sürükler...”
Bu AKP’nin sertleşen kavgayı frenleme çabasıydı. Ancak Gülen frene basmadı ve taarruza geçti.
Operasyon ile ortaya çıkan ayrıntılar ve cemaatin geri adım atmayacağının anlaşılması üzerine AKP Hükümeti operasyonun ertesi günü operasyonu yapan ve yürüten bütün Emniyet Müdürlerini görevden aldı. Bizzat Başbakan: “öncelikle ortada çok kirli bir operasyon var (…) arkasında karanlık odakları alanlar, çeteleri alanlar bu ülkeye istikamet çizemezler (…) Türkiye içinde ve dışında birtakım karanlık çevreleri alanlar istikametiyle oynayamazlar. Ayarlarını değiştiremezler. Türkiye, üzerinde operasyon yapılacak, ameliyat yapılacak bir ülke değildir. AK Parti iktidarı buna izin vermez” diyerek Gülen ve Beyaz Saraya mesaj gönderdi. Başbakan “Bu örgütlenmeyi kesinlikle meydana çıkaracağız. Babamızın oğlu olsa bizi ilgilendirmez.” Diyerek hem meydan okudu hem de tehdit etti.
Bu neyin kavgası?
Bu ne yalnızca finans rant kavgasıdır ne de görünürde dershane kavgası; devlete kimin sahip olacağı kavgasıdır ve siyasidir.
Cemaat-AKP koalisyonu nasıl oluştu ve nasıl evrildi?
AKP cemaatler ve tarikatlar koalisyonu olarak neo-liberalizmle uyumlu olarak ABD destekli 2002’de iktidara geldi.
2002-2007 yılları arasında üçlü bir iktidar vardı. Cemaat-AKP ikilisine askerler de ortaktı. Bu yıllarda askerler Türkiye’nin stratejik yönelimini yani istikametini Kafkasya’ya döndürmeye çalıştılar. Özden Örnek günlükleri ile deşifre olan eldiven, balyoz darbe girişimlerinde bulundular. ABD askerlerin bu girişimlerden rahatsızdı ve askerleri tasfiye etme kararı aldı. 2007 yılında bildiğimiz Ergenekon operasyonu başladı. Operasyonun mimarı ABD, uygulayanı ise Gülen’di. Ortaklığın siyasal gücü ise Erdoğan’dı.
Bu süreçte Türkiye toplumu ve siyasetinin tek kazanımı kuşkusuz ki ordunun siyasetin dışına itilmesi oldu. Bu demokratik ve hukuk normlarında değil, bildik komplo ve otoriter yöntemler ile yapıldı.
2010 sonrası ise Erdoğan’ın tek başına mutlak iktidar olmaya ve kafasındaki “istikameti” uygulamaya çalıştığı yıllardır.
Erdoğan, ABD’nin bölgesel çıkarları pahasına İran ile yakın durmaya, ticaretini geliştirmeye bunu yapamadığında ise gizli para transferleri yaptı. Irak’ta bombalar patlattığı söylenen ve Maliki ile kavgalı Haşımi’yi, Suriye’de ise ABD’ye rağmen El Kaide gibi fanatik İslamcı gurupları destekledi. Mısır’da Mursi ile yakın durdu ve onu destekledi. ABD ve Rusya’nın içinde olduğu Cenevre 2 konferansına takoz koymaya çalışıyor. İsrail ile problemlerini çözmedi. Dolayısıyla kavganın esası ABD’nin bölgesel çıkarlarına takoz koyma çabasıdır.
Bu savaşın bir kazananı olur mu bilinmez ama Erdoğan mevcut siyasi çizgisini ya terk edecek ya da gidecek.
İç ve dış politik denklemde ABD’nin çıkarlarını koruyan bir Erdoğan olur mu bilinmez ama olmazsa ya gidici ya da zayıf bir Erdoğan göreceğimiz kesin.
Pek ki bizim tutumumuz ne olmalı?
İkisi de mutlak iktidarın peşinde.
İkisi de her tür yöntemi mubah görüyor.
Tarafların ne demokrasi ne de barış niyeti yok.
Yine de AK cephe halkın yüzde elli oyu ile geldi ve görünür meşru iktidar. AK Parti ile mücadele etmek ve değişime zorlamak daha kolay. Cemaat cephe ise görünmezlik kisvesinde ve devlet içinde paralel devlet olmuş durumda.
Şunu da not edelim: Bu denklemde bükülemeyen ve teslim olmayan bir Erdoğan’ın askeri darbe ile uzaklaştırılmasının ihtimali vardır. Darbe ihtimali devre dışı değildir ve Mursi’de yaşandığı gibi darbe bir seçenek olarak kavgadaki muhafaza ediyor.
Dolayısıyla “ustalık” döneminde amatör Erdoğan’ın “usta” Hakan’a yenileceği kesin gibi.
Filler tepişiyor; Erdoğan Gülen savaşı
Hüseyin Gülerce, Hakan Şükür’ün AKP’den istifası üzerine attığı tvitte: “Hakan Şükür’ün istifası, 2013’ün en önemli siyasi olayıdır. AK Parti, bu istifayı, en samimi uyarı olarak anlamalıdır. Belki de son uyarı…” demişti. Ancak AKP uyarıyı almamış olacak ki içinde üç bakan çocuğunun da olduğu Erdoğan’a yakın onlarca kişi “yolsuzluk” iddiası ile gözaltına alındı.